DUYGU EĞİTİMİ-2-GİRİŞ-2-

İlkellik eğitimin her alanında boy gösteriyor. İnsanlık, yirmi birinci asra girdi ama eğitim alanındaki gelişmeler hala ilkellikten kurtulamadı. Bunun en önemli sebebi, “insan” denilen varlığın hala yeterince keşfedilememiş olmasıdır. Keşfedilemeyen varlık eğitilemiyor. Keşfedilemediği için, hala neyinin eğitileceği bile bilinmiyor. Duygu eğitimi, eğitimin temeli olmasına rağmen, milyonlarca ciltlik eğitim literatüründe “duygu eğitimi” başlığı bomboş görünüyor.
Reaksiyoner yaklaşımlar eğitim metotlarını geliştirmekte işe yaramıyor. Bir metodu deniyorlar, işe yaramadığında onun tersini denemeye başlıyorlar. Deneme-yanılma yolunu kullanmak gibi bir ilkelliğe mi kızarsınız, insan tabiatını doğru keşfedememekten kaynaklanan cahilliğe mi kızarsınız? Tüm reaksiyoner savrulmalar, her nedense bir türlü dönüp dolaşıp “duygu eğitimine” gelmiyor. Bu kadar deneme-yanılma tecrübesinden sonra bile konunun duygu eğitimine gelmemesi, mesele hakkındaki derin cahilliği göstermiyor mu?
Yazımızın “giriş” kısmında olduğumuz için burada dillendirilen iddialar fazla büyük gibi görünebilir. İlerleyen konularda, iddialarımızın ispatı yapıldıkça hak verilecektir. Bu sebeple, acele karar verilmemesi gerekir. Duygu eğitimi gerçekten temel eğitimdir ve bu eğitim yapılmadığında, diğer her alandaki eğitim eksiktir ve yanlış sonuçlar verir. Kitabımızın önsözünde tüm iddiaların ispatlanması beklenmemeli, devamı dikkatle ve sabırla beklenmelidir.
Asgari seviyede bile olsa bir duygu eğitim standardı geliştirmek şarttır. Duygu eğitimi konusunu tamamen boş bırakmak, insanların duygu dünyalarının kendi haline bırakılmasıdır. Zaten eğitim konularının en zor olanı, “duygu eğitimidir”. En zor olan alanın boş bırakılması, üzerinde çalışılmaması, bir standart ve metot geliştirilmemesi çok vahimdir. Duygu eğitilemediği takdirde insanın zihni evreni, tam bir belirsizlik içinde kalır. Duygu, zaten tabiatı gereği belirsizdir, eğer eğitilemezse zihni evren tamamen belirsizliğe teslim edilir.
Zihni evrendeki belirsizliğin temel sebeplerinden biri, duygunun tabiatındaki belirsizliktir. Duygu dünyası az da olsa eğitilmemiş insanların zihni evrenlerinde sebep-sonuç ilişkisini geliştirmek imkansızdır. Zihni evrenin çalışması, sebep-sonuç ilişkisinin dışında gerçekleştiğinde, o kişinin hangi olay karşısında nasıl davranacağını başkalarının bilmesi mümkün olmadığı gibi kendisinin de bilmesi mümkün olmaz. Bu durum tam bir kaostur. Eğitimin amacı, insan tekini ve toplumu, kaostan kurtarmak değil midir? Hayatı kaostan kurtarmak için çalışmıyorsak, eğitim için neden hesapsız para döküyoruz?
Akademik çalışmalar yapılmalı duygu eğitim konusunda. Akademik çalışmalar yapılmaması büyük eksiklik. Fakat akademik çalışmalar yapılmaması, fikir adamlarının bu konuyla ilgilenmesine engel değil. Hatta akademik çalışmalar yapılmıyor olması, fikir adamlarının bu konuyla daha fazla ilgilenmesini gerektiriyor. Bilindiği üzere fikir, bilimin öncüsüdür, fikir adamları da bilim adamlarının… Fikir adamları (ve fikir) bir konuyu dikkatlere sunar, ilk tezleri geliştirir, iddiaları ortaya atar. Bilim adamları (ve bilim) ise, bu tezleri, iddiaları kontrol eder, tetkik eder, test eder ve aldıkları sonuçlarla bilim üretir. Bilim ve bilim adamları bu konuya girmedikleri, girmeyi akledemedikleri, yani düşünemedikleri için, fikir adamlarına daha fazla sorumluluk düşüyor. Bilim adamlarının konu ile ilgilenmemesi rahat bir çalışma alanı haline gelmesini önlüyor. Çünkü bilim adamları, kendilerinin ilgilenmediği konulara “bilimdışı” etiketini yapıştırıyor ve bir kenara atıyor.
Rahat bir çalışma alanı haline getirilmek zorunda. Duygu eğitimi, rahat bir çalışma alanı haline getirilmezse, eğitim binlerce yıl olduğu gibi hala eksikliğini devam ettirecek. Rahat bir çalışma alanı haline getirilmesinin ilk şartı da, konu ile bilimin ilgilenmeye başlamasıdır. Akademik çalışma konusu haline getirilmeden, bilimsel metotlar geliştirilmeden, “bilim konusu” olarak kabul edilmeden rahat bir çalışma sahasına nakledilmesi imkansızdır. Bilim adamlarının kendilerinin keşfetmediği konular hakkında çok hasis ve cimri olduğunu biliyoruz. Her nedense kendilerinden başka “kaşif” olmadığı hususunda yeminli bir ittifakları var. Kendilerinin dışındaki tüm düşünce ürünlerine karşı mutlaka muhalefet etmek zorundaymışlar gibi davranıyorlar. Duygu eğitimi konusu, bu tür düşünce hasisliklerine fırsat verilmemesi gereken önemdedir. Umarım böyle olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir