DARBE MESELESİ…

DARBE MESELESİ…

(Terkip ve İnşa dergisi 17. sayı)

Darbe, askeri bir işgaldir. Askeri işgallerin ise en kötüsüdür zira milli(!) ordunun vatanı işgalidir. Milli(!) ordunun vatanı işgali olduğu için, mesela Türkiye’de halk, uzun süre bunu işgal olarak anlamamıştır. Kendi dilini konuşan, kendi ordusunun kıyafetini giyen işgalciler gördüğü için karşısında, onların vatanı işgal ettiğine inanmamış, hatta asker sevgisi sebebiyle siyasetçilere kızmıştır. Darbe, bu cihetiyle askeri işgallerin en sinsi, en alçak, en hain çeşididir.
Her millet, düşmanlarından korunmak için ordu kurmak zorundadır. Silahını alıp eline verdiği, kıyafetini alıp giydirdiği, savaşmak gibi tehlikeli bir işle vazifelendirdiği için kıymet verip başına taç ettiği kendi evlatlarının bir kısmı olan ordu; tankını, topunu, uçağını, halka çevirecek ve Meclis ve Cumhurbaşkanı başta olmak üzere önüne gelene ateş edecek… Bu durum, milli(!) ordunun vatanı işgal etmesinden önce MİLLİ ORDUNUN İŞGAL EDİLMESİDİR.

Darbe; önce Milli ordunun işgal edilip millete düşman haline getirilmesi, sonra da düşman ordu hüviyeti ama milli ordu kisvesiyle milleti ve vatanı işgal etmesidir. Bu nasıl bir iğrençliktir, bu nasıl bir sinsiliktir, bu nasıl bir alçaklıktır, bu nasıl bir hainliktir. 1960 yılındakinden başlamak üzere, darbecilerin yayınladıkları beyannamelerde ne yazdığı, hangi mazeretlere dayandığı asla önemli değildir, darbe budur.
*
Darbenin ilk katlettiği kıymet, meşruiyettir. Bir subay, zihninde darbe düşüncesini mayalamaya başladığı andan itibaren meşruiyet katilidir. Meşruiyet katili olmak, binlerce insan katletmekten daha ağır bir cürümdür, zira meşruiyeti katlettiği andan itibaren milyonlarca insan öldürebilmenin zihni altyapısına kavuşmuştur. Darbeci, darbenin meşru olduğuna inandığı andan itibaren kendini haklı, karşı çıkan herkesi, mesela seksen milyonluk halk kütlesini gayrımeşru görmeye başlar. Bu noktadan sonra seksen milyonluk katliam yapmasının önündeki tek engel, karşısına dikilecek güçten başka bir şey değildir, yani kendi gücünün yetmemesidir. Meşruiyet katili olmanın insan öldürmekten daha ağır bir cürüm olmasının sebebi budur.
*
Bir ülkede, devletin veya hayatın herhangi bir sahasındaki (askeriye, yargı, bürokrasi) muvazzaf insanların darbe yapma düşüncesi taşıması, arada bir de yapabilmesi, o ülkede devletin olmadığını, halkın da rüştünü ispatlayamadığını gösterir. Zira darbe düşüncesi, devlet üzerinde birilerinin özel mülkiyet kurabileceği kanaatinden kaynaklanır, bu kanaat, devletin olmadığını ve milletin de müşterek mülkiyetine sahip çıkarak akıl ve iradeye ulaşmadığını gösterir. Türkiye’de hala devlet doğru düzgün kurulabilmiş değildir ama 15 Temmuzda millet, rüştünü ispatlamıştır. Darbenin iki temel engeli vardır; bir gerçek manasıyla bir devletin olması, iki halkın rüşt seviyesine çıkması… Ne var ki devlet cihazına her zaman birilerinin sızma imkan ve ihtimali var, bu sebeple milletin devlet üzerindeki müşterek mülkiyetini kimseye özel mülkiyet olarak devretmeyecek seviyede olması şarttır. Büyük ihtimalle 15 Temmuzda halkın gösterdiği akıl, irade ve cesaret, bundan sonra darbeleri tarihe gömmüştür.
*
15.07.2016 gecesi, halk Tayyip Erdoğan’ın, Tayyip Erdoğan da halkın hayatını kurtarmıştır. Meselenin tek taraflı düşünülmesi, hem tefekkür sıhhati bakımından arızalıdır hem de istismarın önünü açar. Hak, sahiplerinin her birine zerre miskal de olsa dağıtılmadığı takdirde adalet gerçekleşmiş olmaz. Adalet bahsi ise mahkemelerin işi olmaktan önce bir tefekkür tarzıdır, tafsilatlı ifadesiyle; sırat-ı müstakim üzere olan kalbe (ve sıhhatli imana) bağlı akl-ı selimin, adaletteki hassas muvazene üzere idrak ve tefekkür faaliyetini gerçekleştirmesidir. İdrak ve tefekkürde gerçekleşmeyen adalet, hayatta asla gerçekleşmez.
Tayyip Erdoğan’ın yiğitliği daha önce de görülmüştü ama 15 Temmuzda mesele ufkuna ulaştı. Tayyip Erdoğan tereddüt etseydi, halkın cesaret ve yiğitlik göstermesi beklenmezdi. Yiğit lider olmadan halkın yiğitlik yapması, insan tabiatının ufkudur, Türkiye’nin o ufka ulaştığını söylemek, en azından şimdilik fazla iyimser olur. Tayyip Erdoğan tereddüt etmeyince, halk cesaret patlaması yaşadı, muhtemeldir ki Tayyip Erdoğan da bu kadarını beklemiyordu.
Tayyip Erdoğan cesaretle öne atıldı ve halkın hayatını kurtardı. Tayyip Erdoğan’ın cesareti halka, beş on katı yansıdı ve halk öfke ve cesaret patlamaları halinde etiyle çeliği parçaladı, eritip darbecilere içirdi. Cesaret de korku da bulaşıcıdır, liderde zuhur eden cesaret de korku da halka katlanarak intikal eder. Halk, Tayyip Erdoğan’da gördüğü cesaretin on katını kendisi gösterdi. Böylece Tayyip Erdoğan halkın hayatını, halk da onun hayatını kurtardı.
Cesaret demişken, halkın cesaret kaynaklarına ve hamle istidadına en fazla şaşıran Fethullat Gülen olmalı. Zira kendisi, mensuplarını özel eğitimlerle ve üstüne prim olarak cennetten arsa vererek ancak gözükara hale getirebilmektedir. Tayyip Erdoğan ise ülkede Fethullat gibi insanları derinden etkileyen bir talim ve terbiye müessesesi kuramadığı halde halkı, Fethullat’ın namluya sürülmeyi göze alacak kadar keskin militanlar haline getirdiği generallerinden daha fazla cesaretle teçhiz etmiştir. Fethullat, bu durum karşısında deliye dönmüş olmalıdır.
Tabii ki halkın geldiği nokta, sadece Tayyip Erdoğan etkisi ile sınırlı değil, halk; Fethullat’a on yıllarca fena halde öfkeli, onun anlamadığı da esasen bu. O baş ahmak, halkın Tayyip Erdoğan tarafını tutarak kendisine isyan ettiğini düşünüyor, oysa halk yıllarca Tayyip Erdoğan’a, kendisini koruyup kolladığı için öfkeliydi. Erdoğan bu meseleyi sınırda gördü ve ihanet çetesini korumayı bırakıp tasfiye için kolları sıvadı. Halk, zaten hasım olduğu ihanet çetesine, Erdoğan da yol verince düşman haline geldi.
Şimdi Erdoğan’ın meseleyi bir sonraki safhaya taşıması gerekiyor. Kendisi olsa olmasa da veya kendisi zapt altına alınsa veya öldürülse de, halkın ayaklanmasını ve darbecilere karşı ülkeyi savunmasını mümkün kılacak zihni kodlamalar yapmalıdır. Bu nokta mühimdir, zira bu dava kendisiyle kaim ve mahdut değildir. Erdoğan, “Ben ölürsem veya zapt altına alınırsam, daha öfkeli şekilde darbecilerin üzerine gidin ve benim ve milletin intikamını alın” türünden zihni kodlamaları yapmalı, halkın rüştünü bir üst seviyeye çıkarmalıdır. Yani halkın kendiliğinden davasına sahip çıkmasını, davası aleyhine herhangi bir teşebbüste şehirleri zapt altına almasını mümkün kılacak bir zihni evren inşa etmelidir. Böyle bir zihni evren inşası, en başta kendisini koruyacaktır, zira kendisine suikast yapıldığında bu halkın zapt altına alınamayacağı anlaşılacaktır.
HAKİ DEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir