DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-7-TABİİ DEĞİŞİM SEYRİ VE DEĞİŞİME MÜDAHALE

DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-7-TABİİ DEĞİŞİM SEYRİ VE DEĞİŞİME MÜDAHALE
Hayatın ve cemiyetin tabii değişim seyri var, ihtiyaçların karşılanması, ihtilafların çözülmesi, birlikte yaşayabilme şartlarının oluşması için, kolay yola, maliyeti az olana yönelmek… Bu yöneliş hem insanın hem de hayatın tabiatında mevcuttur. Hayat pahalı olana, zor olana, zahmetli olana yönelmez, hayata, iman ve irade müdahale etmediği takdirde, halkın tabii değişim seyrinin ve süreçlerinin bu şekilde vukua geleceği malumdur.
İman teklifi, özü itibariyle hayatın tabii (kolay ve ucuz) seyrine müdahale talebidir. İman ise hayatın, muayyen bir havzada, muayyen bir istikamette, pahası ne olursa olsun yaşamak ve yürümektir. Sadece Müslümanlar için değil, her türlü ideoloji sahipleri için bu durum ciddi bir mesele olarak önlerinde duruyor. Problem, imanın ilk teklif edildiği süreçte hayat ile tenakuz teşkil etmesidir. Çünkü iman teklifi, mevcut hayatın dışında bir hayata davettir, öyleyse iki hayat vardır ve tabii ki birbiriyle tenakuz halindedir.
Hayatın (ve tabii ki halkın) en büyük mukavemet merkezi ve kuvveti, tabii seyirdeki kolaylık, ucuzluk, hafifliktir. İnsanlar öncelikle bundan vazgeçmez, mevcut olan kolay, ucuz ve hafiftir. Mevcut olanın altyapısı kurulmuş ve işler haldedir, dolayısıyla mevcut olana riayet etmek, maliyeti düşürür, kolaylaştırır. Yeni bir hayattan (ve imandan) bahsetmek, mevcut şartları, mevcut imkanları, mevcut kolaylıkları reddetmektir. İnsanların mevcut halin muhafazası için ısrarla bazı fikirler dermeyan etmelerine aldanmamak gerekir, aslında işin özü mevcut olanın kolay ve ucuz olmasıdır. Akıl, aslında hiçbir tefekkür çilesi çekmeksizin mevcudun muhafazası için sayısız mazeret üretir. Buna fikir muamelesi yapmak gerekmez, insanların duyguları ile tefekkürlerini birbirinden tefrik edemeyenler fikir mücadelesi yürüttüklerini zannediyorlar.
Liberalizm, kapitalizm, demokrasi silsilesinde ortaya çıkan; fikir, siyaset ve hayat, insan tabiatındaki atalete hitap ediyor. İnsan ve hayatın tabiatındaki atalete, kolay ve ucuz olana meylediyor. “Bırakın yapsınlar” türünden yol açıcı fakat tefekkür kapatıcı liberal tavırlar (çünkü düşünce değil), insan ve hayatın tabiatındaki kolaycılığa, ucuzculuğa meylettiği için direnişi kırılamıyor. Liberalizm, direniş gücünü insan tabiatının ataletinden, kolaycılığından, ucuzculuğundan alıyor, çünkü “insanın ne isterse onu yapabileceğini” söylerken tam olarak nefsin tabii tezahürlerine atıf yapıyor, nefsin tabii tezahürlerine mahal hazırlıyor, bu sebeple de tüm gücünü nefsten alıyor. Nefsin gücü de ihmal edilecek kadar hafif değil.
*
Halkın yeni fikirlere karşı direnişinin, dini, ananevi, siyasi sebepleri olduğu gibi, mevcudun kolaylığı, ucuzluğu, rahatlığı gibi hissi sebepleri de var. Kolaylık, ucuzluk, rahatlık gibi insan tabiatının neticeleri olan sebepler, dini, ananevi ve siyasi sebeplere nüfuz etmiş halde bulunurlar ve bunlar tarafından perdelenirler.
Siyasi rejimlerin aslında en büyük direniş kaynakları, insan ve hayatın tabiatındaki atalettir. Nefsin tabiat özelliği olan az çalışıp çok kazanmak, ucuza maletmek, çileye talip olmamak gibi temayüller, siyasi rejimleri ayakta tutuyor. Diktatörlük ve benzeri hiçbir siyasi rejim aslında kısa vadelerde ayakta kalamaz, diktatörlerin aldıkları tedbirler değil ömürlerini uzatan, insan ve hayatın tabiatındaki atalettir. İnsan tabiatındaki ataletten aldıkları destek, tedbirlerinden aldıkları destekten mukayesesiz şekilde fazladır. En kötü siyasi rejimin bile bir defa kurulduktan sonra bir müddet yaşayabilmesinin başka bir izahı olmasa gerek.
*
Mevcut durumdan şikayetçi olan Müslümanların, ferdi, cemiyeti ve hayatı İslamileştirme teşebbüslerinin önündeki en büyük mukavemet noktası, insan ve hayatın tabiatındaki atalettir. Akıl (akl-ı selim değil), mevcut duruma göre oluşur, mevcut duruma intibak eder, mevcut durumu muhafaza eder, bunu yapmak için öyle mazeretler üretir ki, insan şaşkına döner. Apaçık hakikatlerin beyanı karşısındaki insan direnişi, herhangi bir fikir ve anlayıştan değil, nefsin ataletinden ve ucuzculuğundan kaynaklanır. Bu nokta, hem değişim seyrini ve tabiatını teşhis bakımından mühim hem de değişime iradi müdahalenin mahiyet ve muhtevasını tayin bakımından mühimdir.
Halkı değiştirmek fevkalade zordur. Halkın pasif direnişi (bir manada ataletinin direnişi), dehşetengiz bir güce sahip… Bu sebepledir ki, halkı değiştirmek yerine, halkı mevcut hayat havzasından başka bir havzaya taşımak daha kolaydır. Bunun için İslami hayatın inşa edilmesi, mevcut hayat ile mukayese etme imkanının oluşturması, İslami hayat altyapısında ihtiyaçların daha iyi ve kolay karşılandığının gösterilmesi gerekiyor. Bir hayatın altyapısı yerinde durduğu müddetçe, o altyapının üzerinde bazı değişiklikler yapmak hem zor hem de netice almaya müsait değil. İslami hayatın inşası, hayatın altyapısına yönelik çabaları ihtiva etmelidir. Mesela mevcut hayat altyapısında borçlanma yolu bankalardan faizli kredi almaktır. İnsanlara faizin haram olduğunu anlatmak, mevcut gerçekliğe çarpıyor ve netice vermiyor. Oysa faizin haram olduğunu nazari çerçevede anlatırken, tatbikatta da “karz-ı hasen” müessesesi kurulsa, insanlar borçlanma ihtiyaçlarını “faizsiz” şekilde karşılayabilecekleri bir müessese görse, tabii olarak hayat o çerçeveye doğru akacaktır. Onlarca yıldır faizin haram olduğu, kürsülerde, kitaplarda, makalelerde, sohbetlerde zikredilmesine rağmen insanların bankadan uzaklaşmadığı aksine bankacılığın derinleştiği ve yerleştiği görülüyor. Mesele, faizin haram olduğunu nazari çerçevede söylerken, hayatın nasıl yaşanabileceğini, borçlanma ihtiyacının daha kolay daha güzel, daha iyi şekilde nasıl karşılanacağını gösterememektir. Saf nazariyat, hakikat olduğunda bile, basit gerçekliğin karşısında kendine hayat alanı bulamıyor. Onlarca yıldır yaşadığımız bu misali, her nedense tecrübe haline getirmiyor, netice alamadığımız yolda ısrarla devam ediyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir