DEĞİŞİM HIZI VE DEĞİŞİMİ ZORLAMAK

DEĞİŞİM HIZI VE DEĞİŞİMİ ZORLAMAK

(NOT: Bu yazı, “Değişim Süreçlerinin Tabiatı” isimli kitabımızdan nakledilmiştir)

Değişimin tabii seyri kendine ait bir hıza sahiptir. İçtimai değişim hızı ile hayatın değişim hızı her zaman paralel olmaz, halk bazen hayatın değişimine mukavemet eder, bazen de hayatın değişim hızından daha yüksek bir hızla değişir. Değişimin hızını belirleyen unsurlardan birisi, mevcut hayat altyapısının hayatı taşıyamayacak hale gelmesi, çürümesi, tortulaşmasıdır. Bu durumda halk değişim için hazır hale gelmiştir. Mevcut hayat altyapısı, hayatı yaşamayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırmaya başlamıştır, ucuzlatmak yerine pahalandırmıştır, kolaylaştırmak yerine zorlaştırmıştır. Bu hal, değişime karşı mukavemet kaynaklarının tükendiğini gösterir, halk değişime mukavemet etmek yerine değişim için can atmaya başlar.
Hayat altyapısı zafiyete uğramamışsa, hayatı taşıyacak güçteyse, hayatı kolaylaştırmaya devam ediyorsa, değişimin tabii hızı yavaştır. Hayat, rahat bir şekilde yaşanmaya ve akmaya devam ediyorsa, değişim talebiyle ortaya çıkmak, değişim talebinde bulunmak, bunu icbar etmeye çalışmak, halk nezdinde “yıkıcı” bir hareket olarak anlaşılmaya mahkumdur.

Hayat altyapısının çökmesi, pahalanması, zorlaşması durumunda değişime mukavemet etmek ne kadar zorsa, hayat altyapısının halkın anlayış seviyesine göre yerli yerinde olması halinde değişim talep etmek o kadar zordur. Bu sebeple, değişim taraftarlarının ilk bilmesi, teşhis etmesi gereken husus, halkın ve hayatın ne durumda olduğunu, özellikle de değişim için şartların ne nispette hazır olduğunu anlamasıdır.
*
Hayatın altyapısındaki çözülme meselesi ile halktaki değişme ihtiyaç ve arzusu, hangi fikri ve siyasi hareket tarafından doğru anlaşılırsa, hayatın ve halkın değişimini idare edecek olan kadro odur. Hayat altyapısının, değişimi ihtiyaç haline getirecek kadar çözülmesi durumunda, değişim ihtiyacını karşılayan kadrolar ve hareketler, aslında halkın kültürel değerleriyle imtizaç etmiş olmasalar da, normal şartlarda asla elde edemeyecekleri başarı ve güce sahip olabilmektedir. İslam coğrafyasında son iki asırdır hayatın altyapısı çökmüştü, halk Müslüman olmasına rağmen, Müslüman fikir ve ilim adamlarının hayatı yenileyememesi ve değişim ihtiyacını da farkedememesi neticesinde, değişimi “Batılılaşmış” entelektüeller yönetti. Normal şartlarda asla sahip olamayacakları güç ve başarıyı elde ettiler. Şimdi ise, Batılılaşmış entelektüellerin oluşturdukları hayat altyapısı çöktü, tüm İslam coğrafyasında değişim, ihtiyaç olmanın ötesinde zaruret haline geldi. Şimdi Müslüman kadrolar değişim ihtiyacını, değişim hızını, değişim yönünü teşhis etmeli, bunlara paralel olarak değişimi kendi hedeflerine sevkederek yönetmeliler.
*
Halktaki değişim ihtiyacı belli bir noktaya gelene kadar isyan etmek akim kalır. Değişim ihtiyacı uygun noktaya gelmişse bunu yönetmemek tarihi fırsatı kaçırmaktır.
İslami hareketlerin umumi stratejilerini, halkın değişim ihtiyacını esas alarak tayin etmeleri gerekiyor. Değişim ihtiyacı gerekli noktaya gelene kadar “hazırlanmak”, fikir, kadro ve teşkilatları hazırlamak, nihayet değişim ihtiyacını ve sürecini tetiklemek için çalışmalılar. Halktaki değişim ihtiyacı mevcut hayatı, siyaseti, devleti tepeleyecek noktaya gelene kadar yeterli hazırlıkları yapmayanlar, “patlama” meydana geldiğinde isyan eden halkı yönetemezler. Değişim ihtiyacının gerektiği kadar kabarmasını beklemeden harekete geçenler (mesela isyan edenler), kaynaklarını boşa tüketirler, neticeye de varamazlar.
*
Müslümanlar devrim süreçlerinin birinci safhalarını tamamlamış ve siyasi iktidarı ele geçirmiş Tunus gibi ülkelerle, devrim sürecine girmeksizin siyasi iktidarı ele geçirmiş Türkiye gibi ülkelerde, siyasi alandaki inşa faaliyetlerini yürütürken, halkın değişimini de yönetmek durumundalar. Sıcak gündem maddelerinden biri olan bu durum, dikkatlice tetkik edilmelidir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir