DARBELER VE TEDBİRLERİ-2-DARBENİN TARİFİ

DARBELER VE TEDBİRLER-2-DARBENİN TARİFİ
Türkiye’de meseleler, misaller üzerinden konuşulur, umumiyetle fikri çerçeveye temas edilmez. Bir mevzuun misaller üzerinden konuşulması, o mevzuu “gerçekleşmiş” örneklere mahkum eder. Oysa darbe geleneği olan Türk ordusunda bile hiçbir darbe diğerinin tekrarı değildir, muhteva olarak tekrar olsa bile tatbikat olarak her biri farklıdır. Mevzu misaller üzerinden konuşulduğu takdirde, tedbir geçmiş örneklere göre alınır, oysa hayat gelişmekte, şartlar değişmektedir ve yeni darbe farklı şekilde gelecektir. Geçmişe dönük tedbirler ise gelecek için hiçbir mana ifade etmez, bu sebeple de darbeler (veya hayattaki başka hadiseler) muhteva olarak tekrarlanmaya devam eder.
1960 darbesi, 1971 muhtırası, 1980 darbesi, 28 Şubat müdahalesi, 27 Nisan muhtırası ve hazirandaki taksim teşebbüsü birbirinden farklıdır. Mısır’daki darbe misalini görünce, taksim hadiselerinin de darbe teşebbüsü olduğu, kaos oluşturularak ordunun müdahalesine meşruiyet kazandırılacağı anlaşılıyor. Hükümetin meseleyi erken farketmesi ve tedbirli davranmasıyla akim kalan taksim denemesi, tahrirde neticeye ulaşacak gibi görünüyor.
Misaller (müşahhas haller) üzerinden konuşma alışkanlığı ve sığlığı, mevzuların anlaşılmasına mani oluyor. “Darbenin tarifi” başlığını görenlerin bu yazıyı okuma ihtiyacı bile duymaması, konuyu bildiği zannından kaynaklanıyor. Bir hadisenin muhteva olarak tekrarlanabilmesi de tam olarak bu tür cahilliklere dayanıyor. Misallerle sınırlı bilgi ve anlayışı olan insanların meseleler üzerinde derinliğine çalışmaması, aynı muhtevanın farklı şartlarda farklı şekillerle tekrarlanmasının en büyük sebebidir.
*
Darbenin en bariz iki hususiyeti, meşruiyet hırsızlığı ve iktidar gaspıdır. Darbe, özü gereği gayrimeşru olduğu için, meşruiyet hırsızlığı yapmak zorundadır, hiçbir şekilde meşruiyet kazanamayacağı için, onu çalmaktan başka çaresi yoktur.
Darbe, meşruiyet hırsızlığı yoluyla iktidar gaspı olarak tarif edildiğinde, meselenin çok sayıda çeşidi olduğu, sadece askeri darbe çeşidinden ibaret olmadığı anlaşılır. Türkiye, darbeyi, askeri darbe çeşitleri (misalleri) üzerinden yaşadığı için, sadece o çerçevede ve o misallerle sınırlı şekilde anlamakta ısrarlıdır. Oysa mesele nazari çerçevede değerlendirildiğinde, bir Müslüman ülkede İslam’ı toptan veya kısmen yasaklayıcı tüm iktidar ve sistem tertipleri meşruiyet hırsızlığıdır. Bu manada Türkiye’deki siyasi rejim, seksen yıldır meşruiyeti çalmış ve iktidarı gasp etmiştir. Halkın kahir ekseriyetinin dini veya dünya görüşünü yasaklamayı hedefleyen her türlü fikir, özü itibariyle bir hırsızlık teorisidir. Öyleyse CHP bu ülkedeki seksen yıllık meşruiyet hırsızlığının karargahıdır ve gayrimeşrudur.
*
Meşruiyetin iki tane kaynağı var; birisi milletin inandığı kıymet ölçüleri, diğeri de seçimdir. Kıymet ölçüleri (yani dini, dünya görüşü) meşruiyetin nazari kaynağıdır, seçim ise meşruiyetin tatbiki kaynağı… Meşruiyetin bu tarifi sadece İslam’da mevcuttur, İslam’ın dışında hiçbir dünya görüşü bu tarifi kabul etmez. İleri, demokratik, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne bağlı olduğunu iddia eden batı bile hala bu meşruiyet tarifine ulaşabilmiş değildir. İslam, Müslüman olmayan bir topluma kendinin tatbik edilmesine cevaz vermemiştir, içinde Müslümanların olmadığı bir ülkede İslam’ın tatbiki sözkonusu değildir, içinde Müslümanların bulunduğu cemiyette ise gayrimüslimler kendi dinlerine bağlı şekilde yaşayabilirler. Meşruiyetin tatbiki kaynağı olan seçimler ise, halkın kendini idare edecek ve hata yaparsa o hataya kendi seçimiyle katkıda bulunmuş, dolasıyla da mesuliyeti üstlenmiş bir hükümeti seçmesi esasına dayanır. Halk seçmediği bir hükümetin hatasının vebalini üstlenmez, üstlenmesi gerekmez.
İslam’ın meşruiyet tarifi kabul edilmediği için tüm dünya gayrimeşru siyasi sistemlere sahiptir. Ülkelerin bir kısmında meşruiyet tarifine uygun bir durumun oluşması, tercihlerden değil, şartların öyle denk gelmesindendir. Bu günün dünyasında demokratik siyasi rejimlere sahip olduğunu gururla iddia eden ülkelerin çoğunluğu, gayrimeşru iktidarlar tarafından idare edilmektedir. Sadece seçimin yapılması ve meşruiyetin tatbiki şartının yerine getirilmesi, meşruiyet için kafi değildir. İslam coğrafyası ise baştan sona meşruiyetin çalındığı, sanal meşruiyet formları oluşturulduğu bir bölgedir ve “sürekli darbe” halini yaşamaktadır.
*
Meşruiyetin nazari kaynağı siyasi rejim ile tatbiki şartı ise iktidarla ilgilidir. İktidarlar, meşruiyetin tatbiki şartına sahip iseler, bunun çalınmasına müsaade etmemeliler, çalma teşebbüslerine karşı tedbirler almalılar. Meşruiyet çalındığı andan itibaren ayakta kalma güçleri biter. Bu yazı serisinin temel maksadı da bu konudur.
*
Müslümanların, Türkiye başta olmak üzere tüm İslam coğrafyasında yapacakları ilk iş, meşruiyet tarifini aslına irca etmektir. Tüm nazari üretimlerini bu mihraka bağlamalılar, tüm tatbikatlarını bu eksende gerçekleştirmeliler.
Biliyoruz, yaklaşık iki asırlık batılılaşma macerası her şeyimizi olduğu gibi meşruiyet tarifimizi de ortadan kaldırdı ve tepetakla etti. 1920 li yıllarda yüzde birin altında bulunan Batılılaşmış halk kesimi, iktidarı gasp etti ve meşruiyet dahil tüm tarifleri değiştirdi. Istılahın değişme sürecinin başlaması iki asrı buldu ve 1923 darbesinden sonra da kanla yeniden bir terminoloji yazdılar. Bir taraftan İslami ıstılahı imha ettiler, diğer taraftan kurdukları darağaçlarının gölgesinde batılı terminolojiyi ikame ettiler. Biliyoruz, bu kadar ağır bedeller ödeyen halkın yeni terminolojiye alıştığını, biliyoruz bunun kolay değişmeyeceğini. Ama başka bir şey daha biliyoruz; eğer temel meseleler üzerine gidilmezse, mesela meşruiyet bizim ıstılahımızla tarif edilmezse, içtimai altyapının kurulamayacağı ve üst yapıda elde edilen bazı başarıların geçici olabileceğidir.
Meşruiyet, sadece devletin ve iktidarın değil, hayatın altyapısıdır. Hayatın altyapısını kim tesis ederse, hayata o sahip olur. Tesis edilen altyapı üzerinde gerçekleşen ve akan hayat, o altyapının meşruiyet mührüne sahiptir. Ne kadar güçlendiğinizin, ne kadar fazla gücü elinizde topladığınızın fazla ehemmiyeti yok, meşruiyet altyapısı tamamına galip gelir, tamamını yok eder. Hayatın altyapısını değiştirmediğiniz takdirde, elde ettiğiniz güç, fahişenin veya eroin tacirinin zenginliği gibidir veya ne kadar güçlü olursa olsun illegal örgüt başkanlığı gibidir. Bir anda müsadere edilebilir ve elinizden kayabilir.
Tabii ki zordur, birkaç asırlık birikimi temizlemek, o birikim üzerine inşa edilmiş şunca hayatı değiştirmek… Ama değiştirmeyi düşünüyorsak eğer, hedef, hayatın altyapısıdır. Hayatın altyapısının merkezi, meşruiyet tarifi, bu tarifin nazari kaynaklarıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir