CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(09.03.2014)-BİR KAHRAMAN, EFKAN ALA

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(09.03.2014)-BİR KAHRAMAN, EFKAN ALA

Haberi biliyorsunuz, paralel savcı, İstanbul emniyet müdürlüğü, istihbarat şube müdürünü ifadeye çağırmış, şube müdürü de başbakanlık müsteşarı Efkan ALA’yı aramış, ne yapayım, nasıl tavır takınayım, diye… Efkan Ala da, savcıdan gelen yazıyı çöpe atmasını söylemiş…

Bu hadise çok önemli bazı mevzulara işaret ediyor. Hükümete karşı darbe teşebbüsünün nasıl önleneceği konusu ile ilgili temel siyasi mevzulardan birisidir. Yargı (veya ordu) içinde bir çete kurulmuş, işgal ettiği alanın (yargının veya askeriyenin) imkanlarını ve gücünü kullanarak hükümete karşı darbe planı yapmış ve teşebbüse geçmişse buna karşı nasıl mücadele edilir? Bu sorunun ve cevabının temelde iki boyutu var; birisi mevcut “kurulu düzen”, ikincisi, kurulu düzenin dışına taşan kısmı…

Darbe suçu, devletin kurulu düzeninde, belli teşkilatları (yargı, ordu, polis vesaire), hukuk içinde kalarak işgal edilmiş olsa bile hukuk dışı bir hedefe yönelik olarak harekete geçirmektir. Bir generalin veya polis şefinin veya savcının veya hakimin, bulunduğu konumun hukuka uygun olması, yapacağı her işin hukuka uygun olduğu manasına gelmez. Elindeki güç ve imkanı hukuk dışı hedefler için kullanma imkanı, gücü arttıkça artmaktadır.

İllegal örgütlerle mücadelenin nispeten kolay olması, onların zaten ontolojik (teşkilatlanma cihetinden) olarak gayrimeşru olmasıdır. Oysa emirleri astları tarafından sorgulanamayan bir generalin veya savcının, hukuk dışına çıkma, mesela darbe yapma niyeti karşısında, elinde bulunan ve hukuka uygun görünen makam ve güç ile mücadele tabii ki daha zordur. Burada, bir taraftan adamın sahip olduğu güç ile mücadele edeceksiniz diğer taraftan hukuka karşı mücadele edeceksiniz. Çünkü görüntüde o adam hukuku (ve devleti) temsil etmektedir.

Çok ince bir anlayış gerekir ki, hukuk çerçevesinde yetkilendirilmiş bir adamın niyetinin hukukun dışında bir hedefe yönelmiş olduğu idrak edilebilsin. Anlamak kafi değil, anladıktan sonra, görüntüde hukuku temsil eden savcı ve devleti temsil eden generale karşı, dirayet ve cesaretle mücadele etmek gerekir.

Efkan Ala’ya ait olduğu iddia edilen ses kaydı, Efkan Ala’nın ve tabii onun bağlı olduğu başbakanın, meseleyi erken teşhis denebilecek hızla anladığı ve kahramanlık çapında bir dirayetle mücadeleye başladığı görülüyor. Birilerinin, meseleyi, savcının hukuku temsil ettiği, Efkan Ala’nın ise ona karşı hukuku ihlal ettiği şeklinde ortaya koyması kimseyi aldatmasın. Hukukun dışına çıkan, hukukun dışında bir mücadeleyi kabul etmiş demektir. Savcının, gayrimeşru hedefine yönelik hukuk kisvesi giydirilmiş hamlesine karşı, mevcut hukuk düzeni içinde mücadele edilmesini beklediği, o düzen içinde kalındığında da hamlesinin mutlaka planlanan neticeyi elde edeceği düşüncesi tabii ki mahkum edilmelidir.

Efkan Ala, savcı bile olsa hukuku ihlal eden kişiye karşı, hukuku ihlal ederek “meşruiyeti” koruyan bir karşı hamle yapmıştır. Savcı, usul bakımından hukuka uygun, hedef bakımından hukuka aykırı, Efkan Ala ise usul bakımından hukuka aykırı, hedef bakımından hukuka uygun bir davranış sergilemiştir. Usul tabii ki önemlidir ama usulün önemi, esası muhafaza ve elde etmek içindir. Hiçbir hukuk sistemi, kendinin istismar edilmesine, kendisi ile hukuk dışı bir hedefin gerçekleştirilmesine müsaade etmez. Hukukun bu kadar ahmakça bir düzenleme olduğunu iddia etmek, onun ruhunun olmadığını kabul etmektir, oysa kanunlar, “lafzı ve ruhu ile mer’idir”. Kanunun hiçbir lafzı (mesela usulü), ruhuna (mesela esasına) aykırı şekilde yorumlanamaz ve tatbik edilemez.

*
Sistem içinde düşünenler, sistemin ufku ile malul olan bir idrak ve tefekküre sahiptirler. Sistemin dışında düşünebilme istidadı kazanmış her unsur, sistemik düşüncelere karşı galip gelmiştir. Fatih Sultan Mehmet Han’ın gemileri karadan götürmesi, sistemin dışında düşünebilme maharetini gösterir. Bizans, sistemik düşünceye mahkum olduğu için gemilerin karadan götürülebileceğini düşünememiş, bu sebeple Haliç’te tedbir almamıştır. Sistemin (mevcut ufkun) dışına çıkabilecek kadar derin düşünebilen insanlar ve teşkilatlar, mevcut yapılara karşı üstünlük elde ederler.

Fethullah Gülen örgütü, mevcut sistemi derinliğine tahlil etmiş, o sistemin içinde neler yapılabileceğini değerlendirmiş, ona göre örgütlenmiştir. Fethullah Gülen, mevcut sistemin dışında düşünemeyen, tüm hamlelerini mevcut sistemin ufkuna mahkum eden ama o sistemi istismar konusunda müthiş bir maharet kazanan kişidir. Karşısındaki kadronun (Akparti ve hükümet kadrolarının) ise sistemik düşünceye mahkum olduğunu zannetmekle en büyük hatasını yapmış, dev bir gücü ahmakça harcamıştır.

Başbakan başta olmak üzere, Akparti ve hükümet cenahında sistem üstü düşünebilen bir kadronun olduğu, on yıllık süreçte defalarca anlaşılmıştır. Mesela aslında zannedildiği kadar güçler dengesi ile alakalı değil, mesele, düşünce tarzıyla ilgilidir. Akparti kadrolarının düşünce ufku, Fethullah Gülen örgütüne göre çok daha yüksek irtifalarda geziyor.

Şimdi Fethullah Gülen “ininde” ne yapıyor dersiniz? Sistemik düşünce ile sistem üstü düşünce arasındaki farkı anlamadığı için kafasını duvarlara vurmakla meşgul. Sürekli fikir, fikir diye çığlık atmamızın sebebi, şimdilerde daha iyi anlaşılıyor olmalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir