CEMAAT KAVRAYIŞINDA SIKIŞMAK

CEMAAT KAVRAYIŞINDA SIKIŞMAK

İslam cemiyeti bahsi, her nedense gündeme gelmiyor. Müslümanlar, hangi sebeple olduğu anlaşılmaksızın, “İslam cemiyet” bahsi üzerinde çalışmıyorlar. Bu konudaki hareketsizliğin ve alakasızlığın ilk bakışta görünen bazı sebepleri var ama meseleyi izaha kafi değil. İlk göze çarpan sebepleri, hayatı cemaat çerçevesinde yaşamaya alışmış olmaları, hayatı, büyük insan kütlelerini içine alacak çapta anlayamamış olmaları, İslam’ın, mizaç çeşitliliklerinden kaynaklanan içtimai çeşitlilikleri ihtiva ettiğini kavrayamamış olmaları vesaire…

İçtimai kavrayışın, cemaat kavrayışı sınırlarında kalması halinde Müslümanların, cemiyet (toplum) yekununu oluşturan renklerden bir renk olması kaçınılmazdır. Hakim renk haline gelme ihtimali de olmayacaktır. Böyle bir netice, İslam’ı, cihanşümul olan mahiyeti bir tarafa, bir cemiyeti dahi ihata edemeyecek fikri meşgale haline getirir. Cemiyet içinde bir cemaat (veya birçok cemaat) olma hali, İslam’ın tamamının yaşanma ihtimalini sıfırlar. Zira hayatın tamamını inşa edememiş olan dünya görüşleri, hayatın tamamını yaşama imkanını üretememiş demektir. İslam, hayatın tamamını üretemediği takdirde, kendini, varlık, insan ve hayat temel bahislerinin tamamında tatbik edemez. Tamamının tatbik edilememesi, ihtiva ettiği hikmetlerin zuhuruna manidir.

Cemaat kavrayışından cemiyet (toplum) kavrayışına sıçrayamayan düşünceler, teorik olarak değilse de pratikte eklektik bir yapı arzetmeye başlarlar. Hayatın bir kısmı ile ilgilenen disiplinler, hayatın yekununa eklenmekten kendilerini kurtaramazlar. Hayatın yekununa eklenmek, “müstakil dünya görüşü” olma iddia ve imkanını kaybetmektir.

Müstakil dünya görüşü olmanın iki önemli hususiyeti var. İman ve meşruiyet… Cemiyetin yaşadığı hayatın bir kısmını işgal etmek ve diğer kısımlarına alakasız kalmak, kendi dışında bir iman ve meşruiyet kaynağını takdir ve teyit etmektir. İslam, iki meşruiyet kaynağı tanımaz. Daha keskin ifade ile söylemek gerekirse, iki meşruiyet kaynağına sahip olmak, şirktir. Hayata eklenmiş cemaatçi anlayış, en hafif tabirle İslam’ın nakıs olduğunun kabulüdür. İslam’a böyle bir iftirada bulunmak hiçbir Müslüman’ın cüreti dahilinde değildir.

Müstakil dünya görüşü olabilmek için, kainat, insan ve hayat temel bahislerini ihtiva eden nizami (sistematik) izah yekunu gerekir. Herhangi bir alandaki izahlarını başka dünya görüşlerinden veya düşünce mecralarından ödünç alan dünya görüşü, müstakil olma iddiasına sahip olamaz. Bu noktadan bakıldığında dünyadaki tek “müstakil dünya görüşünü” İslam üretebilir. Tarihinde üretmiştir de… Günümüzde ise kainat, insan ve hayat temel bahisleri bir tarafa, cemaat kavrayışından cemiyet kavrayışına sıçramakta bile patinaj yapıyor.

Cemaat yapılarında ve cemaat kavrayışında, fikir-mizaç ayniliği meydana geliyor. Daha doğrusu, benzer mizaçların bir araya gelmesiyle oluşan beraberlikler, sahip olunacak fikirlerin de müşterek mizaç hususiyetleri tarafından vakumlanarak kendine benzetilmesine yol açıyor. Benzer mizaç hususiyetlerine sahip olan insanların bir araya gelmesi, cemaati kaçınılmaz kılar. Benzer mizaçların toplamından ancak cemaat çıkar. Benzer mizaçların oluşturduğu cemaatin ürettiği kültür iklimi ise o mizaç hususiyetlerinin ufkunda dolaşır. Böylece bir fasit daire üretilir ve düşünce ve hayat kısırlaştırılır.

Cemiyete kadar uzanamamış kavrayış bütünlükleri, tabiatı gereği “parça fikir” üretir. Çünkü cemaat, cemiyetin parçalarından biridir. Cemaat sınırlarını aşamamış olan insanların aklı ve düşüncesi, parça fikirden kurtulamaz. “Parça fikir”, mutlaka başka bir yekuna (sisteme) eklemlenir. Eklemlenmekle farklı meşruiyet kaynaklarına da imkan tanır. İşte “müstakil dünya görüşü” ihtiyacının ne kadar zaruret olduğu bu noktada apaçık kendini gösterir.

Cemaat kavrayışından cemiyet kavrayışına sıçramak, çok sayıda cemaati de ihtiva eden bir içtimai anlayış ufkuna ulaşmaktır. Bu noktada ilk anlaşılacak husus, hayatta birden çok “gerçeklik” olabileceğidir. Çok sayıda gerçekliğin mümkün olması, cemaat kavrayışındaki insani münasebetlerin ve hayattaki tüm denklemlerin değişmesi gerektiğini gösterir. Cemaat hayatında ve kavrayışında, hayata dair denklemler çok sadedir ve anlaşılması ve tatbiki kolaydır. Oysa çok sayıda gerçekliğin (mesela birden çok cemaatin) mümkün olduğu kabulü, içtimai münasebetlerin ve hayatın denklemlerini fevkalade girift hale getirir. Acaba cemaat kavrayışından cemiyet kavrayışına sıçramaktaki zorluğun sebeplerinden biri bu mudur?

İslam’ın cemiyet anlayışı, farklı mizaç ve ahlak terkiplerinden meydana gelen çeşitlilikleri, farklı hassasiyet seviyelerinden meydana gelen çeşitlilikleri, farklı şartlar ve imkanların ürettiği çeşitlilikleri ve farklı fikir ve dinlerden meydana gelen çeşitlilikleri ihtiva eder. Bu taksimattaki her bir kısım kendi içinde de çok sayıda çeşitliliği barındırır.

Çok sayıda farklı gerçekliği içine alacak olan içtimai denklem, mutlaka tek değildir. İslam’ın insani tüm gerçeklikleri kendine konu edinmiş olması, birden çok cemiyet modeli kurabileceği manasına gelir. Evet… İşin püf noktası burasıdır. Birden çok İslam cemiyet modeli mümkün…

Birden çok İslam cemiyet modeli, ayrı ayrı mümkün olduğu gibi hemzaman olarak aynı ülke içinde de mümkün…

Cemiyet kavrayışına sıçrayabilmiş bir İslami anlayış, günümüzde yaşanan ve çözümsüz olduğu veya çözümünün zor olduğu zannedilen bir çok problemin bir anda çözüme kavuştuğunu görüverir. Başka bir ifadeyle, cemiyet kavrayışına ulaşıldığında, bu günkü problemlerin bir çoğunun aslında problem olmadığı, problem olarak görülmesinin ise “dar kavrayış formundan” kaynaklandığı anlaşılır. On metre karelik odada on kişinin yaşaması gerektiğinde ortaya çıkan problemlerin büyük çoğunluğu imkan darlığındandır. On kişi iki yüz metre karelik büyük bir daireye taşındığında önceki problemlerin bir çoğunun yok olduğu görülecektir. Esas imkanların ise fikri imkanlar olduğu anlaşılmalıdır. Dar fikir çerçeveleri, problem çözmek yerine problem üretirler. Ülkedeki Kemalizm de böyledir ya… Kemalizm, fikri kaynakları gereği dardır ama İslam, kaynak darlığına sahip değil, Müslümanlar teorik kaynaklarını kullanma maharetine sahip olamadığı ve dar kavrayış formları ürettikleri için problemleri çözmekte maharet sahibi olamıyorlar.

Not: Bu yazı cemaatleşmeye karşı bir eleştiri değildir. Cemaatleşmek, orijinal örgütlenme tarzlarından biridir. Fakat hayata dair anlayışın cemaat sınırında kalması ve cemiyet çapına sıçrayamaması yanlıştır. Yerimizin darlığı, uzun izahlara müsaade etmediği için bu notu düşmemiz gerekti.

HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir