CHP’NİN KAPATILMA GEREKÇESİ OLUŞTU, GÖREV YARGITAY BAŞSAVCISINDA

CHP’NİN KAPATILMA GEREKÇESİ OLUŞTU, GÖREV YARGITAY BAŞSAVCISINDA
CHP idarecilerinin ve milletvekillerinin ciddi bir kısmı, partinin kapatılmasını gerektirecek fiilleri işledi ve beyanlarda bulundu, bu halleri de kesintisiz devam ediyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP için kapatma davası açmak istediğinde, ihtiyacı olan deliller fazlasıyla mevcut.
Önce mevzuata (hukuka) bakalım, mevzuat, parti kapatma meselesini nasıl çerçevelemiş, hangi fiil ve beyanları kapatma sebebi saymış… Hukuki çerçeveyi tespit ettikten sonra fiil ve beyanları (yani delilleri) değerlendiririz.
Mer’i mevzuat, parti kapatma davasını, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanununda tanzim etmiştir. Siyasi Partiler Kanunu 101. Maddesinin (b) fıkrası, Anayasanın 68. Maddesine atıf yaparak parti kapatma sebeplerinden birini (ilgili sebebi) şu şekilde kayda bağlıyor; “b) Bir siyasi partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,” Anayasanın 68. Maddesinin 4. fıkrası ise şöyle; “Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.”
CHP’nin kapatılmasını gerektiren suçların, Anayasa metnindeki karşılığı, “hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik… cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz…” kısmıdır. Suçlar nedir? Ergenekon, balyoz ve benzeri davalarda sanık olmak ve bu davalardaki suçları teşvik etmek… Darbe nedir, darbe, “millet egemenliğini” ıskat etmektir, demokratik ilkelere aykırı hareket etmektir ila ahir…
Muhakemenin özü şudur, kanunda yazan “suç metni” ile hayatta gerçekleşen “fiilin” birbirine uyup uymadığını tespit etmek… Eğer herhangi bir beyan ve fiil, kanunun tarif ettiği “suçun” unsurlarını taşıyorsa, bir fail ve bir suçtan bahsediyoruz demektir. Ergenekon, balyoz, odatv ve İlhan Cihaner’in yargılandığı, “İrtica ile mücadele eylem planı” davalarının ilk ikisi ilk derece mahkemeleri tarafından bitirildi, bu davalarda suçun varlığı tespit, suçun mahiyetinin de darbe olduğu tescil edildi.
Mahkemelerin darbe suçu olarak tespit ve tescil ettiği davalar hakkında, CHP yöneticileri ve üyelerinin muhtemelen hepsi beyanda bulundu, o suçlara ve suçlulara destek verdi, yargılama safhalarında milletvekili kadroları mahkemeleri takip etti ve baskı yaptı. Daha vahim olanı ise CHP’nin dört milletvekili (Mustafa Balbay, Mehmet Haberal, Sinan Aygün ve İlhan Cihaner) bu davalarda sanıktı, bunların ilk üçü ise ceza aldı.
Şimdi başa dönüp Siyasi Partiler Kanununun ilgili hükmünü hatırlayalım; “b) Bir siyasi partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,” Bir partinin, genel başkanı dahil tüm yöneticilerinin “millet egemenliğine” aykırı fiil ve beyanda bulundukları, bu fiil ve beyanları (darbeyi ve darbecileri) savundukları, onları bünyesinde barındırdıkları sabit olduğuna göre, kanunun aradığı “odak haline gelme” unsuru gerçekleşmiştir. Verilerden hareket edildiğinde bu hususta bir tereddüt kabil midir?
CHP yönetiminde bu irade o kadar açık, yoğun ve pervasızdır, genel başkanı, üye olmak için örgütün adresini sorabilmekte, sanıkları milletvekili adayı yapabilmektedir. Yargılaması devam eden davadaki sanıkları aday yapmak, “odak olma” iradesinin oluştuğuna dair en ciddi delildir. Partinin mevcut yöneticileri veya üyeleri suç işlese, suçu övse ve teşvik etse, bunları partiden ihraç etmek sözkonusu olabilir. Gerçekten de herhangi bir kanuni teşkilatta (ve partilerde) yönetici ve üyelerin suç işlemesine mani olmak mümkün olmayabilir, bu durumda suç işleyenleri ihraç etmek ve partiyi “odak olmaktan” çıkarmak mümkündür. Ama bazı sanıkları, yargılama devam ederken milletvekili adayı yapmak, onlar tahliye edilmediği için meclisi boykot etmek, meseleye dönük “hususi kasıt” olduğunu gösterir.
Yargılama devam ettiği müddetçe sanıkların “masuniyet karinesinden” faydalanacağı açıktır. Ama bir siyasi parti, darbe davası yargılaması devam ederken, davanın neticesini bile beklemeden, sanıkların suçsuz olduğunu siyasi mütalaalarla savunup da onları aday yapar mı? Sanıkların masuniyet karinesinden faydalanması mümkündür de, siyasi partinin ahlaki mesuliyetleri yok mudur?
Her şeye rağmen masuniyet karinesi iddiası ileri sürülür de kapatma davasının hukuki ve fiili gerekçesi olmadığı kabul edilecek olursa, bu halde kararların “kesinleşmesinden” sonraki gün CHP yönetimi, bu meselelerle ilgili önceki tüm beyanlarını reddedecek ve milletvekillerini de partiden ihraç edecek demektir. Bu yol takip edilecekse, davanın kesinleşmesi beklenir ve cezalar onaylanarak kesinleştiğinin ertesi hafta CHP, önceki beyan ve tavırlarından nedamet getirmezse, hakkında kapatma davası açılır.
Ne var ki CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ergenekon davası ile ilgili kararlar hakkında “gayrimeşru” ifadesini kullanması, davanın hemen açılması için kafidir. Bu ifade, mahkemeyi tanımamak, mahkemeden aleyhe çıkacak tüm kararlara karşı direnmek anlamına gelir. Oysa yargı sistemi, ilk derece mahkemelerinin yanlış karar verme ihtimalini öngördüğü için yüksek yargıyı (temyiz merciini) kurmuştur. Bu sebeple, ilk derece mahkemesinin kararının yanlış olması zaten öngörülmüş bir yargı sistemi verisidir, öyleyse ilk derece mahkemesinin kararının yanlış olduğunu söylemek başka, “gayrimeşru” olduğunu söylemek başkadır. Gayrimeşru olduğunu söylemek, mevcut yargı sistemini reddetmektir ki bu tavır zaten başlıbaşına bir suçtur.
Kapatma davası ister hemen açılsın, isterse Ergenekon ve benzeri davaların kararının kesinleşmesi beklensin, iki ihtimalde de mümkündür. İkinci ihtimal dikkate alınır ve o yoldan gidilirse hiç şüphesiz ki dava daha sağlam bir altyapıya kavuşur. Bu halde açılacak kapatma davası, çok muhkem delillere sahiptir ve kanaatimiz o ki mutlaka partinin kapatılmasıyla neticelenir. Davaların kesinleşmesinin beklenmesi meselesi, tüm davaların kesinleşmesini gerektirmez, şu anda Yargıtay’da olan Balyoz davasının kesinleşmesi kapatma davasını açmak için kafidir. Balyoz davasının Yargıtay’daki duruşmaları devam ediyor, yakın gelecekte temyiz işlemi de bitecektir. Eğer Yargıtay kararı onarsa, süreç tamamlanmış olacaktır. CHP’nin kesinleşmiş karar ile ilgili ne söyleyeceğini bir hafta bekleyip, hala eski beyanlarını ve tavırlarını devam ettirdikleri görüldüğünde, davanın açılması için tüm şartlar en sağlam şekliyle hazır hala geldiği için iddianame hazırlanmaya başlanabilir.
CHP’nin tek kurtuluş yolu, mahkeme kararlarının kesinleşmesinden sonra, önceki beyanlarını geri çekmek, mahkeme kararlarına saygı göstermek ve suçlu milletvekillerini ihraç etmektir. Kritik soru şu; CHP bunu yapabilir mi? CHP bu davaların arkasına o kadar büyük bir yığınak yaptı ki, manevra yapması ve kendini bundan kurtarması imkansız. Tüm ricat koridorlarını kapattı, tüm manevra imkanını yok etti, tüm özür dileme gerekçelerini kaybetti. Anlaşılan o ki CHP, bu davaları kendisi için varlık-yokluk savaşı olarak kabul etti veya böyle kabul etmedi de stratejisiz ve öngörüsüz siyasetiyle kendini o çukura hapsetti.
Türkiye’nin CHP hikayesi bitti. Özü itibariyle bitti, bundan sonra defin işlemleri var. Fakat başka bir problem daha var, o da, ülkenin CHP’yi mumyalayıp hayatın içinde tutmaya devam etmekle defnetmek arasında karar vermesidir. Bu kararı bazılarının zor vereceğini tahmin ediyoruz, bilmem yanılıyor muyuz? Belki de mumyalanmış bir CHP’nin varlığını devam ettirmesinden fayda umanlar olacaktır fakat böyle bir tercih yanlış olur. Ne kadar mumyalarsanız mumyalayın, CHP kokar ve bulaştığı her şeyi kokutur, ilk kokutacağı mesele de meşruiyettir.
Birilerinin karar vermesi gerektiğini söylememizin hukuki gerekçeleri var. Parti kapatma davasının açılması belli bir usule bağlı. Siyasi Partiler Kanununun ilgili maddesi şöyle;
“MADDE 100 – (Değişik 1. fıkra: 4778 – 2.1.2003 / m.10) Anayasada yazılı nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir siyasi partinin kapatılması davasının açılması;
a) Re’sen,
b) Bakanlar Kurulu kararı üzerine Adalet Bakanının istemiyle,
c) Bir siyasi partinin istemi üzerine,
Olur.
Ancak, bir siyasi partinin Cumhuriyet Başsavcılığından dava açılmasını isteyebilmesi için, bu partinin son milletvekili genel seçimlerine katılmış olması, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunması, ilk büyük kongresini yapmış olması, partinin merkez karar ve yönetim kurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu ile dava açılmasının istenmesi yolunda karar alınmış bulunması ve istemin parti adına parti genel başkanı tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak yapılmış olması gerekir.”
Bu maddeden anlaşıldığı üzere, parti kapatma davası açılması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının salahiyetindedir. Davayı ya başsavcılık re’sen veya bakanlar kurulu kararıyla veya bir siyasi partinin talebiyle açar. Tabii ki herhangi bir parti değil, bazı şartlara sahip bir siyasi parti… O şartları taşıyan siyasi parti ise şu anda CHP sayılmadığına göre üç tanedir, Akparti, MHP, BDP… Hal böyle olunca, birilerinin kapatma davasının açılmasını istemesi gerekiyor.
Birilerinin istemesinin dışındaki tek ihtimal, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “re’sen” davayı açmasıdır. Hukukun kendiliğinden cari olduğu kabul edildiğine göre, Başsavcılığın davayı “re’sen” açması gerekir. Bakalım, ülke, re’sen bu davayı açacak bir Yargıtay Başsavcısına sahip midir?
HAKİ DEMİR
Hukukçu-Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir