DEVLET ANLAYIŞINA DAİR…

DEVLET ANLAYIŞINA DAİR…

Devlet (ve teşkilat) idaresinde üç ana istinat noktası var. İnsan, müessese, anlayış… Devlet, üçünden birine, ikisine veya tamamına istinat ile kurulabilir, idare edilebilir. Her devlette, bu üç istinat noktası, farklı oranlarda da olsa mevcuttur. Bazı durumlarda birisi veya ikisi üzerine kurulur ki, bu durum ifrattır ve sıhhatsizdir.

İnsan, kendini, “şahsiyet” ile inşa eder, şahsiyet ise ahlak ile kaimdir. Devletin insana istinat ettiği her husus, şahsiyet ve ahlaka dayanmak mecburiyetindedir. Ahlaksız ve şahsiyetsiz insanlara istinat eden devlet ve her türlü teşkilat, zoraki (güç ve zulüm ile) ayakta kalır ve ömrü kısa olur.

Müessese, nizamdır. Nizam, hayatın tabiatında mevcut olan “muvazenenin” arayışıdır. Muvazene (denge) arayışı, muvazene inşası, muvazenenin muhafazası, insana istinat etmez, bu işin manivelası müessesedir. Nizam, hayatın tüm nazari kaynaklarını (hukuk, ahlak, edep) muhtevidir. Bu kaynakların her biri, hayatın malzemelerini (varlık ve vakıaları) tertip eder, varlıklarını devam ettirmek için havzalar oluşturur ve onları bir muvazeneye kavuşturur.

Anlayış, hayatı izah, ferdi inşa, cemiyeti tesis eden fikir yekunudur, fikir nizamıdır, dünya görüşüdür. Anlayış (yani fikir) hayatın muhtevasıdır. Muhtevaya sahip olmayan şekil çok hafiftir ve küçük esintiler tarafından sarsılır, yıkılır, dağılır. Anlayışın merkezi bahsi, imandır.

*
Meşruiyet, kaynağını anlayıştan alır, müessese olarak tecessüm eder, şahsiyet tarafından temsil edilir. Meşruiyet, sadece devlet ile ilgili ve hukuk ile kaim bir mesele değil, tüm hayatı ihata eden, her şahıs veya hadise ile alakalı olan bir ölçüdür, ölçülendirmedir, ölçü kaynağıdır. Meşruiyetin hukukta aranması, mecburen kanunda aranması manasına gelir. Çünkü hiçbir hukuk sistemi, her hangi bir “anlayıştan” müstakil değildir. Farklı dünya görüşlerinin farklı hukukları vardır, bunun istisnası yoktur. “Evrensel hukuk” dedikleri, umumi çerçevede söylemek gerekirse, batının hayat ve dünya görüşünün hukukudur. Batı hukukuna evrensel hukuk demek için, batı kültürü tarafından zihnin işgal edilmesi gerekir.

Meşruiyetin ne olduğunu, kaynağını, tatbikattaki şekillerini izah etmeden devlet kurulmaz, kurulamaz. Meşruiyeti izah etme kaygısı bile çekmeyenler devlet kurmaya kalkışırsa, eşkıyalıklarını “kanun” ile yapmaya başlar. Bir metnin adına kanun demek, onun kanun olması için kafi değildir. Kanun, temelindeki hukuk anlayışına istinat etmelidir, hukuk anlayışı yoksa, kanun yoktur. Hukuk anlayışı, dünya görüşüne istinat eder, aksi takdirde hukuk yoktur, sadece adına kanun dedikleri milyonlarca maddeden ibaret bir indeksten ibarettir.

*
Diktatörlük, devleti, üç istinat noktasından biri olan insana (yani şahsiyete) istinat etmektir. İnsanın (tabii ki ferdin) devlet için lazım olan tüm hususiyetleri ihtiva edebileceği vehminden türer. Bir insanın, tüm hayatı anlayabileceği, tanzim edebileceği, yönetebileceği düşüncesi, ya o insanda “peygamberlik” vehmetmekle mümkün veya çıldırmış olmakla… Son peygamber on dört asır önce geldiği ve artık peygamber gelmeyeceği için, tüm hayatı tanzim etme fikrini, Allah’tan alamayacaktır. Öyleyse, aynı zamanda ilahlık da iddia etmektedir. Şahsa istinat etmenin bu kadar yoğunlaşması, yani diktatörlük, adına ne dendiği önemli olmaksızın ilahlık iddiasıdır. Nemrut ve Firavun misallerinde olduğu gibi aleni ilahlık iddialarının kalmadığı günümüz dünyasında, gizli ilahlık iddialarına dikkat etmek gerekir.

Hayatın ön şartı nizamdır ve nizam aynı zamanda hayatın altyapısıdır. Devlet, neye istinat ederse etsin, neticede bir çeşit nizam amilidir. Nizamın çerçevesi, muvazenesi, muvazene amili her olursa olsun, devlet nizamın muhafızıdır. Son tahlilde diktatörlükte bir nizam kurar, bir müddet de olsa yaşayabilmesi, bir çeşit nizam tesis etmiş olmasındandır. Çünkü hayat nizamda mümkündür. Sürdürülemez olan keşmekeştir, bu sebeple diktatörler kendilerini kaosun zıddı ve tek alternatifi olarak sunarlar. Bu propagandalarına inanan insan sayısına paralel olarak ayakta kalma ihtimalleri artar.

Tüm kaosların mahiyeti aynıdır ama tüm nizamların mahiyeti aynı değildir. Buna mukabil her türlü nizam, asgari bir emniyet demektir, ömrünü tayin eden ana amillerden biri de zaten emniyeti temin derecesidir. Ne var ki bazı nizam çeşitleri, zulmün sistemli şekilde icra etmenin vasıtasıdır. Bu tür nizamlar (mesela diktatörlükler), tabiatı gereği nizam değil, keşmekeşin (kaosun) nizamıdır. Kaosun nizamı, ya diktatörün belli bir çerçeveye bağlı kaldığı nizamdır veya bir nizamın bir müesseseye istinat etmesidir.

Devletin belli bir müessese etrafında kurduğu nizam, umumiyetle oligarşik yapılardır. Şahıs diktatörlüğü değil de, müessese diktatörlüğü vardır, devlet, bazı müesseseler merkezinde kurulur ve sadece o müesseselerle kaimdir. Bazen ordudur, bazen burjuvadır, bazen azınlıklardır, bazen devşirme elitist yapıdır. Kişi ve zümre diktatörlükleri sürdürülebilir mahiyet taşımadıkları için, genellikle bir siyasi rejim kurarlar, o rejim sadece kendilerine “hak” verir, diğer insanlara ise mükellefiyet…

Müesseseye dayalı nizam, devşirme yoluyla halka açıktır. Bu tabiatı, nispeten uzun yaşamasını mümkün kılsa da, hala o ülkede devlet kurulmuş olmaz. Bir ülkede belli bir siyasi rejimin bulunması, o ülkede devletin varlığına delil değildir. Devletin varolması için, bir üçüncü istinadın bulunması, onun temel alınması gerekir.

Devlet, bir anlayışa dayanır, onun müesseseleri kurulur ve tüm halkı ihata eden bir nizam tesis edilirse kurulmuş olur. Başka bir ifadeyle, devletin kurulabilmesi için, şahsiyet, müessese, anlayış gereklidir. Fakat bu üç şartın muhtevaları sözkonusudur ve devlet için uygun olmaları şarttır. Üçünün bulunması şekil şartıdır, şekil şartını yerine getirmek kafi değildir, muhteva; devlet, cemiyet ve ferdi taşıyacak hacimde olmalıdır.

Devletin kurulabilmesi için ihtiyaç duyulan “anlayış”, tabiiyetinde bulunan her insanın şahsiyet sahibi olabilmesini mümkün kılmalı, şahsiyetinin tabi neticesi olarak müesseseleşmesine (teşkilatlanmasına) müsaade etmeli, ülkede yaşayan her insanın kabul edebileceği bir hukuk nizamı tesis etmelidir. Tek hukuk sisteminin kabulü, tek şahsiyet çeşidinin icbarıdır, bu sebeple çoklu hukuk rejimi (nizamı) kaçınılmazdır. Devletin temel istinat noktası olan “anlayış”, çoklu hukuk rejimi mümkün kılmadığında, tek anlayış, tek fikir, tek siyaset, tek şahsiyet, tek hayat tarzını silahla tatbik etmek zorunda kalır. Devlet, hakimiyet sınırları içinde silahı ancak “suçlulara” karşı kullanabilir, ki onları da mahkeme huzuruna çıkarmak içindir. Suçluluk istisnaidir, suç ve suçlu istisna olmaktan çıktığında o ülkede devlet yok demektir. Bir kanunun ihlali, kitlesel mahiyet taşımaya başladığı andan itibaren o kanun yoktur, meriyetinin devamında ısrar etmek, devlet olmanın gereği değil, devlet olmaktan uzaklaşmanın delilidir. Bunun gibi farklı dünya görüşlerine mensup insanlara aynı hukuku tatbik etmek, onların tamamını peşin olarak suçlu ilan etmektir.

*
Batılı devletlerin belli bir oranda ciddi özellikler taşıması, batı kültürüne (anlayışına) istinat etmesi, buna uygun müesseseler inşa edilmesi, insanların o kültüre uygun şahsiyetler iktisap edebilmesindendir. Batı kültür coğrafyası dışındaki dünyada, batılı devletler kadar ciddi özelliklere ve sorunsuz idare edilebilir niteliklere sahip devletlerin olmaması, farklı kültür havzalarında batı kültürünün müesseselerini kurma ve nizamını tesis etme çabasındandır. Ne kadar uğraşılsa da, farklı kültür coğrafyalarında batılı (batı kültüründen kaynaklanan) özelliklere dayalı devlet kurulamaz, şeklen kurulsa bile o devlet nizamın değil kaosun amili olur. Temel anlayış (kültürel doku) farklı, buna bağlı olarak müessese ihtiyaçları, şahsiyet terkipleri farklı, hayat tarzları farklı… Bu kadar farklılığın olduğu bir coğrafyada, batılı özelliklerde devlet, batılı özelliklerde nizam, batılı özelliklerde hayat kurmak kabil değildir.

İslam coğrafyasında batılı özelliklerde devlet kurmak, ya şahıs diktatörlükleri veya elitist diktatörlükler doğurur. Bu durum ise batılı devletlerin temel özelliği olan demokrasinin dışında bir siyasi rejimi kaçınılmaz kılar. Bu paradoks bile yalnız başına, batı kültür coğrafyasının dışında batılı özelliklere sahip bir devlet kurulmayacağı/kurulamayacağı manasına gelir. Batı, kendi kültür ve medeniyetini “üstün” kabul ettiği için, batılı özelliklere sahip bir devlet kurulamasa da, ülkeyi ve halkı Batılılaştıracak bir siyasi rejime, diktatörlük de olsa razıdır. Bu durumun derin bir ahlaksızlık alameti olması ise batıyı hiç ilgilendirmez çünkü onun kültüründe ahlak yoktur.

Dünyanın batılılaşması oranında batılı kültür değerlerinin üstünlüğü kabul edilmiştir. Bunun tabii neticesi olarak, siyasi kültür ve tabii ki demokrasi de üstün devlet ve siyaset olarak makbul hale gelmiştir. Oysa demokrasi, en iyi, en doğru, en güzel siyasi rejim değil, sadece batı kültürünün biraz da zaruri neticesi olarak ortaya çıkan siyaset anlayışıdır. Demokrasinin doğru ve faydalı neticeler vermesi ancak batı kültür ikliminde mümkündür. Bu durum ise başka kültüre üstün olduğunu değil, sadece kültürlerin birbirinden farklı olduğunu gösterir.

*
İslam, farklı din ve dünya görüşlerini kendi devleti içinde kabul edebilen tek dünya görüşü kaynağıdır. Çoklu hukuk sistemini, çoklu kültürel dokuyu, çoklu hayat tarzlarını aynı ülkede ve siyasi rejim içinde mümkün ve yaşanabilir kılan tek dindir. Hiçbir batılı devlet, bu kadar farklılığı kendi bünyesinde barındıramaz, hayat hakkı tanıyamaz, varoluşlarını gerçekleştirme imkanı veremez. Batıdaki misallerine bakıldığında, hiçbir demokratik siyasi rejim, bu kadar hacimli değildir, bu kadar geniş değildir, bu kadar tahammüllü değildir.

Batı kültürünün yaygınlığı nispetinde kabul gören demokrasi, tek siyasi yönetim gerçekliği gibi sunulmamalıdır. Müslümanlar, demokrasiden başka bir siyaset ve devlet şekli olmadığına inanıyormuş gibi yapmamalıdır. Kendi siyaset, hukuk ve devlet anlayışımız üzerinde çalışmadığımız her gün zihinlerimiz zehirlenmeye devam ediyor. Bu gün için tatbik şartlarının olmadığını düşünenlerin bile, en azından zihni zehirlenmeden kendilerini kurtarmaları için, nazari çerçevede olsa da kendi devlet ve siyaset anlayışımız üzerinde çalışmaları şarttır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir