DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-5-SİYASİ VE İÇTİMAİ DEĞİŞİM SÜREÇLERİ-1-

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-5-SİYASİ VE İÇTİMAİ DEĞİŞİM SÜREÇLERİ-1-
Siyasi ve içtimai değişim, birbirini besler ve tamamlar ama birbirinden farklı tabiatlara sahiptir. Birbirini destekleme katsayıları yüksektir, birbirinden tamamen bağımsızlaşma imkanı yoktur, bunlara rağmen aynı süreçleri izlemez, aynı güzergahı takip etmez, aynı kaidelere tabii olmaz. Birbirine nüfuz etmiş halde bulunurlar, birbirini tetikler veya zapt ederler, süreçlerini birbirinden tefrik etmek imkansızdır ama yine de tabiatları farklıdır. Problem de zaten buradan kaynaklanır, birbirine nüfuz etme derinliği, birini diğerinin üzerinde vasi tayin etmenin mümkün ve doğru olduğunu düşündürtmüştür. Vasi, umumiyetle siyasi alan ve orada teşekkül eden iktidar olmuştur. Bu gedikten akan düşünceler, totaliter siyasi rejimlere kadar ulaşmıştır.
Dünyadaki mevcut siyasi ve içtimai şekillenmelerde siyasi alan, kanun yapma ve maddi güç kullanma imkanına da sahip olduğu için, kuvvet ile doğrudan münasebeti var. İçtimai alan ise özü itibariyle “rızaya” dayanır. Siyasi alanın kanun ve güç kullanımı, içtimai alan üzerinde belli bir tesire sahiptir muhakkak, ne var ki içtimai alan, her zaman açıktan isyan etmese de, direnişin çeşitli yollarını bulur, mesela pasif direniş göze batmasa da orta ve uzun vadede siyasi alanın altını boşaltır ve işlemez hale getirir. Bunun en tipik misali Sovyetlerin çökmesidir. Sovyetlerde içtimai alan hiçbir teşkilat ve müesseseye sahip değildir, böyle bir imkan alanı açılmamıştır ama halkın pasif direnişi (hem de hiçbir direniş alameti göstermeden) siyasi sistemi çökertmiştir. Sovyet dönemindeki şu halk sözü meseleyi anlamaya kafidir; “Devlet bize maaş verir gibi yapıyor, biz de devlete çalışır gibi yapıyoruz”.
Her şeyi devletin tayin ettiği, içtimai alana hiçbir hürriyet ve imkan sunmadığı Sovyet dönemi, beşeri ilimler için fevkalade bir laboratuvardı. Sovyetlerin çökmüş ve sosyalist-komünist sistemin mağlup olması, Sovyetlerde üretilen tecrübenin çöpe atılmasına sebep oldu, oysa ciddi faydaları olacak bir tecrübe birikimi vardı. Her şeyi devletin tayin ettiği bir siyasi iklim, içtimai alana ve kaynaklara fırsat vermediği için yaşama şansına sahip değildi, cemiyet kendi dinamikleriyle ayakta kalır, devlet ise bunu destekler ve korurdu. İçtimai alanı sıfırlayan ve hayatın hücrelerine kadar nüfuz eden bir siyasi teşkilatlanmanın misaliydi Sovyetler, bu manada en güçlü devleti kurmuşlardı. Sovyet politbürosu meseleyi anlamadığı için çöktü fakat Sovyet tecrübesi dünya tarafından anlaşılamadığı ve ondan faydalanılamadığı için hala direnen ahmak diktatörlükler var.
Meselenin özü, siyasi alan ile içtimai alanın belirli bir kıvamda imtizacıdır. Yüzde yüz ayniyet temin etmek tabii ki mümkün değil ama ciddi aykırılıklarında sürdürülebilir olmadığı vaka. Birbirlerini etkilemeleri, beslemeleri, engellemeleri dikkate alınarak, imtizaç (uyum) havzasının oluşturulması lazım… Siyasi ve içtimai alanın sürekli çatışmalı olması, hem devlet için hem de halk için katlanılmaz bir maliyettir. Diktatoryal siyasi rejimler bu maliyeti halka ödetmek, halkın ödemekten yorgun düşmesini sağlamak ve itaati garanti altına almak meylindedir. Umumiyetle de bir devir böyle devam eder, halk, öncelikle hayatta kalmaya meyyaldir ve itaat eder. Ne var ki rızasına aykırı her iş ve tatbikatı mutlaka engin hafızasında biriktirir. Ne zaman ki hafıza taşıyamaz hale gelir, büyük patlamalar için ruhi ve zihni altyapı oluşmuştur.
Siyasi alanı besleyen ve tayin eden içtimai alandır. Öyle ya da böyle siyasi alanın her türlü kaynağını ve bu arada insan kaynaklarını içtimai alan temin eder. İçtimai alanın “kaynak” olması sebebiyle siyasi alan en azından uzun vadede içtimai alanla çatışmayı sürdüremez ve içtimai alana tabii olur. Halkın kıymet ölçülerine aykırı bir siyasi alan (siyasi rejim) inşa edenler, varlıklarını sürdürebilmek için, siyasi alanda “hususi vahalar” oluşturur, insan kaynaklarını da oradan temin eder. Bu sebeple oligarşik (zümreye dayanan) siyasi rejimler, tek kişi diktatörlüklerinden daha uzun ömürlü olmuştur. Ne var ki siyasi alanı en azından pasif direnişle kuşatan içtimai alan, siyasi alanın kendi içindeki (içtimai alandaki) vahalarını da kuşatır, bu durum belki daha uzun bir zaman alır ama kaçınılmaz neticedir.
Siyasi alan ile içtimai alanın imtizaç etmediği bir ülkede, uzun vadede galip gelen mutlaka içtimai alandır. İnsanlık tarihi, siyasi alanın içtimai alana rağmen sürdürülebilir bir formül bulduğuna şahit olmamıştır. Siyasi tarih bu formül arayışı ile yazılmış, sayısız formül geliştirilmiş fakat formüllerin birbirinden farkı sadece ömürlerinin biraz kısa veya uzun olmasından ibaret kalmıştır. Ulaşım ve iletişim teknolojisinin geliştiği günümüzde ise bu formüllerin ömrü, bir insan ömrünü geçmeyecek kadar kısalmıştır. Özellikle iletişim teknolojisindeki hızın “sıfır zamanlı” hale gelmesi, elektronik ortamlarda “anlık paylaşımların” mümkün olması, siyasi alan ile içtimai alan arasındaki imtizacı acil ihtiyaç haline getirmiş, buna mukavemet edebilecek bir siyasi formül kalmamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir