DARBENİN SEBEPLERİ

DARBENİN SEBEPLERİ
Bir ülkede darbe neden olur? Herkes yoğun şekilde darbe tedbirlerini konuşuyor, darbenin sebeplerini teşhis etmeden tedbiri mi olur? Mesele, Fetöcüler darbe yaptı, Kemalistler darbe yaptı, filanlar darbe yaptı cinsinden ele alındığı sürece, tedbirler de şöyle olur, Fetöcülerin kökünü kurutacaksın, mesele kalmaz… Hangi ideolojik gurubun kendine has hangi sebeplerle darbe yaptığından önce, bir devlet ve devlet tasavvuru meselesidir. Bir ülkede hakiki manasıyla devlet varsa, o ülkede kırk tane darbe niyetli örgüt olsa bile yine de darbe yapamaz. Öyleyse meseleyi kaynağından ele alıp tek tek tetkik edelim. Zira darbe sebepleri anlaşıldığında, darbenin tedbirleri de ortaya çıkacaktır.

*Devlet tasavvuru ve müesses devlet

Osmanlıdan sonra bu ülkede devlet kurulmadı, bir siyasi güç organizasyonu vardı. Bu siyasi güç organizasyonu, şapka için insan asacak kadar gözü dönmüş bir ideolojik sapıklıktı. Devlet nedir, millet nedir, vatan nedir, hükumet nedir, amir nedir, memur nedir, itaat nedir, isyan nedir ila ahir hiçbir temel meseleye dair birkaç cümlelik bir fikriyat yoktu. Sadece kuvvet temerküzünden ibaret bir Cumhuriyet yapılanması vardı ve kuvveti elinde tutan devlet, millet ve vatan üzerinde özel mülkiyet iddiasında bulunuyordu.
Devlet tasavvuru; aşağıdan yukarıya doğru saymak gerekirse, şahsiyet, cemiyet, devlet, medeniyet silsilesi içindedir. Şahsiyet ve cemiyet tarafından inşa, medeniyet tarafından ihata ve muhafaza edilen bir sürecin ve silsilenin adıdır. Devletin üstünde bulunan, nazari kaynaklarını ve sınırlarını oluşturan, maksadını ve istikametini tayın eden medeniyet tasavvuru ve iklimi olmadığında devlet, silsilenin (piramidin) en başına yerleşir. Silsilenin zirvesine yerleşen devlet, bizzat kaynak haline gelir, hukukun kaynağı, ahlakın kaynağı, içtimaiyatın kaynağı ila ahir… Şahsiyet, cemiyet (millet), devlet, medeniyet silsilesinde maddi kuvvet kullanma inhisarına ve salahiyetine sahip olan tek varlık devlet olduğu için, devlet silsilenin başına yerleştirildiğinde çıplak kuvvet haline gelir. Çıplak kuvvet, mahiyeti itibariyle mafyadır. Bir medeniyet iklimi tarafından kuşatılmayan ve bünyesi medeniyet tasavvuru ile inşa edilmeyen devlet, kuvvet kullanma inhisarıyla birlikte düşünüldüğünde, on saniye içinde mafyalaşabilir.
Devlet, maddi kuvvet kullanma salahiyetine sahip olduğu için, aşağıdan şahsiyet ve cemiyet, yukarıdan medeniyet tarafından kuşatılmak zorundadır. Aksi takdirde devlet içinde kuvvetler muvazenesini kurmak ihtiyacı hasıl olur. Buradaki kuvvetler muvazenesi, yasama, yürütme, yargı kuvvetleriyle ilgili değil, birden çok maddi kuvvet karargahı kurmak ve birbirine karşı mevzilendirmek ihtiyacı hasıl olur. Orduya karşı polis gibi ordu ve polise karşı milis kuvvetler gibi ila ahir… Böyle bir kuvvet parçalanması ise, çatı teşkilat olan devleti, kendi içinde devlet olmaktan çıkarır.
(Türkiye’nin mevcut durumunda polisi orduya karşı mevzilendirmek yanlış değildir, ne var ki mevcut halin bir geçiş süreci olduğu, ülkede gerçek manada devlet kurulduğunda bu tür yaklaşımların yanlış olduğu unutulmamalıdır)
Şahsiyet ve cemiyet inşa edilebilirse, devletin milletin müşterek mülkiyetinde olduğu, üzerinde hususi mülkiyet iddiasının ve inşasının mümkün olmadığını, halkın kime salahiyet ve vekalet verdiyse ancak onların idare edebileceği, elinde silah olanın devlet üzerinde özel mülkiyet kurma teşebbüsünün mafya ve eşkıyalık manası taşıdığı bilinir ve buna göre hareket edilir.
Şahsiyet, cemiyet, devlet ve medeniyet bahisleriyle ilgili onlarca kitabımız var. Burada onları tekrarlamamak için meseleyi kısa kesiyoruz.

*Makam silsilesi
Bu ülke sürekli emir-komuta silsilesini konuştu. 15 Temmuz 2016 darbesi de emir-komuta silsilesi dışında gerçekleştiği için bu mesele yine kesif şekilde konuşulmaya başlandı. Meselenin özü emir-komuta silsilesi değil, makam silsilesidir. Meseleyi emir-komuta silsilesinden ibaret zanneden ve bu merkezde konuşanlar, TSK’nın geçmişte emir-komuta zinciri içinde darbe yaptığını tekrar hatırlasınlar. Meseleyi emir-komuta silsilesi içinde konuşmak, emir-komuta silsilesini ele geçirememiş olan FETÖ’nün teşebbüslerine karşı tedbir almış olurlar ama emir-komuta zincirini ele geçiren başka ihanet şebekelerine karşı tedbir almış olmazlar.
Ülkenin en yüksek makamı Cumhurbaşkanlığıdır. Cumhurbaşkanı, hem sivil idarenin başıdır, hem de ordunun başkumandanıdır. Ne var ki Cumhurbaşkanı “subay” olmadığı için, Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman ordunun emir-komuta zinciri içinde görülmemiştir. Emir-komuta, kollarında ve omuzlarında askeri rütbeyi gösteren alametler üzerinden kurulmuş, onun dışında hiçbir “kıymet” kabul edilmemiştir. Oysa Cumhurbaşkanının “başkumandan” olduğu anayasada yazılıdır.
Meseleyi emir-komuta zincirinden çıkarıp, makam silsilesi haline getirmek gerekir. “Devlet olmak” müesses nizam şartına bağlıdır, müesseseleri temsil eden makamlardır. Makam silsilesi, devletin hiyerarşisini gösteren ana sütundur. Makam silsilesi ikame edilmez ve sadece emir-komuta zinciriyle iktifa edilirse, önceki darbelerde yaşandığı gibi bir manga asker darbe gecesi evine veya makamına gelip başkomutanı ve başbakanı zapt altına alır.

*Kültürel alt yapı
Halkta, çobanından ilim ve fikir adamlarına kadar, basitten başlayıp en girift izahlar ve terkiplerle şahsiyet, cemiyet, devlet ve medeniyet silsilesinin yerleşik bir kültür ve gelenek haline gelmesi şarttır. Halk, devletim müşterek mülkiyet mevzuu olduğunu, iştirakçilerinin tüm millet olduğunu, üzerinde şahsi (özel) mülkiyet kurma teşebbüslerinin bir ülkedeki en ağır cürüm olduğunu, çünkü tüm milletin hakkının gasp edildiğini bilmelidir. Devlet tasavvuru ve kültürünün Cumhuriyet döneminde yok edildiği, ordunun devlet üzerinde hususi mülkiyet sahibi olduğu yayıldı ve kanıksandı. Bunu oluşturmak için Kenan Evren’in bizzat itiraf ettiği üzere, siyasi çatışmaların artması ve halkın ordunun müdahalesine hazır hale gelmesi için beklendiği, aslında ise ordunun bizzat tahrik ve idare ettiği anarşi dönemleri yaşatıldı. 12 Eylüldeki darbeye halkın, “nihayet ordu yönetime el koydu” diyecek kadar ağır şartların bizzat ordu tarafından yaşatılması, ülkede oluşturulan kültürel altyapıyı anlamamızı sağlamalıdır. “Ordu yönetime el koydu” cümlesinin kullanılabilmesi, yani Türkçede böyle bir cümle kurulabilmesinin kültürel altyapısı, ordunun devlet üzerinde özel mülkiyet sahibi olduğunun kabulüdür.
Halkın, ordunun yönetime el koymasını mümkün ve meşru görmesi, darbenin en yaygın ve en tehlikeli sebebidir. Ordunun yönetime el koymadan, sahip olduğu kuvvet unsurlarıyla ve hükumetin emriyle meselelere müdahale edebileceği, mesela teröre karşı mücadele edebileceği fikri yoksa, meselelerin çözülmesi için ordunun yönetime el koyması lüzumu var demektir. Bu türden bir kültürel altyapının halkı canıyla tehdit edecek anarşi ve kaos dönemleri yaşatılarak, yani aldatılarak oluşturulduğu artık ülkenin malumudur.
Halk, kendi malını ve canını korumakta gösterdiği refleksi, daha yüksek seviyede devlet için göstermelidir. Bu istikamette ciddi kültürel çalışmaların olmamasına rağmen, halkın 15.07.2016 tarihinde yazdığı destan, ülkenin Cumhuriyet dönemi boyunca tecrübelerle birikmiş ruhi patlamasıydı. Halkta ruhi ve zihni altyapının oluştuğu görüldü, öyleyse hızlı şekilde kültürel kodifikasyonun yapılması, bu kültürün derinleştirilmesi ve yaygınlaştırılması gerekiyor.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir