DEPREM İLE İLGİLİ BİR TESPİT

DEPREM İLE İLGİLİ BİR TESPİT
Van depreminde vefat edenlere Cenab-ı Hakk’tan rahmet, yakınlarını kaybedenlere sabr-ı cemil tavsiye ederek başlayalım. Deprem vesilesiyle bazı meseleler tekrar gündeme geldi. Maalesef konular yine sathi bir idrak ve tefekkürle tartışılıyor. Tefekkür zafiyeti öyle bir illettir ki, en mühim konudan en kıymetsizine kadar her meseleyi kuşatıyor.
İnşaatların denetimi ve depreme dayanıklı yapılmasını temin etme vazifesi çok mühim mutlaka. Bu hususta en küçük bir tereddüt ve taviz bile sözkonusu edilemez. Hükümetin, devletin, meslek kuruluşlarının ve denetimle görevli şirketlerin mesuliyetlerini hassas şekilde yerine getirmesi gerekir. Aksine davranan her müessese ve şahıs için soruşturma açılması hususunda savcılıkların dikkatli ve itinalı olması şart. Bu konudaki tenkitler yerden göğe kadar haklı ve vicdan sahibi herkes feveran içinde. Fakat konu bundan ibaret değil. Mesele sadece bu boyutuyla konuşulur ve tartışılırsa, bir müddet sonra bu depremi de unutacağız ve yeni bir depreme (Allah korusun) kadar gündemimize almayacağız. Malum olduğu üzere bundan öncekiler aynen böyle oldu. Marmara depreminden daha ağırı yaşandı mı? Onu bile bir müddet sonra unuttuk. Çünkü konunun tüm boyutlarını konuşmuyoruz. Tüm boyutları konuşulmayan, tartışılmayan bir mesele, çözüme kavuşturulamaz. Çözüme kavuşturulamayan her mesele, “nisyan ile malul olan hafıza-i beşere” terkededilir.
Meselenin fazla konuşulmayan ama çözüme engel teşkil eden bir boyutu var. İnşaatın depreme dayanıklı yapılması maliyeti yükseltiyor. Çok katlı ve çok meskenli binaların maliyetinin artması, önemi de dikkate alındığında problem değil. En şiddetli cezalar ile zapt altına alınmalı ve en sıkı şekilde denetlenmeli. Fakat tek katlı (özellikle gecekondu) binalardaki proje, ruhsat ve depreme dayanıklı inşaat, binanın maliyetini çok yükseltiyor. Sadece ruhsatın on bin lira gibi bir maliyetinin olduğu düşünülürse, gecekondu veya müstakil ev yapmak isteyenler için altından kalkılacak bir yük değil. Zira gecekonduların maliyetleri zaten ruhsat bedelinin en fazla bir veya iki katıdır. Binanın toplam maliyetinin yarısı veya üçte biri gibi bir maliyet, o insanlar için katlanılır gibi değil.
Ucuz düşünce (sathi düşünce) sahiplerinin hemen “zaten gecekondu yapmak yasaklansın istiyoruz” türünden itirazlarını duyar gibiyim. Bunlar az sabretsin, yazının devamını beklesinler.
Öncelikle gecekondu denilen hadise büyük şehirlerde başka Anadolu şehirlerinde başka manaya gelir. Büyük şehirlerde gecekondu meselesinin bir de rant boyutu var. Fakat Anadolu da gecekondu, fakir insanların ev sahibi olmalarının tek yolu… TOKİ bu hususta ciddi çalışmalar yapıyor tabii ki ama hala ihtiyacın tamamını karşılamaktan çok uzak. Öyleyse fakir insanların mesken ihtiyaçlarını karşılama meselesini diğer inşaat meselelerinden tefrik etmek gerekiyor. Konu bina olunca tüm binaların problemi aynıymış gibi düşünülüyor. Sathi düşüncenin misallerinden biri daha…
Fakir insanların mesken ihtiyacının karşılanması meselesinin iki boyutu var. Bir taraftan fakir insanların mesken sahibi olmasının yolu açılmalı diğer taraftan güvenli ve sağlam mesken inşaatı mümkün kılınmalı. Bu iki boyut birbiriyle çelişir. Tek katlı binalardaki problem bu çelişki üzerinden tartışılmalıdır.
Bir problem çözülmezse, hayat o problemi, ölüme rağmen çözüyor yani bir şekle sokuyor. Depremin sıcaklığında konunun değerlendirilmesi mümkün olmuyor. Fakat kışın sokakta kalan bir ailenin reisi, çocuklarını sokaktan kurtarmak için bırakın deprem yönetmeliğine uygun ev aramayı, çatlakları açıkça görünen binaya bile sokuyor. Böyle bir durumla karşılaşmayan bilmez. Büyük şehirlerdeki rant kavgası bir tarafa, Anadolu’daki gecekonduların maliyetini yarı oranında artırarak bu işi çözmeyi düşünenler, vicdanlarını tatmin etmek için bazı işleri yapıp bir müddet sonra da mecburen unutulmaya terk ediyorlar.
Oysa yapılması gereken çok basit… Yıllardır halledilemeyen problemin çözümünün basit olması anlaşılır gibi değil ama basit. Neden çözülemiyor öyleyse? Çünkü birkaç noktaya kafayı takıyoruz ve konuyu tüm boyutlarıyla düşünebilme maharetine kavuşamıyoruz. Nedir yapılması gereken?
Müstakil ev yapmak isteyen (villa değil, mütevazı ev) insanlar için belediyeler, beş on adet proje hazırlatır ve kendine başvuranlara bunları sunar. İnsanlar bunlardan birini seçer ve evi ona göre yapar. Belediyeler proje bedeli olarak küçük ücretler talep eder. Hem belediyeye gelir getirir hem de vatandaşın inşaat maliyeti yükselmez. Bu binaların denetim işini de belediyeler veya başka bir kamu kurumu takip eder. Proje bedeli bir havuzda toplanır ve denetim işinin maliyeti buradan karşılanabilir. Bu formülle hem fakir insanlar gecekondudan kurtulur hem de ucuza mesken ihtiyacını karşılar.
*
Hayatın kalitesini artıran üç unsur var. Ahlak, akıl, para… Paranın azlığı ahlak ve akıl ile telafi edilebilir fakat yokluğu telafi edilemez. Ne var ki Türkiye’de az olan para değil, ahlak ve akıl…
Ahlak insanları içtimai varlık haline getirir. Bir arada yaşamayı mümkün kılar. Bir arada yaşamayı problem kaynağı haline getirmez aksine yardımlaşma formuna sokar. Ahlakın gerilemesi, ferdileşmeyi artırır. Ferdileşmenin artması bir noktadan sonra hayatın ve cemiyetin çözülmesini ilzam eder. Ferdileşmenin neticesi buysa, ona karşı savaş açılmalıdır. (Liberallere duyurulur). Ferdileşmenin bir noktaya kadar lazım ve faydalı olduğu doğru ama cemiyeti ve hayatı çözecek noktada durması şart. Bu noktada duran ferdileşme cemiyeti ve hayatı geliştirir. Daha ileri gittiğinde ise imha eder.
Sathi düşünme alışkanlığı tüm ülkeye şamil… Ferdi oluş ile içtimai oluş (cemiyetin oluşu) hangi noktada dengelenmelidir? Veya şöyle soralım, ferd ile cemiyetin mütekamil denge kıvamı nedir? Bu sorular tartışılmadan liberali de gevezelik yapıyor sosyalisti de… İslamcısına gelince, ferd ile cemiyet arasındaki en mütekamil denge kıvamı İslam’da olmasına rağmen onlarda ülkedeki zihni hastalıklarla malul.
Bunları niye anlatıyoruz? Ferdileşmenin ne olduğu, nereye kadar olması gerektiği bilinmeyince insanlar bir arada yaşayamaz hale geliyor ve içtimai mesuliyet sıfırlanıyor. Ülkenin kafi miktar parası var ama kafi derecede ahlak ve aklı yok. Ahlak ve akıl zafiyeti devam ettiği müddetçe, zenginleşmenin devam etmesi, mesuliyetsiz ferdileşmeyi artıracaktır. Bu, tam bir felaket…
Ahlak ve akıl kafi derecede olsa, gecekondu yapacak kadar parası olan on on beş kişi bir araya gelir sağlam ve sağlıklı binalar yapar. Ama içtimai altyapı seksen yıldır çökertildi. Herkes paranın peşinde, parayı kazandıkça da ferdileşme artıyor, ferdileşme arttıkça da içtimai altyapının çözülmesi derinleşiyor. Seksen yıldır Kemalist rejim bu çözülmeyi gerçekleştirdi, şimdi de liberaller ne yaptıklarını bilmeden bu süreci gönüllü devam ettiriyorlar.
Cahil insanları ayakta tutan ahlaktır. Akıl azaldığı nispette ahlaka ihtiyaç artar. Aydın insanı ayakta tutan ise akıldır fakat ahlakı ilzam eden bir akıl… Cahillerinde akıl yok, ahlakta ellerinden alındı. Aydın insanlarındaki akıl da ahlak üretmek bir tarafa ahlakı kuşanacak çapta yok, onlar da bu şekilde ahlaksızlaştı. Nasıl çıkacağız işin içinden?
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

DEPREM İLE İLGİLİ BİR TESPİT” hakkında 1 yorum

  1. Ev sahibi olmak için ucuz yol arayanlar “topraktan daireye girme”ye gayret ederler. Aslında deprem meselesine de topraktan girmek lazım. Ülkemizde toprak, yoğun bir şekilde alım-satım ve yatırım metasıdır. Ev maliyetlerinin de önemli bir kısmını arsa payı oluşturmaktadır. Mülkiyet kanunları ve toprak reformu meselesi bu açıdan değerlendirilerek yeniden ele alınsa hem fakir fukara daha uygun şartlarda ev sahibi olur hem de düşen maliyetler vesilesiyle daha sağlam ev yapılabilir gibi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir