CESARET ETMELERİ ÇOK İLGİNÇ…

CESARET ETMELERİ ÇOK İLGİNÇ…
Taksim hadisesi ile ilgili bilgiler ortaya çıkmaya başladı. Sosyal medyada gerçekleştirilen organizasyon dikkat çekici, kısa sürede beş yüz bin civarında twetter hesabı açılması, yurt dışından yürütülen bir merkezi organizasyon yapılması, özel haberleşme mecraları hazırlanması ve bazı guruplara dağıtılması gibi bilgiler kamuoyunda paylaşılmaya başlandı. Göstericilere bazı bankalardan para dağıtılması, paraların seri numarasından MİT’in hangi banka olduğunu tespit etmesi, Koç üniversitesinin rektör tarafından öğrencilerin gösterilere gitmesinin teşvik edilmesi, bunun için imkanlar sağlanması… Gerçekten dikkat çekici…
Organizasyonun milletlerarası ayağının olduğu anlaşılıyordu ama bu kadar çabuk ortaya çıkarılacağını kimse tahmin etmiyordu galiba. Ülkedeki bazı kadroların iyi çalıştığı görülüyor, bu güzel. Meselenin istihbarat ve asayiş tarafı hızlı şekilde devam ediyor, bizi ilgilendiren kısmı başka…
Türkiye’de organizasyon yapmak için hazır kıta bekleyen milletlerarası karargahlar olduğu malum, mesele bunların içeride hala “alet” bulmakta zorlanmaması… Mesela Koç gurubunun bu organizasyona, tespit edileceği bilindiği halde yoğun destek vermesi. Dikkat çekici nokta Koç gurubunun dünya görüşünün Akparti (ve Müslümanların) iktidarına karşı her organizasyonda yer alması değil, bu çok tabiidir, dikkatimiz çeken nokta hala buna cesaret edebiliyor olması.
Koç misalinde iş dünyasının bu tür organizasyonlara destek vermesi, bunu da fütursuzca yapabilmesi, üzerinde çalışma yapmayı gerektirecek bir hadise.
Akparti iktidarının ülkede kafi derecede güçlendiği hususundaki kanaat yanlış mıdır? Biz mi bu değerlendirmelerde yanılıyoruz, yoksa Akparti de mi kendi gücünü abartıyor ve kendini dev aynasında görüyor? Akparti gerçekten bizim de zannettiğimiz kadar güçlüdür de, Koç gurubu gibi iş çevreleri mi Akparti’nin gücünü küçümsüyor? Herkes birbirini doğru anlıyor da, bu defa milletlerarası dev bir organizasyon mu gerçekleşti, bu sebeple Koç gurubu ve benzeri iş çevreleri bu organizasyona güvenerek mi işin içine girdiler?
Bu sorular gibi yüzlerce soru var, doğru cevaplanamadığında sıhhatli bir değerlendirme yapmayı imkansızlaştırıyor. Bu soruların ciddi bir kısmı ise istihbari bilgiyle ancak cevaplanabilir. Öyleyse biz kendi işimize bakalım ve kendi sahamızda meseleyi değerlendirmeye çalışalım.
*
Başbakanın, Afrika gezisinden döner dönmez ayağının tozuyla, “faiz lobisini” düşman ilan etmesi ve onlarla hesaplaşacağını söylemesi, faiz lobisinin kimler olduğunu açıklamamasına rağmen iş çevrelerinden sadece Koç gurubunun ismini zikretmesi, bu ismi zikretmeyi ileriki günlerde de tekrar etmesi, meselenin bir tarafını vuzuha kavuşturdu. Başbakan, umumi olarak iş çevreleriyle hesaplaşmaya niyetlenmiş görünüyor, bunların amiral gemisi olan Koç gurubunu açıkça hedef seçti.
Cuma günkü haberlerde Koç gurubu hisselerinin 600 milyon civarında değer kaybetmesi, başbakanın hedef seçmesiyle ilgilidir. Zaten bunu kimse başka şekilde değerlendirmez, konu anlaşılabilir açıklıktadır. Koç gurubu gibi, paradan başka bir “değere” iman etmeyen ekonomik yapının hata yapma lüksü var mı? Başbakanın bir konuşmasıyla 600 milyon değer kaybeden Koç gurubunun sorumluları, kapalı kapılar ardında saçlarını yoluyorlar. Mesele 600 milyon değil, mesele başbakanın sadece bir toplantıda yaptığı bir konuşmayla 600 milyonluk bir ekonomik kaybın yaşanması. Bu durum başbakanın ne kadar güçlü olduğunu göstermiyor mu? Başbakan, Koç gurubuyla ilgili haftada bir konuşsa, her konuşmasında üç beş yüz milyonluk değer kaybı yaşansa, Koç gurubunun ayakta kalması, iflasa direnmesi mümkün müdür? Her konuşmanın aynı tesire sahip olmayacağı düşünülebilir, doğrudur da ama başbakanın sadece konuşacağını ve fiilen bir şey yapmayacağını düşünmemizi gerektiren sebep nedir?
Anlaşılan o ki, iç çevreleri ve özel olarak Koç gurubu fena halde yanlış hesap yaptı. Koç gurubunun ideolojik olarak Akparti ve Müslümanlar karşısında mevzilendiğini biliyoruz da, Akparti’ye karşı bir kalkışmanın içinde bulunmaları, günümüz itibariyle yanlış bir hesaba dayanıyor olmalı. Hayati ehemmiyetteki soru bu, nasıl oldu da yanlış hesap yaptılar?
İçerideki güç merkezlerinin bir sosyal ve siyasal kalkışma yapacak, bunu devrime kadar götürecek altyapılarının olmadığı, eski alışkanlık gereği orduyu darbeye davet etmek için sahne hazırlamanın pek mümkün olmadığı düşünüldüğünde, yanlış hesabın başka bir sebebinin olması gerektiği düşüncesinin eşiğine geliyoruz. Yanlış hesabın esas sebebi nedir öyleyse?
Hadiseler başladığından beri hükümet çevreleri milletlerarası organizasyondan bahsediyor. Türkiye’de bir-iki asırdan beri problemlerin sebeplerinin milletlerarası güç merkezleri olduğuna dair yerleşik bir kanaat var, bu kanaat siyasetçiler tarafından sık sık kullanılmıştır, kullanılmaya da müsaittir. Hükümet çevrelerinin, hadiselerin dış irtibatları hususundaki beyanlarını da bazı kesimlerce böyle okundu. Geçmişte siyasetçilerin yoğun şekilde kullandığı, yer yer istismar ettiği “milletlerarası operasyon merkezleri” kanaatinin bu hükümet tarafından da bahane olarak kullanıldığını düşünmek makul görülebilirdi. Ama hükümet çevrelerinin ve istihbarat çalışmalarının hızlı şekilde ortaya döktüğü bilgiler meselenin bu defa istismar değil, bizzat gerçek olduğunu gösterdi. Güçlü bir milletlerarası lobinin faaliyete geçtiği, içeride de “uyuyan” güç merkezlerini uyandırdığı anlaşılıyor. Ama Koç gibi Türkiye ölçülerinde “dev” bir ekonomik gurubu harekete geçirebilmeleri için hakikaten çok büyük bir milletlerarası operasyon planlanmış olmalıdır. İşçi partisi ve benzeri marjinal gurupları harekete geçirmek kolay, Koç gurubunu harekete geçirebilmek için hayal bile edilemeyecek hedefler gösterilmelidir, mesela bu operasyon neticesinde Akparti diye bir şeyin kalmayacağını, ülkede devrim olacağını, geri dönülemez bir sürece girileceğini ifade etmeli ve bunu da ispat etmeliler.
Koç gurubunun üzerinde fazla durmamızın sebebi, meselenin düğün noktasını oluşturmasındandır. Koç gurubunun bu maceraya nasıl ikna edildiği çözüldüğünde, meselenin kaynağına kadar inilmiş olacaktır.
Birçok ihtimal olabilir tabii ki ama iki ihtimal üzerinde fazla durmak gerekiyor. Birincisi, milletlerarası organizasyon çok büyüktü ve Koç gurubu o ittifak şebekesinin büyüklüğünü görünce netice alınacağına emin oldu. İkincisi de taksim hadiseleri başlamadan önce hükümetin iş çevreleriyle ve özel olarak da Koç gurubuyla hesaplaşma planı yapmaya başladı, Koç gurubu da hükümetten önce davranarak milletlerarası şebekeye dahil oldu ve sahaya çıktı. Galiba bu iki ihtimal bir araya geldi.
Koç gurubu hangi sebeple olursa olsun, taksim hadiselerine “koç başı” olarak girmekle tarihi bir hata yaptı, hesapları tutmadı, şimdi ortada kaldı ve hedef haline geldi. Bizim tanıdığımız Tayyip Erdoğan, Koç ailesini asgari ücrete mahkum edinceye kadar bu işin peşini bırakmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir