CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(04.03.2014)-DEĞER MİYDİ?

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(04.03.2014)-DEĞER MİYDİ?

Saman gazetesinde, savaş ilanından sonra “değer miydi?” başlıklı yazı yazma geleneği başladı. Belli aralıklarla bu başlık altında yazı yayınlıyorlar, o kadar ahlaksızca bir dil kullanıyorlar ki, kendileri sütten çıkmış ak kaşık, başkaları ise cehennemin dibini hak etmiş günahkarlar… Güya munis bir dil kullanıyorlar, güya tevazu sahibidirler, yayınladıkları metin, dehşet bir kibir abidesi. Gayet ılımlı bir üslupla sadece muhatabını suçlayan, buna karşılık kendilerini günahsız gören bir kibir ki, İslam tarihinde böyle bir misal yok. Günahsızlık tavrının ve düşüncesinin “büyük günahlardan” olduğunu bilmeyecek kadar ilmihalden bile habersiz bu güruh, edalarına bakınca, mahşerde kabadayı kabadayı yürüyecekmiş hissi uyandırıyor. Allah’ın huzuruna, “Senin dinini biz koruduk” iddiasıyla çıkacak ve haşa O’nunla pazarlık yapacakmış duygusu saçılıyor etrafa. Be adam, kendinizin de günah işlediğine, yanlış yaptığına dair bir ihtimal bırak hiç değilse… Böyle bir ihtimal bırak da, “insan” olduğunu anlayalım, yani hata yapabileceğini, yanlış yapabileceğini, günah işleyebileceğini bilelim, yani insan olduğunu görelim.

*

Saman gazetesinin internet sitesinde, Veysel Ayhan isimli birisi, 02.03.2014 tarih ve “Değer miydi?” başlıklı yazısında geleneği sürdürmüş. Yazının sonundaki ifadeden anlaşıldığına göre Veysel Ayhan, Saman gazetesi genel yayın editörüymüş. Bu da demek oluyor ki, gazetenin resmi görüşüyle karşı karşıyayız.

Veysel Ayhan şöyle başlıyor yazısına;

“Türkiye, dünyada itibar kazanıyor, insanımız adım adım zirvede yerini alıyordu. Yüzler gülüyor, yürekler ümitle çarpıyordu.”

Ne hoş değil mi? Yazıya şöyle devam ediyor;

“Askerî vesayet gerilemiş, Ergenekon tuzakları bir bir bertaraf edilmişti. Tam bir demokrasi için sadece birkaç adım kalmıştı. Ne acı ki bu adımı atacak olanlar demokrasiyi değil, kendi emellerini tercih etti.
Oysa balkon konuşmaları yapmış, her kesimin gönlünü kazanmıştınız. Gönüllerini size açan milyonların kalbinde taht kurmak yerine 3-5 villaya tamah etmeye, milyarları tercih etmeye değer miydi? Size gönül kapılarını açmış, ülkenin demokratikleşmesi için kapı kapı gezmiş, destek olmuş milyonlarca müminin gönlünü yıkmaya değer miydi?”

Nasıl?

Birkaç adım kalmıştı Fethullah Gülen’in hedefine ulaşmasına ama o son birkaç adımı atamadan “Uzun Adam” uykudan uyandı, ihaneti farketti, mücadeleye başladı. Oysa Fethullah Gülen, Ankara’da, Bursa’da, İstanbul’da villalarını, yalılarını, çiftliklerini inşa ettirmiş, inşaatlar bitme aşamasına gelmişti. Birkaç adım sonra kendileri de teşrif edeceklerdi, çünkü ülkeyi ele geçirmiş olacaktı.

Cümle arasına sıkıştırdığı ifadeye bakın; “milyonlarca mümin”… Adamımız zeki ya, kaşla göz arasında milyonlarca sayıda olduklarını iddia ediyor, hani belki korkarız diye… Zeki triplerine yatan orta zekalar kadar komik adam görmedim hayatımda…

Cümle arasına sıkıştırdığı başka ifadeler de var; “Size gönül kapılarını açmış, ülkenin demokratikleşmesi için kapı kapı gezmiş, destek olmuş milyonlarca müminin gönlünü yıkmaya değer miydi?” Türkiye’deki milyonlarca Müslümandan bahsetmiyor, dünyadaki yüzlerce milyon Müslümandan bahsetmiyor, sadece kendi örgütlerinden bahsediyor. Tayyip Erdoğan, dünyada kendine ümit bağlayan yüzlerce milyon Müslümanı hayal kırıklığına uğratabilir, bu adamlar için hiç problem değil. Kendilerini hayal kırıklığına uğratmasın, mesela İsrail ile aşk hayatı yaşasın, bu arada dünyadaki yüzlerce Müslümana ihanet etsin, bunu dert etmiyorlar, kendilerinin (hatta İsrail’in) menfaatine dokununca çıldırıyorlar. Tayyip Erdoğan, Bosna’dan Kırım’a, Somali’den Arakan’a kadar yüzlerce Müslümanın derdiyle ilgileniyor, kendiler Türkiye’de ve dünyada bir tane Müslümanın derdiyle ilgilenmiyor, buna rağmen Erdoğan suçlu, kendiler günahsız oluyorlar. Tam olarak Yahudi mantığı, Yahudi kafası, Yahudi düşünce sistemi…

Kendinden gayet emin şekilde şöyle devam ediyor;

“Değer miydi onlarca mal mülk varken dahasını talep edip işadamlarını komisyon sırasına dizmek? Milyonlarca AK Partili sizi kendisine rol model almışken onlara ‘komisyon ahlakı’ aşılamak, kamuya ait bir arpanın hesabını vermenin endişesini duyma duyarlığını tarihe gömmek? Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’lerin peşinden gidip devlet malının zerresine bulaşmadan nezahetle Müslümanlığı temsil etmek varken onların ahlak mirasını bit pazarında satmaya değer miydi?”

Yazı baştan sona yolsuzluk muhtevasıyla dolu… Yolsuzluk yaptığı konusunda da imanından emin olduğu kadar emin… Dehşet bir oyun sergiliyorlar, Tayyip Erdoğan ile ilgili bir cümlelik olumsuz şeyden bahsedemiyorlar, sadece yolsuzluğu gündeme getiriyorlar. Şimdi anlaşılıyor mu, yolsuzluk operasyonunu neden yaptıkları… “Uzun Adam” ile ilgili hiçbir tenkitleri, tenkit konuları olmayınca, yolsuzluk operasyonunu tezgahlayıp, tenkit edecek konu ürettiler. Sinsiliği ve hainliğe bakın, tenkit edecek bir şey bulamıyorlar, kendileri bir şeyler uyduruyor, sonra da kendi uydurdukları yalan üzerinden başbakanı tenkit ediyorlar.

*

Şimdi sıra bizde;

Fethullah Gülen, Türkiye’de bir tane Müslüman ile yan yana görünmedin, buna karşılık liberallerle beraber oldun, 28 Şubat darbecilerin postallarını yaladın, batılı misyon şefleriyle ahbap, Papa ile kanka oldun, değer miydi üç günlük dünyada?

Gülen adam, ikinci dünya savaşından beri İsrail zulmü altında her türlü işkence ve baskıya maruz kalan Filistinlilerin yarasına merhem olmaya giden Mavi Marmara gemisindekilere, içlerindeki şehitler ve gaziler de dahil, tarizde bulundun, İsrail’in gönlünü kazanmak için milyonlarca müminin gönlünü kırdın, değer miydi, ya da hangi bedel karşılığı değerdi?

Mısır’da, daha Muhammed Mursi cumhurbaşkanıyken, gazeten olacak paçavranın Kahire temsilcisine Mursi ve İhvan aleyhine yazı yazdırdın, darbe olduğunda darbecilere tek kelim etmedin, darbeye canları pahasına direnen Müslümanlara, gazetende ağır hakaretler ettirdin. O zamandan beri merak ediyorum, Kahire ve diğer şehirlerin meydanlarında canlarını veren müminler, başka bir Rabbe mi inanıyordu? Sen onların rabbine inanmıyor muydun yoksa? İsrail’in gönlünü etmek için, Kahire meydanlarında keskin nişancılar tarafından şehit edilen müminlerin Rabbine inanmak zor mu geldi? Silahsız şekilde ve şiddete başvurmadan direnen, o şanlı direnişte canlarını veren Müslümanların yanında yer almadığın için, onların rabbinden başka bir Rabbe inandığına kanaat getirenleri nasıl ikna etmeyi düşünüyorsun? Bunların tamamı yanlış olsa bile, değer miydi, bu kadar ağır şüphe ve ithamları kendi elin ve dilinle üstlenmeye…

Değer miydi, İsrail’in gönlüne girmek için tüm Müslümanların gönlünden çıkmak…

Daha neler neler… Ama anladık ki sen hiçbir şeye değmezsin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir