DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-2-DEĞİŞİM KARŞISINDA İNSAN ZİHNİ-1-

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-2-DEĞİŞİM KARŞISINDA İNSAN ZİHNİ
Gerçek, varlık ve vakıaların, yüksek hızdaki deveran süreçlerinin “tek anlık” tezahürleridir. Gerçek, varlık ve vakıaların bizzat kendisi değil, onların tertip, teşkil ve terkip halleridir. Tertip, teşkil ve terkip halleri ise sabit değildir zira deveran hızla devam etmekte, akış durdurulamamakta, “sübut” sağlanamamaktadır. İnsan ufku, varlık ve vakıaları “hayat” isimli havzada takip ediyor, bu sebeple ve umumiyetle varlık ve vakıaların hayat havzasındaki deveranına dikkat ediyoruz. Varlık sübuta erse, vakıalar dursa (sabitlense) zaten hayat biter, hayat yoksa insan için hiçbir şey yoktur.
Vakıa, varlıklar arası münasebetin bir kesitidir. Varlıkların çoklu özellikleri, başka her varlıkla farklı münasebetler kurabileceğini gösterir. Kaldı ki iki varlık bile birbiriyle farklı münasebetler kurabilmektedir. Bu sebeple vakıa sayısı varlık sayısından mukayesesiz daha fazladır. Varlık sayısının bile tespit edilemeyecek kadar çok olduğu dünyada, vakıa sayısını tespit muhaldir.
Vakıalar varlıktan kaynaklanır bununla beraber varlığa karşı istiklalleri yoktur ama muhtariyetleri mevcuttur. Varlıktan, varlığın özelliklerinden, varlıklar arası münasebetlerden meydana gelen vakıa, döner dolaşır ve kaynağına tesir eder. Varlık ve vakıalar birbirini inşa eder, birbirini etkiler ve bu deveran kesintisiz döner durur.
Varlık çeşitlerinden birisi, yani insan, varlık ve vakıalara “iradi” müdahalede bulunur, bulunabilir. İnsan müdahalesi dışındaki vakıa akışı, tabii seyrindedir, Sünnetullah üzere devam eder. Meselemiz insanın varlık ve vakıalar karşısındaki mevzisidir.
Akıl sahibi olmayan hiçbir varlık, sabit kalamaz, sabit kalma kudretine sahip değildir. Varlıkların tabiatları, kesintisiz bir değişim üzere yaratılmıştır, akıl sahibi olan insan da bu kaideye tabidir. Fakat akıl, iradi müdahalede bulunma imkan ve kudretine sahip olduğu gibi, insanın zihni evreninde “sabitlen alanlar” inşa etme istidadına da maliktir. Müthiş bir tenakuz…
Akıl, tüm zihni evreni sabitlemek iktidarında değildir elbette. Zihni evren aklın tasarrufu dışında mütemadiyen değişir veya gelişir. Zihni evrenin tamamını sabitlemek mümkün değildir ama sabit alanlar oluşturmak mümkündür. Sabit alanlar oluştuğunda, o alanlara denk gelen düşünce ve davranışlar tekrarlanmaya başlar, düşünce ve davranışlarının tekrarlanma yoğunluğu, sabit alanların genişliğini gösterir. Buraya tekrar döneceğiz.
Hiçbir varlık sabit, hiçbir vakıa da tekrarlanabilir değil. Vakıaların akış hızının, takibi imkansız hale gelecek kadar arttığı günümüzde ise bu kaidenin istisnasını aramak beyhude. Her şey çok hızlı şekilde değiştiği halde “sabit zihni alanlar” üretmek nasıl mümkün olabiliyor? İşte kritik soru bu…
İnsan, beş hassası ile sürekli zihni evrenine bilgi taşıyor. Zihni evrene bilgi naklinin az bir kısmı iradi, büyük kısmı ise gayriiradidir. İnsanın gözü açık olduğu müddetçe, kulağı duyduğu müddetçe, burnu koku aldığı müddetçe, herhangi bir varlığa temas ettiği müddetçe zihni evrenine bilgi taşıyor. Zihni evrene bilgi taşınması için sadece okuma yapmak, bir nasihat veya konuşma dinlemek gerekmiyor, yaşadığı ve hassaları çalıştığı müddetçe zihni evrene bilgi taşınıyor. Zihni evrene yeni bilgilerin intikal etmesi, zihni evrenin sabit kalmasına manidir.
İradi veya gayriiradi şekilde bilgilenen, bilgiyle beslenen zihni evren sabitlenemez. Kaldı ki, dış dünyadan bilgi akışı (girişi) muhal farz durmuş olsa bile, akıl, mevcut malzemelerle (bilgilerle) düşünüyor, mevcut malzemeler arasındaki münasebetleri yeniden ve farklı şekillerde kurabiliyor. Bu durumda da zihni evren yeni bilgiye sahip oluyor. Öyle ya da böyle zihni evrenin yeni bilgi, intiba, duygu ile beslendiği, kesintisiz şekilde beslenmeye devam ettiği vakıadır.
Zihni evrenin toplamının sabitlenemeyeceğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Her insan on dakika meseleyi düşünse, anlayabilir. Zihni evrenin tamamı sabitlenemeyeceğine göre asıl soru, sabit zihni alanlar oluşturmanın nasıl mümkün olduğudur? Meselenin bu noktasına yoğunlaşmak gerekir, zaten insanın değişimi görmesine mani olan veya değişime mukavemet etmesine sebep olan bu meseledir.
*
İnsan zihin haritasında sabit alanlar mevcuttur, kurulabilmektedir. Sabit alanlar iki şekilde kurulur, biri duygu temelli alanlar diğer fikir temelli alanlar…
Duygu temelli sabit alanlar her insanda olur, aşk gibi, taklidi iman gibi, sevgi gibi, öfke gibi ila ahir… İnsanın aklını zapt altına alacak, zihni evrenini kafi derecede etkileyecek kadar güçlü duygu tezahürleri, belli sabit alanlar oluşturabiliyor. Bunların içinde “müspet” olanları da var, menfi olanları da… Duygular ne kadar güçlüyse o nispette geniş ve derin sabit alanlar oluşturabilir, o nispette de uzun sürebilir.
Fikir temelli sabit alanlar, aklın anlaması, imal etmesi ve bunlara sahip çıkmasıyla gerçekleşir. Buna, aklın anladığını ve imal ettiğini zannetmesi de dahildir. İkinci kısım birinci kısımdan daha fazladır, akıl umumiyetle anladığını zanneder.
Akıl bir bilgiyi anlar (anladığını zanneder) ve onunla yeni bir şeyler üretirse (ürettiğini zannederse), onun üzerinde “üretici mülkiyet” kurar. Üretici mülkiyet, kaynağı kendinde olan bir kıymettir, bu sebeple akıl için fevkalade mühimdir, ondan vazgeçmesi de aynı nispette zordur. Zaten akıl bir kıymet üzerinde sadece üretici mülkiyet sahibi olur, diğer mülkiyet çeşitleri akla değil nefse aittir. Satın alınan otomobil üzerindeki mülkiyet, nefs tarafından kurulur, otomobili üreten kişi ise onun üzerinde üretici mülkiyet kurar. Nefs üretici mülkiyet üzerinde de tasarruf sahibidir, nefsin mülkiyeti her mülkiyet çeşidi için geçerlidir, akıl üretici mülkiyeti kurduğunda nefs ona da aşırı şekilde sahip çıkar. Buradaki tefrik edici mikyas nefs değil akıldır, akıl, sadece üretici mülkiyet inşa eder.
Akıl, üzerinde üretici mülkiyet kurduğu bir bilgi, fikir ve kıymetten vazgeçmemek için her türlü imkan ve yolu kullanır. Üretici mülkiyeti kaybetmemek için nefsi de seferber eder, duyguları da seferber eder hatta gerçeği kırıp döker, mantık örgüsünü değiştirir, yalan bile söyler.
Duygu temelli ve fikir temelli sabit alanlardan bahsederken, insan zihin haritasında bilgi, fikir ve duygu birbirinden ayrı şekilde varolmaz ve hareket etmez. Bilgiye duygu karışır, duyguya fikir karışır ila ahir… İnsanın zihni evreninde bilgi, fikir ve duyguyu saf halde bulmak istisnadır. Saf halde bulunsalardı işimiz kolaydı, o zaman her biri için net çözümler geliştirebilirdik. Her şey birbirine nüfuz etmiş haldedir, her insanda ise farklı haller mevcuttur. Hiç kimsenin imanı da aşkı da, nefreti de, aklı da diğerine muadil değil. Duygu temelli veya fikir temelli sabit alanlar tasnifini yapmamızın sebebi, meseleyi izah edebilmek, idrak edilebilmesini kolaylaştırmak içindir. Önce bunlar saf haliyle izah ve idrak edilebilmeli ki, sonra birbirine nüfuz etmiş halleri anlatılabilsin ve anlaşılabilsin.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir