CEMAAT MEYDAN OKUYOR!!!

CEMAAT MEYDAN OKUYOR!!!
Bir-iki savcı ve bir gurup polis, kamuoyuna bakılırsa ülkenin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını, yaklaşık bir yıldır yürütüyor ama operasyon başlayana kadar kimsenin haberi olmuyor. Polislerin amirleri, amirlerinin amirleri ve nihayet İçişleri bakanının haberi yok, hükümet üyelerinden kimsenin haberi yok, başbakanın haberi yok, MİT’in haberi yok ila ahir… Çok ilginç…
Operasyonu planlayanların, soruşturmayı ve hedeflerini gizli tutmalarını, gizli tutmak istediklerini anladık da, gizli tutabilmelerini anlamadık. Nasıl bir ekip kurulmuş ki, bilgi sızmamış. Meselenin can alıcı noktası burası… Genelkurmay karargahındaki görüşmelerin, bakanlar kurulu toplantılarındaki gündemin bilgisinin bile sızdığı bir ülkede, bir gurup polisin yürüttüğü soruşturmanın bilgisi sızmamış. Adamlar operasyonu başlatana kadar, yani kendiler bilinmesini istedikleri zamana kadar tek kelimelik bir bilgi sızıntısı yok.
Bu nasıl mümkün olabilir? Emniyetteki herhangi bir birimde görevli amirler ve polislerin içinde başbakanı seven kimse yok mu? Başbakanı uyaracak kadar önemseyen kimse yok mu? Olmaz mı, mümkün mü böyle bir şey? Gayet açıktır ki belli birimleri baştan sonra işgal etmişler.
Evet… Bu bir örgüttür. Böyle bir yapıyı başka şekilde ifade etmek, isimlendirmek kabil değil. Başbakan başta olmak üzere hükümet üyelerinin yaptığı açıklamalarda ısrarla altını çizdikleri, “devlet içinde yuvalanmış illegal bir örgüt” tarifi, siyasi bir manevra değil, gerçeğin ta kendisidir.
Soru şu; Türkiye’de bu örgütlenmeyi kim yapabilir? Böyle bir örgütlenmenin altyapısı, şartları, şekli nedir?
Vakıadan hareketle, vakıanın perde arkasına doğru silsileyi takip ederek gittiğimizde şüpheliyi bulmak mümkün… Böyle bir örgütlenmenin ilk şartı, inançtır. Sarsılmaz bir inanç sahibi olmayan insanlarla kurulan örgütlerde mutlaka sızıntı olur. CIA de bile sızıntının olmasının sebebi, temelinde sağlam bir inancın olmamasıdır. İnanç yoksa para her şeydir. Para her şeyse, her insanın bir bedeli vardır. Bedeli olan insanlarla kurulacak örgütün ömrü, daha fazla para teklif edilene kadardır.
Ergenekon ve benzeri örgütlerin kolay çözülmesinin temel sebebi, örgüt üyelerinin her birinin bedeli olan insanlardan teşkil edilmesidir. Bedeli olan insanlar her zaman “açık artırmadadır”, sağlam inancı olan insanlar ise devşirilemezler, onlar ancak öldürülebilirler.
Cemaat, istikametini şaşırmış olsa bile inanç temelli bir harekettir. Davalarına sadık insanlar yetiştirdiklerini biliyoruz, her ne kadar davalarının ne olduğunu hala anlamamış olsak da… Türkiye’de bu derinlikte bir örgütlenmeyi gerçekleştirecek gurupların başında cemaat geliyor. Aynı derinlikte örgütlenmeyi gerçekleştirecek başka guruplarda var, cemaatten daha sağlam iman sahibi İslami guruplar tabii ki var. Fakat hiçbirisi hükümete karşı böyle haince bir operasyonu yapacak zihniyette değildir. Kaldı ki hiçbirisi devlet içinde cemaat kadar yerleşik de değildir.
Bu operasyonun temel maksadı nedir? Operasyonu yürüten koalisyonun yurtdışı ayağının hedeflerinden birisinin Halkbank olduğu kolayca anlaşılıyor. Buradaki esas soru, cemaatin bu operasyondaki temel maksadı nedir?
Cemaatin temel maksadı şu mesajı vermektir; “Ben istediğim yerde istediğim gibi örgütlenirim, fedailerim düşmanlarımın en mahrem noktalarına kadar girebilir, istediğim zaman istediğim hedefi vurabilirim (operasyon yapabilirim)”. Başka şekilde ifade etmek gerekirse verilen mesaj şu; “Hasan Sabbah gibi durdurulamaz fedailerim var, sizi, her yerde, her zaman, en yakınınızdaki kişilerle bile vurabilirim, kimin benim fedaim olduğunu da asla bilemezsiniz”.
Hükümet doğru bir teşhis yaptı, “bu bir psikolojik operasyondur”. Psikolojik bariyerleri yıkmak, psikolojik savunma hatlarını yok etmek, nefs emniyetini imha etmek, kalplere korku salmak için yapılan bir psikolojik harekattır.
Cemaat, açıkça meydan okuyor. Bir taraftan ne kadar güçlü olduğunu diğer taraftan müttefik değil de hasım olduğunda ne kadar zararlı olabileceğini gösteriyor. Mesaj şöyle de okunabilir; “İttifak ettiğinde fazla bir fayda elde edemeyebilirsin ama hasım olduğunda çok fazla zarar görürsün”. Katkı sağlayarak, yardım ederek, faydalı olarak ittifak yapmayı artık umursamıyorlar veya o şekilde müttefik olma imkanını kaybettiler. Artık Müslümanlar ve hükümet nezdinde tüm inandırıcılıklarını kaybettiler, hal böyle olunca, “hasım olmanın zararını” göstermeye çalışıyorlar.
Şimdi ne olacak?
Cemaat seri halde hata yapıyor. Özellikle de meydan okurken çok temel bir hata yaptı. Onlar zannediyordu ki, inanç, sadece kendilerinde var, karşılarında ise toplama bir parti… Gerçek böyle olsaydı, galip de gelebilirlerdi fakat gerçek kendi teşhislerinin neredeyse tam aksinedir.
Akparti ve Tayyip Erdoğan, bu ülke Müslümanlarının kalbinde ve aklında yer etmiş bir kurtuluş hareketidir. Türkiye’yi İslam ülkelerinin merkezi ve beyni yapmak için yola çıkan, bu istikamette de ciddi mesafeler alan, 2023 yılını nihai hedef olarak planlayan bir siyasi kadrodan bahsediyoruz. Müslümanlar, Erdoğan riyasetindeki siyasi hareketi bir müddetten beri tam olarak böyle görüyorlar. Erdoğan’a ve partiye bakışları böyle olduğu içindir ki, Akparti herhangi bir demokratik siyasi sistemdeki partilerden biri değil, yüzyıllık parantezi kapatacak olan bir kurtuluş hareketidir.
Türkiye’deki Müslümanlar Erdoğan’a ve partiye böyle bakmaya başladıkları günden beri başka bir ruh haline büründüler. Bu gün için Akparti, İslam dünyasının ikinci kurtuluş savaşını yürütüyor. Meselenin özünde böyle olup olmaması başka bir konudur, Müslümanların meseleye böyle bakması, partiyi böyle görmesi onun etrafında etten bir duvar örmelerine sebep oluyor.
İslam ülkelerindeki birinci kurtuluş savaşları, batılı kadrolar tarafından çalınmıştı. Batılı işgal güçlerine karşı yürütülen kurtuluş savaşları, batıcı kadrolar tarafından ele geçirilmiş ve cephede yenilen batılılar, yeni kurulan siyasi rejimlerin kalbini işgal etmişlerdi. Bu hadise ilk olarak Türkiye’de yaşanmıştı, batıcı güçler kurtuluş savaşımızı çaldıkları için, maddi planda kurtulduktan sonra kalbimizden vurulmuş ve hilafeti kaybetmiştik.
Bu kadar tecrübeden sonra, ikincisini başlattığımız kurtuluş savaşımızı, yine batılı güçlerin çalmasına müsaade edeceğimizi düşünenler yanılıyor. Bu defa kurtuluş savaşımızı çalmak isteyenler Ayet-i Kerim ve Hadis-i Şerif okuyorlar ve İslam’dan bahsediyorlar. Hırsız kisve değiştirdi ama bizim de gözümüz açıldı. İkinci Kurtuluş savaşını, Fethullah Gülen’e bile kaptırmayız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir