DEMOKRASİ KRİZİ

DEMOKRASİ KRİZİ
Basit ve klasik bilgilerden başlayalım. Diktatörlükler (her çeşidi) halka seçim imkanı vermedikleri için halkın öfkesine muhatap olurlar. Öfkenin birikmesi ve patlaması zaman alsa da, mutlaka bir karşı düşüncenin ve duygunun birikiyor olduğu vakadır. Demokrasiler ise aksine halka seçim imkanı sundukları için, halkta öfke birikmesine mani olurlar, bu sebeple de siyasi ve hukuki düzen olağanüstü haller yaşanmadan, büyük içtimai patlamalar oluşmadan varlığını devam ettirir. Bu düşünce yaygın olarak batıda ikinci cihan harbinden sonra tatbikat sahası bulabildi çünkü batı ikinci dünya savaşına kadar nazi, faşist ve benzeri diktatörlüklerin kıskacı altındaydı. Demokrasinin yaygınlaşmış haliyle tarih sahnesine çıkışının altmış yıllık bir hikayesi var. Bir insan ömrü kadar süren bu düşünce, on yıl öncesine kadar ilanihaye sürecek zannediliyordu.
Batıda, önce halk seçimden uzaklaştı, seçimlere katılım oranı çok azaldı. Bunun bir çok sebebi var mutlaka, siyasi ve hukuki rejimin oturmuş olması, kültürün oluşturması, halkın farklı sebeplerle apolitikleşmesi ila ahir… Bütün sebepler üzerinde çalışmalar yapıldı ama o sürecin bir demokrasi krizine doğru akan bir mecra olduğu görülmedi. Şimdi batı demokrasi krizine girdi.
İnsanların seçim hakkına sahip olması, demokrasiyi kıyamete kadar devam ettirecek bir özellik sanıldı. Ama mevcut siyasi partilerin, ülkelerin içinde bulunduğu iktisadi buhrana bir çözüm getirememesi, çözüm teklifi sunamaması, tekliflerine halkı ikna edememesi ile birlikte Avrupa ve Amerika kıtasında yeni bir durum oluşturdu. Mesele tam bir çirkinler yarışması haline geldi, ortada hiç güzel olmayınca, insanların seçme hakkı çirkinler arasında tercih yapma noktasına geldi. Böyle bir durumda seçme hakkı denilen siyasi imkan, tam bir külfete ve kabusa döndü. Güzel yoksa seçme hakkının ne manası var?
Meseleyi demokrasi ve demokrasi dışı siyasi sistemlerin mücadelesi olarak görenler tarihi bir hadise ve imtihanla karşı karşıya kaldılar. Oysa mesele batı için felsefe, bizim için irfan ve hikmet, her iki dünya için tefekkürdü. Yeni fikirler imal edemeyen batı demokrasi havzasında çöküşe geçti. Bugünkü kriz (sadece iktisadi değil her alandaki kriz), mevcut fikir ve kültürün ürettiği krizdi, bu krizden çıkmak için yeni fikirler lazımdı lakin batı bir asırdan beri felsefeyi terketmişti. Batı toplumları kendini krize sürükleyen siyasi düşünceler (çirkinler) arasında tercih yapmakla yüz yüze geldi.
İslam coğrafyası da fikir üretememiş hatta seçim de yapamamıştı. Fakat Müslüman coğrafyanın “kıymet deposu” olarak yedekte bekleyen bir dini, İslam vardı. İslam, son bir asırdı tatbikatta değildi, ondan önceki dönemlerde ise İslam, Müslüman cemiyetlerin ihtiyaçlarını karşılamış, ihtilaflarını halletmiş, meselelerine izah getirmişti. Bir taraftan tarihi müktesebat, o müktesebatın tatbik edildiği devirlerdeki huzur hatırlanıyor diğer taraftan bir asırdır İslam’ın tatbik edilmediği biliniyordu. Yirminci asrın biriktirdiği problemler batılı düşüncelerle çözülmeye çalışılmış lakin tam aksine problemler derinleşmiş ve müzminleşmişti. Batının da krize girdiği bir devirde Müslüman halkların isyanı, tabii ve mecburi olarak İslam’a yöneldi.
*
İtalya seçimlerinde bir komedyenin yüzde yirmi beş civarında oy alması, Yunanistan’da benzeri neticelerin çıkması, daha önemlisi seçim neticelerinin istikrarlı hükümetlere imkan vermemesi, meseleyi hala iktisadi buhran olarak görenlerin ufkunu açmamış görünüyor. İktisadi buhran, felsefi buhranın neticelerinden biriydi fakat tek neticesi değildi. Felsefi buhran her alanda neticeler verecek derinliktedir, yavaş yavaş her alanda kendini göstermeye başladı. Şimdi sırada siyasi (demokrasi) krizi var.
Felsefe batı kültür ve uygarlığının kaynağıdır, felsefi buhran her alanda kriz üretecektir. Problem (hastalık) kaynakta olduğu için, her alan aynı zamanda diğer alanları da tetikleyerek “birleşik alanlar krizi”ni doğuracak. Krizin ilk defa iktisadi alanda patlaması, meselenin kaynağından (derinliğinden) haberi olmayan daha doğrusu meseleyi derinliğine anlamayan kişiler için, birleşik alanlar krizini farketmek mümkün olmadı. Zaten batı meselelerini felsefeyle anlıyordu, felsefe krize girdiği için düşüncesini kaybetti ve anlama istidatları dumura uğradı. Tabii ki anlaması beklenemezdi, anlamadı, batının her şeyi anlayacağı ve her problemi çözeceğine iman etmiş bizim ahmaklarımız ise zaten anlamayacaktı.
Şimdi sırada siyasi kriz, onlardaki ismiyle demokrasi krizi var. Yirminci asrın başındaki kriz, faşizm ve nazizmi doğurmuştu, şimdi de halklar zaman zaman o tür siyasi düşüncelere savruluyor fakat tarihi tecrübe frenliyor. Yeni bir düşünce de üretilemediği için sarsılıyor, sallanıyor fakat bir türlü mecrasını, dengesini bulamıyor. Kısacası demokrasi halkın akacağı bir siyasi mecra açamıyor, devineceği bir siyasi havza oluşturamıyor. İşte kriz tam bu noktada mayalanıyor.
İtalya’daki komedyenin (Grillo’nun), herhangi bir parti değil de, mevcut sisteme meydana okuyan tavrı dikkat çekici. Tüm siyasi partilere ve bu arada mevcut siyasi sisteme meydan okuyanın bir komedyen olması, batının içine düştüğü durumu kafi derecede resmetmiyor mu?

DEMOKRASİ KRİZİ” hakkında 1 yorum

  1. Komedyen derken aklıma nedense başbakanımız geldi! O hamasi nutukları kendi kendini çelen açıklamaları ABD’nin kuyrukçusu oluşu ama ona rağmen içerde başını vermeyen şehit gibi racon kesmesi vesaire… Şimdi o mükemmel tefekkür bünyenizle kendisine projektörler açtığınız için alınabilirsiniz ama buradan görünen bu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir