ÇOK VAHİM… TEVAZUNUN ŞARTLARI YOK OLDU

ÇOK VAHİM… TEVAZUNUN ŞARTLARI YOK OLDU
Tevazu muhatabıyla muvazi olmak… Muhatabının haliyle muvazi olmak, seviyesiyle değil… Seviyesine inmek değil, haliyle halleşmek… Çünkü muvazene, eşitlik hali değil, denge halidir. Seviyesine inmek eşitlik, haliyle hallenmek dengeyi gözetmektir.
Tevazuunun en yaygın yanlış anlaşıldığı nokta, eşitlik zannedilmesidir. Eşitlik zannedildiğinde herkesin aynı seviyede olması gerektiği anlaşılır. Meseleye bu şekilde yaklaşıldığında, herkes herkesle her konuyu eşit seviyede konuşur, tartışır, kabul veya reddeder. Bu durumda alim ile cahil arasında fark kalmadığı gibi ilmin kıymeti de kalmaz.
Tevazu, ahlaki bir ihtiyaçtır, ilmi ve fikri bir lüzum değil… Zaten bu sebeple eşitlik değil denge halidir. Ahlaki çerçevede muhatabı ile aynı hal üzere bulunmaktır. Aynı hal üzere bulunmak, muhatabı ile beraber olabilmektir. İçtimai münasebet ancak bu çerçevede kurulabilir. İlmi ve fikri seviyenin gerektirdiği fark, içtimai münasebetlerde ikame edilirse, ilgililer münasebet kuramaz. Münasebet kuramamak, cemiyet haline gelmeyi ve cemiyet halinde yaşamayı zorlaştırır.
Alim ile cahili buluşturan ahlaki hal, tevazudur. Tevazu olmadığı takdirde, alimin cahil karşısında oturacağı seviyenin yüksekliği, cahilin alime ulaşmasına mani olur. Cahil alime ulaşamaz, ulaşması mümkün kılınmazsa, alimin mana ve ehemmiyeti ortadan kalkar. Aliminin cahiline faydalı olma imkanını oluşturmayan fikir, ilim, ahlak, kültür ve medeniyet olmaz, olmamalıdır.
*
Fikir, ilim ve sanat adamları için en büyük problemlerden birisi tevazudur. Çünkü tevazuun ne olduğunu bilmesi beklenen, cahil ve idraksizler değil, fikir, ilim ve sanat adamlarıdır. Fakat her iki tarafın da anlamadığı bir ruhi ve zihni halin tatbiki kabil değildir. Cahil ve sığ idrak sahiplerinin tevazuun ne olduğunu anlamaması halinde, mütefekkir ve alimlerin tevazu göstermesi, onlarla eşitlenmek şeklinde anlaşılır. Cahil ve sığ idraklilerin başka şekilde anlaması nasıl beklenebilir? Çare nedir? İslam irfanı bu hususta nasıl bir ahlak (nasıl bir ahlaki kaide) teklif etmiştir?
İslam irfanı, mütefekkir ve alimlere hürmet etmeyi teklif ve tavsiye etmiştir. Cahil ve sığ idrakliler, tevazuun ne olduğunu bilemeyeceği için, ilim ve fikir adamlarına hürmet etmeye zorlanmışlardır. Hangi fikir ve ilim adamının seviyesinin ne olduğunu cahil insanın bilmesi beklenmeyeceği için, onlara, her ilim ve fikir adamına hürmet etmeleri şiddetle tavsiye edilmiştir. Fikir ve ilim adamlarına şiddetle tavsiye edilen tevazu karşısında cahil ve sığ idraklilere de hürmet tavsiye edilerek, taraflar arasındaki muvazene kurulmak istenmiştir.
*
Aliminde ve mütefekkirinde tevazu kalmadı, cahilinde ve sığ idraklilerinde de hürmet… Herkes birbiriyle eşitlenme çabasında. Herkes her şeyi anlıyor, herkes her şeyi anlayabileceğini zannediyor, herkes her şeyi bildiğine inanıyor. Hangisi hangisini tetikledi, anlaşılamıyor. Cahili hürmeti terk ettiği için mi ilim ve fikir adamı tevazuu terk etti yoksa ilim ve fikir adamı tevazuu terk ettiği için mi cahili hürmeti terk etti? Galiba doğru cevap, her ikisinin de at başı yozlaştığı…
Zor olan, ilim ve fikir adamlarının cahil karşısında takındığı tevazu tavrının, cahil tarafından eşitlenmek şeklinde anlaşılmasıdır. Hakikaten bir ilim ve fikir adamının, karşısındaki cahil ve sığ idrakli biri tarafından eşit muameleye tabi tutulması, tahammülün ötesinde. Bu durum, ilim ve fikir adamının nefsine zor gelmesinin ötesinde bir probleme işaret ediyor. Fikir ve ilim, kıymetsizleşiyor ve etkisizleşiyor. Fikir ve ilmin haysiyetini muhafaza etmek, fikir ve ilim adamlarının ilk vazifeleri olsa gerek. Karşılarında oturan cahil ve sığ idraklilerin kendileriyle eşit olduğu iddia, ihsas veya iması, kendi hezeyanlarına fikir ve ilim muamelesi yapmalarını mümkün kılıyor. Bir müfessir karşısında Kur’an-ı Kerim’i ancak mealinden okuyan birinin, “sen öyle anlıyorsun, ben farklı anlıyorum” diye itirazda bulunması, tefsir ilmini yok ediyor. Tahammül edilir gibi değil.
Bu hadiseler karşısında fikir ve ilim adamlarının nasıl bir tavır takınması beklenir? Karşısındakini muhatap almamak, kıymet vermemek, bazen tahkir etmek gibi tavırlar ortaya çıkıyor. İlim ve fikrin kıymetine bakıldığında ilim ve fikir adamının bu tavırlara hakkı olduğunu söylemek kabil. İlmin ve fikrin kıymeti ve bu kıymetin muhafazası, cahil ve sığ idraklileri muhatap almamak, onlara kıymet vermemek, hadlerini bildirmek için gerektiğinde tahkir etmek lüzumunu ortaya çıkarabiliyor. Bunu yapanın haksız olduğunu söylemek ise temelde mümkün değil.
Fakat bir problem var. Cahillerin ve sığ idraklilerin içinde bulundukları çukurdan onları çıkarma mesuliyeti yine ilim ve fikir adamlarına düşüyor. Buyurun, içinden çıkın problemin…
*
Meselenin daha vahim olan boyutu ise şu; piyasada fikir ve ilim adamı olarak geçinen şarlatanlar var. İsimlerinin önünde yeni dille profesör eski dille alim yazan öyle kişiler var ki, dinde reform yapandan, apaçık yanlış anlayanına, istismar edenden, samimi olsa da yanlış anlaktan kurtulamayan zengin bir liste var. Zaten ilmin kıymetini ilim adamı, fikrin kıymetini de fikir adamı yükseltir veya alçaltır. Hezeyanlarına fikir ve ilim muamelesi yapan şartlatanların sayısındaki çokluk, ilim ve fikrin kıymetini ayak altına düşürdü. Cahil ve sığ idraklilere ne diyeceksin.
Şarlatanlıktan öte gidemeyen fikir ve ilim adamlarına bakan insanlar, hangisinin “gerçek fikir ve ilim adamı” olduğunu tefrik edemediği için, hangisine nasıl davranacağını da bilemiyor.
Sahtesi ile gerçeği birbirine karışan fikir ve ilim adamları arasında öyle komik tavırlılar var ki, insan hayretten donakalıyor. Bazı fikir ve ilim adamı geçinen zavallılar, tevazu gösterisinde bulunurken vakarlarını kaybediyor. Tevazu, vakara mani olmayacağı gibi aksine seviyesizlik ile tevazu arasındaki farkı tayin eden tavırdır. Vakar sahibi olmayan insanların tevazu sahibi olma imkanı yok. Vakarsız tevazu gösterisi ise şarlatanlığın alameti farikalarındandır. Vakar sahibi olmak için gerçekten fikir veya ilim sahibi olmak gerekiyor. Bilgiden ibaret olan donanımlarına ilim ve fikir muamelesi yaparak ilim ve fikir adamı geçinenler, tevazu gösteremez. Bunlar, tevazu gösterisi yaparken, vakar sahibi olmadıklarından dolayı, mesela sadece sırıtıyor, eğilip bükülüyor, sürekli istiğfar getirip duruyor.
*
Fikir ve ilim adamı ile cahil tarifi de bilinmez hale geldi. Adam üniversiteye gitmiş mesela fizik okumuş, tahsilli ya, her konuyu anlayacağını zannediyor. Oysa İslam İrfanının harikulade bir ölçüsü var; “kişi bilmediğinin cahilidir”. Adam psikoloji okuyunca İslam’ı da bildiğini ve Kur’an-ı Kerim’i mealinden okuyunca anlayacağını zannediyor. Psikoloji için yıllarca eğitim görüyor ve ancak diploma alıyor, Kur’an-ı Kerim’i anlamak için hiçbir altyapı ihtiyacı duymuyor ve hazırlık yapmıyor. İnsanın dili varmıyor söylemeye, Psikolojiyi Kur’an-ı Kerim’den daha fazla mı önemsiyorsun?
*
Fikir ve ilim adamında vakar ve tevazu, cahil ve sığ idraklilerinde hürmet ve edep olmayan cemiyet, asla iflah olmaz. Çünkü o cemiyette fikir ve ilim, havzasını bulamaz. Fikir ve ilim yoksa o insan kalabalığı, sürü olmaktan kurtulup, “cemiyet” haline gelemez.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir