CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(13.02.2014)-ŞEFKAT TEPE DİZİSİ HEZEYANLARI

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(13.02.2014)-ŞEFKAT TEPE DİZİSİ HEZEYANLARI

Cemaatin televizyonundaki diziler her bölümüyle felaket bir anlayış çarpıklığına işaret ediyor. Fazla izlenmiyor olmalı ki gerekli tepkileri almıyor, mesela biz kamuoyuna yansıyan sahnelerden haberdar oluyoruz. Genellikle umursanmayan bu diziler, takipçilerin akıl bünyelerini ve zihni evrenlerini ağır ve etkili şekilde zehirliyor. Bu sebeple takip ve tenkit edilmesinde fayda var.

Şefkat Tepe dizisindeki Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam ile ilgili sahneler, izleyicilerin zihinlerini zehirlemek için istismarın nerelere kadar varabileceğini göstermesi bakımından ipucu mahiyetinde. Fethullah Gülen örgütünün istismar etmeyeceği hiçbir kıymetin olmadığını böylece anlamış olduk.

Dizideki o sahneler, mütedeyyin basın yayın kuruluşlarında yoğun şekilde tenkit edildi. Bazı yazarlar müstakil yazılar yazdılar. Star Gazetesinde bu gün (13.02.2014) Ahmet Taşgetiren’in yazısı dikkat çekiciydi. Ahmet TAŞGETİREN, “Nasıl Yapabildiniz bunu?” başlıklı yazıda meseleyi tetkik ediyor. Ahmet Taşgetiren’in yazısındaki bazı bilgiler önemli, zira Taşgetiren daha önce cemaat medyasında (Bugün gazetesinde) uzun süre çalıştı. İçeriden bazı bilgileri var ki bunlar önemli…

“Biliyorum, Samanyolu yayın grubu içinde yayınları süzen bir ekip var. Belgeseller dahil hemen her program yayından önce denetleniyor, islami ölçülere aykırı ifadeler çıkarılıyor veya değiştiriliyor.
Ayrıca kitap yayını konusunda da Camia, belli bir süzme mekanizmasını hep devrede tutuyor.
O filtrasyon işini yapan insanlardan bir kısmını tanıyorum ben. İyi niyetli, titiz, gerçekten islami hassasiyeti olan arkadaşlar.”

Ahmet Taşgetiren’in bu ifadeleri, cemaat televizyonlarında yayınlanan program ve filmlerin (ve dizilerin) belli bir süzgeçten geçtiğini gösteriyor, yani hezeyanlar “gözden kaçan” sahneler halinde önümüze geliyor değil. Bu dizilerin senaryolarındaki hezeyanlar gözden kaçmış sahneler değil, aksine kasıtlı bir propagandanın eseri.

Ahmet Taşgetiren yazısına böyle başlıyor ve hayretini dile getiriyor. Bir takım izahlardan sonra yazıyı şu hükümlerle bitiriyor;

“Bu durumda iki olgudan söz edilebilir:
Bir: Bu tür rüyaların görüldüğü, Sungurlar Timi’ne benzer idealize edilmiş özel yapıların fevkalade haller yaşadığı bir alan.
İki: Birileri tarafından rüya motifi ile, geniş kitlelerin bir takım eylemlere sürüklenmesi.
Her iki olgunun da sıhhatli olduğunu söylemek mümkün değil. Birincisi bir “cezbe” halini ifade ediyor, ikincisi de “istismar” halini. Cezbe hali makulün kaybolması tehlikesini içerir, istismar ise, tam bir tefessühtür. Hele istismara konu, Rasullulah’ın muazzez şahsiyeti oluyorsa, bu cinayeti ölçecek terazi bulunmaz.”

Ahmet Taşgetiren, verdiği bilgilerden sonra böyle bir neticeye varması, iyi niyet ve temkinli hareketten kaynaklanan hafif bir tenkittir. Oysa mesele çok daha vahimdir.

Meselenin vahametini ve ciddiyetini kaleme alan site yazarımız İbrahim Sancak oldu. Bu gün (13.02.2014) sitemizde yayınlanan, “Şefkat tepedeki o sahnenin kodları” başlıklı yazısı, meselenin gerçekten çok derin ve vahim olduğunu gözler önüne serdi. İbrahim Beyin yazısındaki can alıcı tespit şu; Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ile doğrudan irtibat kuran, emirleri doğrudan O’ndan alan bir cemaat ve hareket görüntüsü ve inancı oluşturularak, “usul ilimleri” aşılıyor, Hadis-i Şerifler ve Ayet-i Kerimeler bağlayıcı olmaktan çıkarılıyor, böylece yeni bir din telakkisi üretiliyor. Öyle ya, emir doğrudan Hz. Resulullah’tan (SAV) alınıyorsa, başka bir ölçüye ihtiyaç kalır mı?

Meseleye bu açıdan bakılınca, Fethullah Gülen ve örgütü, İslam tarihinin en büyük ve en sinsi “dinde reform” hareketidir. Meselenin anlaşılması için İbrahim Beyin yazısının okunması şart, bizim özet olarak nakletmemiz mevzuun izahı için kafi değil.

Ahmet Taşgetiren’in yazısı, içeriden bilgileri naklettiği için, İbrahim Beyin teşhisini güçlendirmekte, delillendirmekte, isabetinin yüksekliğini göstermektedir.

Fikirteknesi, yine meseleye dair temel teşhisi isabetli şekilde koymak bakımından öncü özelliğini göstermiştir. İbrahim beyin yazısı ve teşhisi ile artık Fethullah Gülen ve örgütünün anlayışı deşifre olmuş durumda. Tefekkür sahasında ülkenin “fikir akıncıları” olan yazarlarımız, anlaşılan o ki, Türkiye’de büyük bir boşluğu doldurmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir