DEVLET TAKİYYE YAPARSA…

Devletin ne olması gerektiği hususundaki teorik (felsefi) tartışmalara girmeden ve ne olduğu hakkındaki siyaset bilimi labirentlerinde yolumuzu kaybetmeden, yaşadığımız ülkedeki siyaset ikliminin oluşturduğu intiba üzerinden konuya girelim. Zira mesele zaten ülkedeki devlet anlayışı ile ilgili bir bahistir.

Ülkede “devlet” denildiğinde kastedilen genellikle anayasal kurumlardır. Bu kurumların toplamına “devlet” denmesi alışkanlık haline gelmiştir. Daha doğru ifadeyle ülkedeki “devlet”, anayasal kurumlara devlet denmesi gerektiğine dair bir kültür pompalamaya çalışmaktadır.

Anayasal kurumların toplamına devlet dendiğini söylerken, zımnında Kemalist yaklaşımın (bu ne demekse) kabul ettiği veya Kemalist kişiler tarafından temsil edilen kurumların kastedildiğini söylemiş oluyoruz. Başında Kemalist olduğu hususunda tereddütler olan kişilerin bulunduğu anayasal kurumların devleti temsil etmediği veya “devlet toplamı” içine girmediği malumdur. Çünkü Türkiye, Atatürk cumhuriyetidir. (Bir devletin bir şahıs ismiyle nitelendirilmesindeki garabet ayrı bir yazı konusudur). Atatürk cumhuriyeti olması, Atatürkçü kurumların veya Atatürkçülerin temsil ettiği kurumların devlet toplamını meydana getirdiği/getireceği konusunda bir karine teşkil eder.

Kemalist olmayan şahısların temsil ettiği kurumların “devlet denkleminden” derhal çekilip alınıyor olması, ülkedeki devlet tarifini veya “devlet toplamını” kurumların meydana getirmediği manasına gelir. Öyleyse teorik devlet tanımı değişmese de (Atatürk Türkiyesi veya Atatürkçü cumhuriyet gibi) “devlet toplamı”nın değiştiği ve konjonktürel olarak yeni toplamların meydana geldiği malumdur.

Ülke tarihindeki devirlere bakıldığında devlet toplamının macerası kısaca şöyle olmuştur.

1923 ila 1950 arası devlet toplamı; cumhurbaşkanı…

1950 ila 1960 arası devlet toplamı; CHP ve ordu…

1960 ila 1997 arası devlet toplamı: Cumhurbaşkanı, ordu, üniversiteler ve anayasa mahkemesi…

1997 ila 2007 arası devlet toplamı; Cumhurbaşkanı, ordu, CHP, üniversiteler ve anayasa mahkemesi…

2007 den sonra devlet toplamı; CHP, anayasa mahkemesi ve ordu…

Enteresandır, demokratik ülkelerdeki devlet toplamının içinde en önemli yeri işgal eden parlamento bu ülkede hiçbir zaman devlet toplamı içinde yer almamıştır.

Konjonktürel olarak değişen devlet toplamında değişmeyen tek değerin Kemalizm olduğu anlaşılmaktadır. Herhangi bir kurum ve o kurumu temsil eden şahısların Kemalist olduğu konusunda tereddütlerin oluşmasıyla devlet denklemi değişmiş ve o kurum denklemden çıkarılmıştır.

Bütün bunların anlamı ne? Konuya iki açıdan bakılabilir. Ya belli başlı kurumlar devlet toplamını oluşturur veya devlet diye bir şey vardır ve o varlık kendi kendini teorik olarak tarif eder ve konjonktürel olarak kendini temsil eden kişi ve kurumları belirler. Ülkemizde ikincisi mevcuttur. Belli bir resmi devlet kavrayışı vardır ve o kavrayışa uyan kişilerin başında bulunduğu kurumlar devleti oluşturmaktadır. Bu kurumların ne kadar önemli olup olmadığı bahis mevzu bile değildir. Mesela devlet toplamını oluşturan kurumların içinde TBMM nin bulunup bulunmaması hiç umursanmayabilir. Veya Cumhurbaşkanlığına namaz kılan ve hanımı başörtülü olan biri geçtiğinde CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMI bile devlet toplamı içine alınmaz.

Durum böyle olunca, kurumların başına “uygun adamlar” başka bir ifadeyle Kemalist şahıslar getirilmelidir. Kurumun başına Kemalist biri getirilmediğinde o kurum devlet toplamından çıkarılabildiğine göre, kurumun başına gelecek kişinin seçim yönteminde usul dışına çıkmak ve meri olan hukuku ihlal etmek tabii hale gelir. Bir kurumun başına gelecek kişinin fikri hüviyeti o kurumun devlet olup olmadığını tayin edecek kadar önemliyse eğer, herhangi bir kişinin herhangi bir kurumun başına mevcut hukuka uygun olarak gelmesinin hiçbir önemi yoktur. Öyleyse neymiş; önemli olan Kemalistlerin kurumların başına gelmesiymiş ki bu durumda seçimin veya tayinin hukuka uygun olup olmadığı teferruat değerinde bile değilmiş. Bütün bunlardan çıkan netice ise HUKUKUN BİR MANASI VE EHEMMİYETİ OLMADIĞI, HUKUK SADECE KEMALİSTLERİN İŞİNE YARADIĞINDA GEREKLİ, AKSİ HALDE ASLA RİAYETİ LÜZUMSUZ BİR METİNDEN İBARETTİR.

Kemalist olmayan birinin (mesela Abdullah GÜL’ün) Cumhurbaşkanı seçilmesi sözkonusu olduğunda, anayasada ve meclis iç tüzüğündeki “yeter sayılar” değiştirilmekte ve bunu Anayasa mahkemesi yapabilmektedir. Veya anayasa mahkemesi kendi yetki sınırlarını aşarak Anayasa değişikliklerini iptal edebilmektedir.

Şimdi;

Bir anayasa ve binlerce kanun yazacak ve ülkeye sunacaksınız ve diyeceksiniz ki; devlet bu anayasaya göre yönetilir, hayat da bu kanunlara göre yaşanır. İnsanlar yıllarca sunulan anayasa ve kanunlara göre çalışacaklar, mücadele edecekler ve bir noktaya kadar gelerek, kendi çoğunluk düşüncelerini de bu metinlere koymak isteyecekler. Üstelik de bunu mevcut hukuk metinlerindeki usul ve kurallara göre yapmaya çalışacaklar. Fakat bir anda meydan yerine çıkıp düdüğü çalacak ve diyeceksiniz ki, bu usul ve kurallar sizin için geçerli değildir. Bu ne demek? Şu demek… YILLARCA İNSANLARI ALDATTINIZ… NEYLE ALDATTINIZ? HUKUKLA ALDATTINIZ. KİM ALDATTI? DEVLET ALDATTI. YANİ DEVLET YILLARCA TAKİYYE YAPIYORDU.

Aman ALLAHIM…

Devlet çapında takiyye yapıldığı görülmüş müdür dünya tarihinde…

*

Devlet takiyye yapar mı? Bu soru ne kadar anlamsız ve mantıksız geliyor. Devlet takiyye yapar mı? Bu soru ne kadar içi boş ve doldurulması zor geliyor. Fakat yukarda anlatılanlar ve bunların dışında ülkede yaşanılanlar dikkatlice tetkik edildiğinde başka şekilde teşhis etmek kabil midir? Evet, bu ülkede devlet takiyye yapıyor veya takiyye devlet çapında yapılıyor.

*

Devlet takiyye yapıyorsa eğer; O ülkede çift hukuk vardır. Birisi yazılı ve yayınlanmış olan ve tüm vatandaşların bildiği hukuktur. Diğeri ise yazılı olmayan (yani yayınlanmayan), gizli mahfillerde veya özel kasalarda bulunan ve rejimi sahiplenenlerin ancak okuyabildiği/bilebildiği bir hukuktur. Gizli ve açık olmak üzere çift hukuk ne demektir? Çift hukukun en önemli manası, çift meşruiyet kaynağının bulunduğunu gösterir.

Devlet takiyye yapıyorsa eğer; O ülkede çift siyaset vardır. Birisi halka açıklanan siyaset (siyasi sistem), diğeri ise az sayıda elit sınıfın (oligarşinin) bildiği siyasettir. Gizli ve açık olmak üzere çift siyaset ne demektir? Çift siyasetin en önemli özelliği, devletin, halkın bir kısmını vatandaş diğer kısmını ise düşman görmesidir.

Devlet takiyye yapıyorsa eğer; O ülkede çift iktidar vardır. Birisi açık siyasi usullerle ve açık kanunlarla kurulan iktidar diğeri ise gizli ve hiçbir zaman gücü kaybetmek istemeyen iktidar. Gizli ve açık olmak üzere çift iktidar olması ne demektir? Çift iktidarın en önemli özelliği, devletin halkı umursamayan, halka rağmen ve hatta halkı düşman gören bir gizli iktidarı üretiyor olmasıdır.

Devlet takiyye yapıyorsa eğer; O ülkede çift yargı vardır. Birisi halka açık mahkemeler tarafından temsil edilen yargı, diğeri gizli mahfillere açık guruplar tarafından temsil edilen yargıdır. Gizli ve açık olmak üzere çift yargı ne demektir? Biri halkı avutmak için halka açık mahkemelerde yargılama yapılıyormuş gibi göstermek diğeri ise halka kapalı ve usul ve esasları bilinmeyen yargılamalar.

Bir ülkede çift hukuk ve çift siyaset bulunması, çift meşruiyetin (veya meşruiyet kaynağının) bulunması demektir. Çift meşruiyet kaynaklarından birinin gizli olması ve bu kaynağa yaslanarak gizli yargılama yapılabilmesi ve gizli iktidar teşkil edilebilmesi, halkın bildiği hukuka (açık hukuka) göre gayrimeşru olan işlerin, gizli hukuka göre “meşru çerçevede” yapılabilmesini mümkün kılmaktadır. Anlaşılmayan nokta tam burasıdır. Ergenekon veya benzeri örgütlenmeler kendi anlayışlarına göre suç işlemiyorlar. Onlar gizli hukuka göre meşru işler yapıyorlar ve üstelik bunları gizli siyasi sisteme göre (mesela milli güvenlik siyaset belgesine göre) yapmak zorunda hissediyorlar. Vahim olan nokta bu adamların ve örgütlenmelerin suç işlediklerine inanmamalarıdır.

Cari hukuka (açık hukuka) göre suç olan fiillerin gizli hukuka göre suç olmaması, gizli hukuka sahip olan gizli iktidarların kendi meşru organizasyonlarını (fakat açık hukuka göre suç ve çete organizasyonlarını) besleyebilmelerine imkân hazırlıyor. Fakat bunu açıktan yapamıyorlar. Neden? Çünkü takiyye gereği ilan ettikleri ve halkın cari olduğuna inanmalarını istedikleri bir hukuk var ve bu hukuka göre yaptıkları örgütlenmeler ve gerçekleştirdikleri eylemler suçtur. Bu nasıl bir psikolojidir? Bu nasıl bir inanıştır? Bu nasıl bir hayattır?

*

Soruşturma konusu Ergenekon terör örgütü ile ülkede askeri darbe yapmış olan subayların anlayışları tamamen birbirine paraleldir. Bu gün de orduda muvazzaf görev yapan subayların içinde darbe düşüncesine sahip olanlar veya herhangi bir şartlar manzumesinde (ileri sürecekleri şartlar ne olursa olsun) darbeyi meşru görenler, ergenekonun bağlı olduğu anlayışa mensupturlar.

Ergenekon terör örgütünün kanun dışı faaliyetlerini illegal (yeraltı) örgütlenmeyle yapması ile ordunun darbeyi kanuni örgüt olan Türk silahlı kuvvetleri marifetiyle yapması arasındaki tek fark usul farkıdır. Üstelik de usul farklılığı sadece örgütlenme tarzı ile ilgili bir farklılıktır. Anlayış olarak temelde birbirinden farkı yoktur ve her ikisi de anayasayı zorla ve silahlı kalkışmayla değiştirmeye teşebbüs etmekte veya teşebbüsü neticelendirebilmektedir.

*

Mesele Ergenekon meselesi değil, devletin takiyye yapması ve takiyyenin gizli meşruiyet kaynağıdır. Ülkedeki meşruiyet kaynağı teke indirilemezse mevcut çeteleşmeler tüm hayat alanlarında mütemadiyen kendini yenileyerek devam edecektir. Ergenekon bu gün enselenen örgüttür fakat çift meşruiyet kaynağının gizli olanına bağlı olan herkes (sivil veya silahlı) bu tür çetelere mensuptur.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir