ÇOCUK VELAYET VE BAŞÖRTÜSÜ

Başörtüsü meselesi gündemi işgal etmeye devam ediyor. CHP’nin başörtüsü meselesini çözmekten bahsetmesi, AKPARTİ ve MHP’nin de üzerine gitmesi, sıcak gündem haline getirdi. Buraya kadar güzel… Fakat Kemalist rejimin üretmiş olduğu “sanal aklın” herhangi bir konuda devreye girmemesini beklemek, hayalden ibarettir bu ülkede…
Müslüman bir ülkede tesettür meselesinin problem haline getirilmesi, Kemalist rejimin ürettiği “sanal aklın” eseriydi. Çoğunluğu Müslüman olan halka, İslam’ın emirlerini yasaklamak için ancak “sanal akıl” üretip, onunla meselelere bakmak gerekiyordu.
CHP’nin başörtüsü meselesini çözmekten bahsetmesi, “sanal akıl”dan uzaklaşmaya ve normalleşmeye başladıkları vehmini üretti bazı çevrelerde. Sabırla neticesini bekleyen bizim gibiler ise sanal aklın bir şekilde zuhur edeceğini biliyordu. Ve sanal akıl kendini gösterdi.
CHP’nin başörtüsü meselesini çözme yaklaşımının neresindedir sanal akıl? “İlk ve orta öğretimde başörtüsü yasak olsun, üniversitede serbest olsun, sonra yine yasak olsun”. CHP’nin konuya bakışı bu… Bir tutam perçem veya iki zülüf görünsün noktasındaki sanal akıl savrulmalarına girmiyorum bile… Kavrayışa bakar mısınız? Hayatın bir kısmında olsun, bir kısmında olmasın, anlayışı, tam da bir “sanal akıl” verisidir.
Müslüman kadın, hayatını yaşarken, “aç-kapa” yapmak zorunda kalacak… İlk ve orta öğretimde başını açacak, üniversitede kapatacak, onsan sonra tekrar açacak… Evden işe giderken kapatacak, işe girerken açacak, işten çıktıktan sonra tekrar açacak… Çankaya köşküne kadar kapatacak, kapıdan içeri girerken açacak, çıkarken tekrar kapatacak… Misaller uzar gider… Kısacası, hayatın içinde bazı parantezler açılacak, o parantezlerin içinde başını kapatabilecek, parantezin dışına çıkınca tekrar açacak… “Sanal aklın” en kısa tarifi, hayatın tabi akışına aykırı veriler üretmesidir.
Birkaç şehirde, ilköğretim öğrencisi çocukların okula başörtüsü ile girme teşebbüsü, “provokasyon” olarak değerlendirildi. Anlamakta zorluk çektiğim nokta şu; bu hadiseler provokasyon olarak değerlendirildiğinde, ilk ve ortaöğretimde başörtüsü meselesinin çözülmeyeceği manası çıkıyor. Gerçekten böyle mi? Müslümanlar, sadece üniversitede başörtüsü meselesi çözülürse, problemin çözülmüş olduğunu mu kabul edecekler? AKPARTİ, meseleyi sadece üniversite çerçevesinde çözmek için mi uğraşıyor? Başbakanın, “kamunun giremediği kamu alanı mı olur” mealindeki yaklaşım, harikulade bir tavırken, görevleri hükümete baskı yapmak olan sivil toplum ve medya kuruluşları, başbakanın gerisinde kalmakla ne yapmaya çalışıyor? Çocuklarını başörtüsü ile okula gönderen velilerin hangi örgüte üye oldukları bizim meselemiz değil. Biz işin teorik tarafıyla ilgileniyoruz. Hiç kimse böyle ucube mazeretlerle tavır almasın. Tamam biz provokasyon yapmayalım ama sizde bizi satmayın.
Konuya bir de mevzuat penceresinden bakalım…
Çocuklar, reşit olana kadar baba ve annelerinin velayeti altındadır. Medeni Kanun madde 335 bu hükmü havidir; “Ergin (reşit) olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz”.
Bir çocuğu dünyaya getirmek gibi bir fonksiyona sahip olan ana-babanın, çocuk üzerindeki hak ve tasarrufları, yeryüzünde başka hiçbir kurum ve kuruluşa devredilemez. Dünyaya getirmek, vücut bulmasına vesile olmak… Bundan daha derin bir hak kaynağı olabilir mi? Çocuk üzerinde ailesinin dışında bir tasarruf yetkisinden bahsetmek, ancak “sanal akıl” ile mümkün olabilir. Anlaşılacağı üzere “sanal akıl”, en ileri derecede “hastalıklı akıl”dır.
Medeni Kanunun 339. Maddesi velayetin kapsamını, 340. Madde, eğitimini, 341. Madde ise dini eğitimini tanzim etmiştir.
MADDE 339.- Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar.
Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.
Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.
Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.
Çocuğun adını ana ve babası koyar.
MADDE 340.- Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar.
Ana ve baba çocuğa, özellikle bedensel ve zihinsel özürlü olanlara, yetenek ve eğilimlerine uygun düşecek ölçüde, genel ve meslekî bir eğitim sağlarlar.
MADDE 341.- Çocuğun dinî eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir.
Ana ve babanın bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir.
Ergin, dinini seçmekte özgürdür.

“Sanal akıl” sahiplerinin mensup oldukları hayat anlayışları, devletin (ama laik Kemalist rejime sahip devletin) insanlar ve çocuklar üzerinde sonsuz bir hak ve tasarrufa malik oldukları vehmini üretiyor. Bu vehmi de, “sanal akıl” ile meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Bunu, mer’i mevzuata rağmen yapmaya çalışmaktan da imtina etmiyorlar. “Sanal akıl”, hastalıklı akıl olduğu için, hem gerçekliği reddediyor hem de mevzuatı…
“Sanal aklın” sahip olduğu ve beslendiği birinci ilke, devleti, hak ve hürriyetlerin kaynağı olarak görmektir. Sanal aklın başladığı nokta burası… Oysa devlet, temel hak ve hürriyetlerin kaynağı, dağıtıcısı değil, muhafızıdır. İnsanlar, temel hak ve hürriyetleri, bu dünyaya doğmakla kazanırlar ve bunlardan vazgeçemezler.
I. Vazgeçme ve aşırı sınırlamaya karşı
MADDE 23.- Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.
Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz.

AV. HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir