Darbecileri Yargılamamak Hukuku Katletmektir

Darbeciler yargılanabilir, yargılanmalıdır. Hukuk (dikkat kanun değil, hukuk) buna amirdir. Darbeciler hakkında soruşturma açmayan her savcı, onları yargılayıp ceza vermeyen her hâkim, suç işlemiş olacaktır. Darbecilerin işledikleri suçlar “takibi şikayete bağlı suçlardan” olmadığı için şikayet gerekmeksizin darbeciler için soruşturma açılmalı ve yargılanmalıdır. Buna aykırı davranan yetkili savcı ve hâkimler, darbecilerin işledikleri toplam suç kadar suç işliyor olacaklardır.
Önce konuyu teşhis edelim.
ABD (veya Yunan) ordusu Türkiye’yi işgal edip, işgal yönetimi kurar ve kanunlar çıkarır. İşgal yönetimi döneminde, sayısız cinayetler işler, sayısız insana işkence eder, sayısız insana tecavüz eder, sayısız insanın malını gasp eder. Günün birinde İstiklal savaşı başlar ve işgal ordusu ülkeden kovulur. Veya işgal ordusu başka herhangi bir sebeple ülkeyi bırakır gider. İşgal ordusu ülkeden gitmeden önce bir kanun çıkarır ve işgal yönetiminde yapılanlar için yargılama yapılamayacağını kayda geçer. Veya böyle bir şey olmaz ve istiklal savaşı ile düşman ordusu ülkeden atılır. Bu noktadan sonra işgal ordusunun ülkede işlediği suçlardan dolayı yargılama yapmayacak mısınız? Tamam, işgal ordusu çekildiği için onları yargılama imkânınız fiilen olmayabilir. Peki, geride kalan ve işgal ordusunun cinayetlerine, işkencelerine ortak olan kişileri yargılamayacak mısınız?
Düşman ordusunun ülkeyi terk etmeden önce hazırlamış olduğunu farz ettiğimiz yargılamadan muafiyet kanunu, hukuki mahiyet taşır mı? Öyle bir metin, hukuk metni, öyle bir metin, muafiyet niteliği taşır mı? O metnin “hukuki muafiyet” oluşturduğunu söylemenin tek bir yolu var, HALA İŞGALİN DEVAM ETTİĞİNİ KABUL ETMEK… İşgal bittikten sonra (nasıl biterse bitsin) hala işgal kurallarına hukuk metni muamelesi yapmak, işgalin yerli işbirlikçiler tarafından devam ettirilmesidir.
“Bütün bu işleri yabancı bir ordu yapmadı ki, bu örnek geçerli olsun” diye mi düşünüyorsunuz? İyi de DARBE, “MİLLİ ORDUNUN” VATANI İŞGAL ETMESİDİR ZATEN. ABD ordusunun Irak’ı işgalinin ortaya çıkardığı maliyet ile 12 Eylül darbesinin bu ülkeye maliyetini karşılaştırın, aşağı yukarı aynı olduğunu göreceksiniz. Suç, suçtur, kim işlerse işlesin. Ülkeyi milli ordunun işgal etmesi suçun (işgal suçunun), ve işgal süresince işlenen suçların, suç olma niteliğini değiştirmez ki. Hatta yabancı ordunun işgaline nispetle milli ordunun ülkeyi işgal etmesi, daha ağır bir suç teşkil eder. Zira milli ordunun görevi, ülkeyi korumaktır, işgal etmek değil. Halk, orduyu bunun için kurar ve ona itimat eder, itimat ettiği ve dolayısıyla ona karşı savunmasız olduğu için milli ordunun ülkeyi işgali mutlaka daha ağır bir suç oluşturur.
Yabancı ordu veya milli ordunun vatanı işgali arasında mahiyet farkı olmadığına hatta milli ordunun işgalinin daha ağır bir suç oluşturduğuna göre, işgal ordularının hazırladığı metinlere “hukuk metni” muamelesi yapılması, HUKUKUN KATLEDİLMESİDİR. Maalesef ülke, 30 yıldan beri bu cinayeti işlemeye devam etmiştir. Bu gün bahsi geçen cinayetin kaynağı ortadan kaldırılmıştır. Buna rağmen darbeciler yargılanmazsa, bu yargılamayı hukuki görüşleri gereği hukukçular yapmazsa, darbenin devam ettiğini tescil etmiş ve darbecilerin işledikleri suçlara iştirak etmiş olurlar.
İşgal altındayken hakların kullanılabilmesinin fiili ve hukuki imkânı var mıdır ki, zamanaşımı dolmuş olsun. Hürriyeti bağlayıcı suçlarda (temadi eden-devam eden suçlarda) olduğu gibi, zamanaşımı, suç fiilinin tamamlandığı (bittiği) tarihten itibaren işlemeye başlamaz mı? Bu misalde fiili bir durum var fakat darbecilerin yargılanamamasının sebebi bizzat hukuk mu diyorsunuz? Öyleyse şu misale ne dersiniz? Bir savcı veya hâkim, suç delilleri uydursa ve bu delillere dayanarak bir adamı müebbet hapse mahkûm etse, adam 30 yıl hapiste yatsa ve durum ortaya çıksa, savcı veya hâkim, “ama adamın hapiste yapması ceza kanunun filan maddesi gereğiydi” diye itiraz etse, zamanaşımı dolmuş mu olur? Yani hukuk vasıta kılınarak (kullanılarak) suç işlendiğinde, zamanaşımı ne zaman işlemeye başlayacaktır?
Darbecilerin işledikleri suçlar temadi edegelmiştir. Ta ki, 13 Eylül 2010 tarihine kadar. Bunun delilini mi istiyorsunuz? Sacit KAYASU ile Ferhat SARIKAYA sizin için kâfi değil mi? Bu iki savcının meslekten men edilmesi, darbe suçunun işlenmeye devam ettiğini göstermiyor mu?
*
Bir de şu açıdan bakalım…
Bir eşkıya gurubu (darbeci güruhu) ayaklanıyor ve ülkedeki yönetimi alaşağı ediyor. Bunu yapmış olmakla, cari hukuka göre sayısız suç işliyor. Sayısız suç işleyerek, alaşağı ettiği yönetimin yerine oturuyor. Oraya oturduktan sonra sayısız suç işlemeye devam ediyor. Yeterince suç işlediklerine kanaat getirdiklerinde, yönetimin bir kısmın sivillere devrediyorlar. Fakat bunu yapmadan önce suçlarının cezasından kurtulmak için bazı metinler (dikkat hukuk metinleri değil) hazırlıyorlar ve silah zoruyla bunu uygulamaya koyuyorlar. Ondan sonra tüm ülke 30 yıl boyunca bu metne, hukuk metni muamelesi yapıyor. Zihni evrenleri, eşkıya güruhunun hazırladıkları metnin sınırlarını aşamıyor. Hadisedeki dehşete bakın… Koca bir milletin “ufku” darbecilerin kendilerine sunduğu kurallarla sınırlı… Toplu cinnet hali…
Silah zoruyla yapılmış olan sözüm ona kanun, ne kanun mahiyeti taşır ne de hukuk içinde mütalaa edilebilir. Ülkedeki hukukçuların çoğunluğunun (belki tamamına yakınının), kaynağında zorbalık olan metinlere kanun ve hukuk muamelesi yaptığı görülüyor. Hukukun kaynağının zorbalık, eşkıyalık, cinayet, işkence ve benzeri fiiller olması, bu ülkeye has bir “alışkanlık”. Bu tür metinlere hukuk muamelesi yapılmasının “alışkanlıktan” başka hiç bir fikri/felsefi izahı yok.
İhtilal ile darbenin karıştırılması, hukuk ile ilgili temel bir konunun anlaşılmasına mani oluyor. İhtilallerde tüm siyasi sistem değişiyor. Darbelerde ise (en azından Türkiye’deki misallerinde) siyasi ve hukuki sistem değişmiyor ve devam ediyor. İhtilallerde tüm siyasi ve hukuki sistem değiştiği için ihtilal yapanları yargılamak mümkün olmuyor. Aslında onları da yargılamak şarttır ama ihtilalci güçler, siyasi ve hukuki sistemi değiştirmekle kalmıyor kendi kadrolarını da işbaşına getiriyor. Böylece en azından fiilen yargılamak mümkün olmuyor. Fakat darbelerde, hem siyasi sistem hem de hukuki sistem yerinde duruyor. Yani devletteki devamlılık inkıtaa uğramıyor. 1980 darbesinden önceki Türk Ceza Kanunu (TCK), darbeden sonra da caridir. Darbecilerin sözüm ona yeni bir anayasa yaptırmış olmalarının bir önemi yok. Darbeden önce, darbe döneminde ve darbe sonrasında mer’i olan TCK darbeden sonra da devam ettiği için, darbecilerin o kanuna göre suç işledikleri sabittir. Anayasaya, suçlarından yargılanamamalarına dair madde koymaları, yargılamanın hukuki ve fiili imkânsızlığını göstermekten başka bir mana taşımaz. Bu sebeplerle, geçici 15. maddenin yeni ilga edilmesi, zamanaşımının dolmadığını ve yeni başladığını gösterir.
Zorbalıkla kanun yapılmasını meşru görenlerin PKK’ya söyleyebilecekleri hiçbir sözleri yoktur. “Ama ben ona itiraz ederim” denirse, TSK’nın zorbalık yapma inhisarını elinde tuttuğunu, “bu ülkeye zorbalık lazımsa, onu da biz yaparız” anlayışını dillendirdiği bilinmelidir. Aslında ülkedeki durum tam olarak böyledir ve bu sebeple sistem muhalifleri Cumhuriyetin kurulmasından bu yana sürekli silaha sarılmışlardır. Özet olarak, zorbalık zorbalığı üretmiştir.
Zorbalıkla kanun yapılabileceği kanaatinin bu kadar yaygın ve yerleşik olması, zorbalığa bir tür “meşruiyet” sağlamıştır. Bu kanaat devam ettikçe, hem devlette hem de sistem muhaliflerinde zorbalığın devam etmesi kaçınılmazdır. Zorbalığa son vermenin yolu, en büyük, en kapsamlı zorbalık olan darbeleri ve darbe suçunu ve daha yüz binlerce suçu işleyen darbecileri yargılamaktan geçiyor. Aksi takdirde, mesela, “Kürtleri öldürmek serbest” veya “Müslümanları öldürmek serbest” veya “gayrimüslimleri öldürmek serbest” gibi kanunlar çıkarılmaya başlanır. Sahi böyle bir kanun çıkarılırsa ve bu kanuna uygun olarak insanlar öldürülürse, hukukçular bunları yargılamayacak mı?
Halk kararını verdi. Artık ülkede zorbalık istemiyor. Şimdi kararı verecek olan hukukçular ve mahkemelerdir. Savcı ve hâkimlerin de en az halk kadar cesaretli olması gerekiyor.
HAKİ DEMİR
AVUKAT-YAZAR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir