CHP’NİN KASET PRODÜKSİYONLARI

CHP’NİN KASET PRODÜKSİYONLARI

Gazetenin birinde (hangisinde olduğunu unuttum) haber şu şekilde verildi. Haberin özet kısmından nakledelim.

“CHP’yi yeniden dizayn etmek için piyasaya sürülen skandal kasedin arkasındaki örgütün ortaya çıkarılmaması için ne gerekiyorsa yapılmış. Baykal’ın o dönemdeki avukatı Şahin Mengü’nün, soruşturmanın kadük kalmasına yol açacak şekilde başvuru yaptığı anlaşıldı. Diğer yandan, dosyada bir ilerleme kaydedemeyen Savcı Yücetürk ise Emine Ülker Tarhan döneminde YARSAV’a girdi ve daha sonra başkan yardımcılığına getirildi”.

Türkiye’yi tanımayan, CHP’nin aldığı ve alacağı oylarla asla iktidara gelemeyeceğini bilmeyen birisi dışarıdan gelişmelere baksa zanneder ki CHP, önümüzdeki ilk seçimde yüzde seksen ile iktidar olacak. CHP üzerinde oynanan oyunlar, yüzde seksen ile iktidar gelecek ve asla bir daha iktidardan gitmeyecek bir parti üzerinde ancak oynanır. Oysa hepi topu ana muhalefet partisidir ve asla iktidar olamayacak bir ana muhalefet partisidir. Öyleyse bu kadar kavga gürültü neden? İşte solun, CHP tabanının psikolojisini anlamamıza yarayacak esaslı soru bu…

Zannediyorum CHP kadroları ve tabanı, ana muhalefet olmaktan kurtulup iktidar olma şansının kalmadığına kanaat getirdi, parti içi iktidar kavgasını, ülkedeki iktidar kavgasından daha ciddiye almaya başladı. Olayları başka türlü açıklama imkanı bulamıyorum. Gerçekten böyleyse meseleyi nasıl anlamalıyız?

Parti içi iktidardan başka bir ümitleri kalmadıysa, müthiş bir psikolojik çöküş içindedirler. Psikolojik çöküş, dehşet verici bir ruh halidir. Psikolojik çöküşe maruz kalan bir kişinin ne yapacağı belli olmaz. En mantıksız işleri bile (kendi kendine sanal akıl üreterek) mantıklı ve akıllıca kabul ederek yapar. Bir müddet sonra yaptığı işin saçmalık olduğunu anlamaz hale gelir. Hezeyanları, saçmalıkları, akılsızlıkları, ahmaklıkları fikir gibi piyasaya sürmeye başlar. Gerçekten acınacak bir duruma düşer. Psikolojik çöküşe maruz kalan bir teşkilat ve siyasi akım ise ne olur? Konumuz CHP olduğuna göre asıl soru bu…

Siyasi akımın ve onun teşkilatının tüm fertleri aynı duruma düşer. İçlerinde bazıları akıl sağlıklarını korumayı başarsa bile çoğunluk aklı saçmalık istikametinde aştığı için barınamaz, ya onlarda çıldırır veya teşkilatın dışına atılır. Böylece teşkilat ve siyasi akım, deliler panayırına döner. Siz nasıl görüyorsunuz CHP’yi? Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasıyla kazandıkları psikolojik hamle gücü, son seçimden itibaren hızlı şekilde eridi ve yerini derin bir ümitsizliğe bıraktı. Kılıçdaroğlu barutu da bitince iyice çöktüler.

Kaset olayının ortaya çıkmaması için tüm teşkilat ve hatta Baykal’ın avukatının bile yaptığı işe bakınca, CHP’nin düşmana ihtiyacı olmadığı anlaşılıyor. Akparti’nin CHP ile ilgili politikasının şu olması gerek, ona karışmasın kafi… CHP kendi başına bırakıldığında kendin kendini yiyecek kadar psikolojik çöküşe girmiş durumda. Akparti CHP ile ilgilenince ve onu eleştirince dışarıdan gelen hamleye karşı biraz olsun kendilerine geliyor ve mücadele etmeye başlıyorlar. Oysa ipleri üzerlerine bırakılsa yapacakları hiçbir şey yok.

Ağızlarını her açtıklarında CHP’nin devlet kuran parti filan olduğunu söylüyorlar ya, bakın hallerine ve kurdukları devleti anlayın. Seksen yıldır ülkede adına devlet dedikleri anayasal örgüt de CHP gibiydi. Buna devlet mi denir? Zaten CHP’den başka da devlet diyen yoktu, kendileri kurdu(!) ya… Ha bir de Atatürk meselesi var. Atatürk’ün partisi diye caka satıyorlar. Tamam, itiraz mı ettik, Atatürk’ün partisi… Hallerine bakmadan Atatürk’ün partisi diyorlar ya, insan gülmekten yerlere yatıyor. Nasıl düşünmeliyiz? Atatürk’ün kurduğu parti buysa… Atatürk üzerinden itibar devşirmeye çalışıyorlar ama Atatürk’ün itibarını yerle bir ettiklerinin farkında değiller. Bu bir Atatürk istismarı mıdır? Bana ne, Atatürk kendilerinin lideri, ister istismar ederler isterse… Amaaaan… Atatürk benim bir şeyim olmaz ki, derdine düşeyim.

FARUK ADİL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir