DEĞİŞİM DEVRİM ve SOSYAL HAREKETLER

degisimSosyal hareketlerin veya meşhur ismiyle sivil toplum kuruluşlarının, değişim ve devrim konusuyla münasebeti pek dikkat çekmemiş, bu mevzuda fazla araştırma yapılmamıştır. Özellikle devrim hareketlerinin siyasi mahiyet taşıması, devrimi gerçekleştiren hareketlerin de mutlaka siyasi hareket olması gerektiğini düşündürtmüştür. Doğrusu sosyal hareketler devrim süreci başlayana kadar siyasi karaktere dönüşmemiş, devrim sürecinin içinde bu dönüşüm yaşanmıştır. Bu sebeple olsa gerek sosyal hareketlerle devrim arasındaki münasebet gözden kaçmıştır. Oysa sosyal hareketlerin devrime katkısı, siyasi hareketlerden çok daha fazladır.

Sosyal muhalefet kavrayışı pek kullanılmamış, böyle bir isimlendirme yapılmamış, konu, “sivil topluk kuruluşları” ismiyle meşhur olmuştur. Sosyal hareketler (sivil toplum kuruluşları), siyasi rejimle çatışma içinde değil de, zımni bir iş bölümü halindeyse siyasi rejimi tahkim etmiş, aksi durum sözkonusu ise “sosyal muhalefet” halini almıştır. Sosyal muhalefet, mahiyeti gereği siyasi rejime karşı mukavemet ve isyan hareketi değil, içtimai alanı siyasi alanın işgalinden kurtarma hareketidir. Sivil toplum kuruluşlarının kurucu ve yönetici kadroları bunları düşünmese bile (ki kahir ekseriyeti böyle şeyler düşünmez) yaptıkları iş, içtimai alanı, siyasi alandan ayırmak ve ona sahip çıkmaktır. Herhangi bir sosyal hareket, kendisine küçücük bir alan açtığında, siyasi rejimi o sahadan kovmuş demektir. Sosyal hareketlerin genişleme ve derinleşmesi, siyasi alanı kendi sahasında kuşatır. Siyasi alanın (siyasi rejimin ve iktidarın) halka uzanan elleri kesilmiş, nüfuz kanalları tıkanmış, münasebet koridorları kapanmıştır. Sosyal hareketlerin içtimai alanı işgal etmesi, siyasi rejim ile halk arasına konulacak en güçlü bariyerdir.

Mesele öncelikle siyasi alan ile içtimai alan arasına sınır çizmekle ilgilidir. Bu sınır çizildiğinde, siyasi alan kaçınılmaz olarak imkan ve iktidar kaybına uğrayacaktır. Siyasi hareketler gibi doğrudan rejimi hedef almayan sosyal hareketlerin siyasi rejimi alaşağı etmesi uzun zaman alır. Fakat siyasi hareketler gibi zayiatı yüksek olmaz, mücadele çetin geçmez, uzun da sürse hedef asla elden kaçmaz.

*

Siyasi rejimin gerçekleştirdiği değişim, kanun ve maddi güç kullanma imkanından dolayı görünür haldedir. Fakat görünür hale gelen değişim, çoğunlukla “görüntü”den ibarettir. Değişimin derinliği, gönüllü kuruluşlar tarafından gerçekleştirilir, bu sebeple değişimin asli mimarları bunlardır.

Siyasi rejim, değişimi namluyla yapmak yerine gönüllü kuruluşlarla işbirliği yapmak zorundadır, bunu yapmazsa gönüllü kuruluşlar tabii olarak sosyal muhalefet haline gelmektedir. Bu husus, özellikle de siyasi iktidarı ele geçirmiş Müslümanlar için fevkalade mühimdir. Siyasi iktidarı hoyrat şekilde kullanmak ve zoraki değişim projeleri üzerinde çalışmak yerine, gönüllü kuruluşları desteklemek ve yönlendirmek gibi akıllıca bir yol takip etmeleri tavsiye edilir.

*

Değişim süreçlerinin tabiatını bilmeliyiz. Değişim süreçlerinin tabiatı, hızı, yönü, ihtiyacı doğru tespit edilemediğinde netice alınamadığı tarih laboratuvarı tarafından sayısız defa test edilmiştir. Gönüllü kuruluşlar halkın içinde bulunduğu, rızaya dayalı faaliyetler yaptığı için, halktaki değişim ihtiyacını, hızını, yönünü tabii olarak bilirler. Herhangi bir alanda ve istikamette gerçekleştirdikleri faaliyetlere halkın gösterdiği teveccüh veya alakasızlık, en sağlam kamuoyu araştırmasıdır. Hükümetlerin herhangi bir konudaki tatbikat düşüncelerini önce gönüllü kuruluşlar marifetiyle test etmeleri, pilot uygulamalarını bunların eliyle gerçekleştirmeleri en sıhhatli yoldur.

Hiçbir devlet ve siyasi rejim, içtimai altyapıyı “resmi” tatbikatlarla ayakta tutamaz. Muhalfarz bunu gerçekleştirebilme imkanını elde etse bile yapmamalıdır. Siyasi rejim, hayatın tamamını üretme, ihtiyaçların tamamını karşılama, halkı ayakta tutabilme imkanına sahip olur ve bunu yaparsa, ortaya çıkan netice, halkın vesayet ve velayete alışmış, kendi başına ayakta duramayan, kendi problemlerini çözme düşünce ve alışkanlıklarına sahip olmayan bir durumdur. Kısacası, “çocuk halk” gibi bir manzara ile karşılaşmak mukadderdir. Maksat böyle bir hedefe ulaşmak değil, aksine halkı, devlet çökse bile ayakta kalacak çapta tekamül ettirmektir. Akıl ve ahlak seviyesi yüksek halkın mukavemet gücü, en iyi şekilde kurulmuş siyasi sistemden daha fazladır çünkü sistemlerin bozulması daha kolaydır. Halkın kültürüne ve hayatına nüfuz etmiş olan mana yekunu, siyasi sistemden çok daha güçlü şekilde mukavemet eder. Tarih boyunca sürekli yıkılan ve kurulan siyasi rejimlerdir, halk kendi kültürünü muhafaza etmekte daha mukavim olmuştur.

kitabı indir DEĞİŞİM DEVRİM ve SOSYAL HAREKETLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir