ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-1-GİRİŞ

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-1-GİRİŞ
Müslümanların bir çatı kuruluşuna ihtiyacı var. Cemaat, tarikat, gurup, vakıf, dernek gibi bünyeler altında sayısız kuruluşa sahip olan Müslümanlar, birbiriyle irtibat kurmaksızın, çoğunluğu birbirini tanımaksızın, bazen de rekabet ve husumet içinde yaşıyorlar. Bunların arasında münasebet tesis edecek, faaliyetlerinde belli bir insicam sağlayacak, üst kuruluş, şemsiye kuruluş ihtiyacı had safhada. Cemaatleri birleştirmek gibi afaki hedefler edinmeye, imkansızın peşine gitmeye lüzum yok, ihtiyacımız olan şey, her bünyenin muhtariyetini tanıyan, faaliyetlerinin organizasyonunu gerçekleştiren bir koordinasyon merkezi gerekiyor.
Zor bir mevzuu… Zorluk, üç temel meselede kendini gösteriyor; itimat edilebilir bir koordinatör, müşterek çalışma anlayışı, uygun bir teşkilat yapısı… Farklı gurupların itimat edebileceği, sözünü dinleyebileceği, ortaya çıkacak gücü istismar etmeyecek bir koordinatör veya hakem veya sözcü ihtiyacı en mühim eksikliğimiz. Çevresine üç beş kişi toplayan kendini dünya lideri zannediyor, kendi dışındakileri de en azından CIA ajanı olmakla suçluyor. Bu kadar seviyesiz bir ortamda, hem müktesebatıyla itimadı haketmiş, hem oluşacak gücü istismar etmeyecek bir şahsiyet, çatı müessesesini kurma imkanına sahip olabilir. Cemaat ve gurupların müşterek çalışma anlayışlarındaki nakısa çok derin, bu eksikliği giderecek, müşterek çalışma anlayış ve alışkanlıklarını kazandıracak bir hakem büyük mesafeler alabilir. Müşterek çalışma anlayış ve alışkanlıklarını engelleyen en mühim iki sebep şu; guruplar ya başkalarını kullanmak için bir araya geliyor veya başkalarının kendilerini kullanacağı endişesiyle ayrı duruyor. İki problem de hastalıklı bir akıl bünyesine işaret ediyor, başkalarını kullanmak gibi hasis ve samimiyetsiz düşünceler zaten kalp hastalığına işaret ediyor, başkaları tarafından kullanılma endişesi ise nefs emniyetine sahip olmayan dar ufuklu akıllara delalet ediyor. Bir araya gelmek gerektiğine inananlar, uygun bir teşkilat yapısı kuramadığı, böyle bir teşkilat bünyesi oluşturamadığı için, samimi gayret ve çabalar bir müddet sonra akim kalıyor. Kullanma niyetini ve kullanılma endişesini ortadan kaldıracak olan ise önce itimat edilebilir bir hakem sonra da uygun bir teşkilat numunesi…
Bu fikir, Bülent Arınç’ın siyaseti bırakma açıklamasından mülhem. Bülent Arınç, şahsiyet, fikir, tavır, ahlak ve daha birçok hususiyet bakımından “hakem” rolüne uygun görünüyor. Yıllardır siyasette bulunmuş olmasına rağmen, bana bir siyasetçi gibi değil de fikir adamı intibaı vermiştir. Hakem olacak şahsiyetin mutedil olması, tarafların üzerinde hakimiyet kurma teşebbüsünde bulunmaması, aksiyon adamı olmaktan daha çok fikir adamı olması, devleti ve halkı yeterince tanıması, çatı kuruluşun üreteceği sivil iktidarı istismar etmemesi gibi hususiyetleri Bülent Arınç’ta bulmak mümkün. Siyasetin tepesine kadar çıkıp, orada siyaseti bırakması, bırakabilmesi, bundan gocunmaması, şahsiyetinin kemaline işarettir. Siyaset yaptığı dönem boyunca halkla ve Müslüman guruplarla karşı (bildiğimiz kadarıyla) güzel münasebetler kurmuş olması, hakem rolü için uygun görünüyor.
Bülent Arınç’ın siyaseti bırakacak olması, emekli olacağı manasına gelmez. Siyaseti bırakması, davayı bırakmasını gerektirmez. İslam, ne emekliliğe ne de atalete müsaade eder, ölünceye kadar mesuliyet devam eder. Bülent Arınç gibi bir donanım ve tecrübenin, inzivaya çekilmesine müsaade etmemek gerekiyor, zorla da olsa böyle bir kuruluşun başına getirilmesi şart.
Bülent Arınç’ın, devleti tanıması, Müslüman gurupların sivil faaliyetlerinde ciddi bir kazançtır. Akparti hükümetlerine kadar Müslüman gurupların devleti kafi derecede tanımamasından kaynaklanan vahim hatalar yapıldığı malum.
Hakem olarak Bülent Arınç’tan bahsetmemiz, siyasete entegre bir sivil hareket başlatmak anlamına gelmez. Çatı kuruluş, şemsiyesi altına alacağı sivil gurupları devlete entegre etmek için değil, sivil özelliklerini koruyarak faaliyetlerini devam ettirmek içindir. Bülent Arınç’ın siyaseti bırakmasına rağmen, hem siyasetten gelmesi hem de hala ve ileride iktidarda kalmaya devam edecek olan Akparti mensubu olması, ilk bakışta hükümete entegre bir yapı kurulacağı zannını ve endişesini doğurabilir. Bu zannı besleyecek, bu endişeyi artıracak teşebbüslerden uzak durmak tabii ki şart.
Siyasetten bağımsız bir hareket başlatmak, Akparti’ye ve hükümete muhalefet cephesi kurmayı da gerektirmez. Akparti hükümetinin siyaset ve devlet eliyle birçok işi yaptığı malum, ne var ki devlet eliyle yapılamayacak, yapılmaya çalışıldığında ise bir takım problemleri davet edecek bir çok iş var. Bunların gönüllü kuruluşlar eliyle ve siyasetten bağımsız şekilde yapılması lazım. Hükümetten bağımsız olmayı ona karşı muhalefet yapmak şeklinde anlamak ne kadar sıhhatsiz ise muhalefet yapmamanın yan kuruluş şeklinde anlaşılması da sıhhatsizdir. Bağımsızlık öncelikle “saha farklılığı” anlamına gelir, bahsini ettiğimiz hareket Akparti’den değil siyasetten bağımsız olmalıdır. Sahalar farklı olduğu için, muhalif veya muvafık olması gerekmez, her biri farklı sahalarda çalışmalarına devam edebilir. Tabii ki siyasi saha ile içtimai saha birbirinden tamamen bağımsız değildir ve kesişme noktaları mevcuttur. Kesişme noktalarında doğru kararlar almak, doğru tavırlar sergilemek, maharet sahibi insanlar için zor olmasa gerek.
Bülent Arınç, bizde oluşturduğu intiba itibariyle böyle bir iş için uygun görünüyor. Bu tür bir pozisyon için uygun bir şahsiyetin ne kadar uzun bir sürede yetişebileceğini düşününce, Bülent Arınç’ın emekli olması ve hayatının geri kalanını torun severek geçirmesi büyük bir kayıp olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir