CENNETMEKAN ABDÜLHAMİD HAN’IN FERMANI HALA GEÇERLİ

CENNETMEKAN ABDÜLHAMİD HANIN FERMANI HALA GEÇERLİ
Zaman Gazetesinin 21.10.2012 tarihli internet sitesinde karşılaştığım bir haber fevkalade duygulanmama sebep oldu. Haberin başlığı, “Türk hacılarını Abdülhamid Hanın fermanıyla ağırlıyor”. Haberde ihtiyaç duyulan teferruat kafi derecede yok ama ana fikir anlaşılıyor.
Osmanlı döneminde mukaddes beldelerde hacıları ağırlama görevine “delil” ismi verilmiş. Her iş vahidi için bir isimlendirme mahareti gösteren Osmanlı, o harikulade medeniyet dilini galiba böyle inşa etmişti.
Haberden pek anlaşılmasa da galiba “delil” görevi için Sultan Abdülhamid Han, hicaz bölgesindeki bazı ailelere ferman göndermiş. O ailelerden birisinin son temsilcisi, fermanlardan birine sahip olduklarını, o günden beri de hacıları gönüllü ve bedelsiz olarak ağırladıklarını anlatıyor.
Günümüz dünyasında her şeyin “para” ile ölçüldüğü, paradan başka geçer akçenin bulunmadığı malum. Manevi kıymetlere kıyan Cumhuriyet dönemi, manevi alış verişler için “manevi geçer akçe” basamadı. Tabiatı gereği de basamazdı çünkü tabiatında “maneviyat” yoktu.
Osmanlı ise hayatın maddi tarafı için altın sikke basarken, manevi tarafı için de “manevi kıymeti haiz evrak” basıyordu. Bunların en başında olanı ise tabii ki “hilafet fermanıydı”. Hilafet fermanıyla beraber beş kuruş bile gönderilmese, o fermanın gönderildiği yer, şahıs veya müessese, emri yerine getiriyordu. Modern dünyanın diliyle söylemek gerekirse, “manevi banknot” mahiyeti taşıyan bu evrak, maddi para biriminden daha kıymetli, daha geçerli, daha tesirliydi.
Bir müessese, bir aile, bir şahıs, Hilafet Fermanına muhatap olduğunda, her şeyden önce “şeref” kazanıyordu. O fermanı başına taç yapıyor, malvarlığını ve hatta canını o fermanın tatbiki için sarfediyordu. Günümüzdeki “güç tarifleri” içinde böyle bir paha biçilmez kıymet unsuru var mı? Cennetmekan Abdülhamid Han vefat edeli bir asrı geçti, üstüne Osmanlı da yıkıldı fakat hala fermanı baş köşede muhafaza ediliyor ve hala fermanı insanları etkilemeye devam ediyor. Bunu anlamayanların Osmanlı hakkında söyleyeceği tek cümlelik bir bilgi ve fikri olabilir mi?
Osmanlının yıkıldığını, tekrar geri dönemeyeceğini söyleyenlere nispet olsun bu haber. Osmanlının yıkılışı, maddi yıkılış… Osmanlı sadece maddi sahada kurulmamış, maddi sahada yaşamamış, maddi sahada eser vermemişti ki. Manevi sahadaki varlığı, eserleri, tesiri devam ettiğine göre, Osmanlı yaşamaya devam etmiyor mu? Maddi sahada yıkanlar, tasfiye ettiğini zannedenler, o büyük idealin manevi sahadaki eserlerini, tesirlerini nasıl tasfiye edecekler? Maddeden başka bir şey bilmeyen Kemalist, ateist, solcu bilmem neci taifesi, manevi sahayı bilmez ki tasfiye edebilsin. İki de bir kuyruklarına basılmış gibi ciyak ciyak, “Osmanlı geri dönemez” diye bağırmaları, anlamadıkları ve kabul etmedikleri “manevi sahanın” bir şekilde tecelli ediyor olmasındandır. Tasfiye ettiklerini zannettikleri Osmanlının, manevi sahadan zuhur veya huruç hareketleri karşısında, “nereden çıkıyor bunlar?” diye kabus görenler, İslam’ın manevi derinliğini anlamadıkları için paniğe kapılıyorlar.
Osmanlı keskin kılıç gibi, kendini maddi planda tasfiye edenlerin başlarının üzerinde dolaşıyor. Her kımıldamalarından bir yerlerini kesiyor ve kendini hatırlatıyor. Osmanlı kılıcı, demoklesin kılıcına benzemez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir