DEVLET VATANDAŞI MUHATAP ALMAZSA NE OLUR?

DEVLET VATANDAŞI MUHATAP ALMAZSA NE OLUR?
Devlet ile vatandaşlar arasında bir mukavele olduğu kabul edilir. Aksi takdirde vatandaşlığın izahı mümkün değil. Eğer devlet ile vatandaş arasında bir mukavelenin varlığı, zımnen veya sarahaten kabul edilmezse, “vatandaşlık” değil, kölelikten bahsediyoruz demektir. Normal olan, sınırları belli bir coğrafya parçasında yaşayan halkın devlet kurmuş olmasıdır. Yani halkın bir devletinin bulunmasıdır. Bu durum, halk ile devlet arasında bir mukaveleyi şart kılar. Eğer mukaveleden bahsetmezsek, devletin bir halkının olduğunu kabul ediyoruz demektir ki, insanlar vatandaş değil, devletin ihtiyaç duyduğu bir çeşit köle durumundadır.
Devlet ile vatandaş arasındaki mukavelenin varlığı temel kabul ise, vatandaş devleti, devlet de vatandaşı “muhatap” olarak almıştır. Meselenin taa temelinde böyledir. Temelinde böyle olan konu, Türkiye’de nasıldır? Tam aksine bir durum yaşanıyor.
Türkiye’de sayısız mesele var, yanlış anlaşılan. Fakat en mühim mesele hep atlanmıştır. Ülkedeki Kemalist siyasi rejim her şeyi işgal etmiş ve her şeyi ters çevirmiştir ama esas işgalini, dilde yapmıştır. Neredeyse tüm kelimelerin manasını değiştirmiştir. Mesela devlet kelimesi… Aslında kelimenin muhtevasında bulunan birinci mana, halkın kurduğu teşkilatların en büyüğü olmasıdır. Fakat mana ters çevrilmiş ve adına vatan denilen coğrafya parçasındaki her şeyin (ve tabii ki insanların) mutlak hakimi olmayı ifade eden bir anlam yüklenmiştir. Ülkedeki en büyük devrim, etimolojik, epistemolojik ve ontolojik çerçevede yapılmıştır. Doğrusu Kemalist kafa bu çapta bir devrim yapacak kadar gelişmiş değildir. Fakat dil devrimi denilen ucube, tabii olarak bu çapta bir alt üst oluşu getirmiştir. “Atatürk Cumhuriyeti” ifadesiyle de devlet mefhumunun muhteva yekununu, Kemalistlerin mutlak mülkiyetine bağlamıştır.
*
Türkiye’de devlet vatandaşı muhatap almaz. Muhatap almamak, tanımamaktır. Tanımamak… Devletin vatandaşı tanımaması ne demek? Vatandaşın ne olduğunu umursamamak, problemlerinin neler olduğunu dert edinmemek, ihtiyaçlarını karşılamayı düşünmemek… Kısacası onunla temas kurmamak demektir. Öyleyse devlet neden var? Yol yapar, elektrik dağıtır filan… Umumi işleri yapar. Tamam da muhatap almak bu değil ki… Muhatap almak, vatandaşın her biri için bir şeyler yapabilmektir. İmkanlardan bahsedildiğini duyar gibiyim. Tabii ki imkanlar çerçevesinde… Ama bir tebessüm demi gösteremez? Yani ilgilenmek diye bir tabir var, buna damı imkanı yok…
Seksen yıllık Kemalist kafa, ülkede yaşayan hiç kimseyi muhatap almamıştır. Vatandaşı muhatap almamak, netice itibariyle “insanı” muhatap almamaktır. İnsanı muhatap almayan devlet, insansız devlettir. İnsansız devlet, ülkede yaşayan insanları tabii ki, köle veya benzeri bir varlık olarak görür.
Muhatap almaması da her işi gibi sorunludur. Muhatap almamayı hakkıyla yapsa, ona da itiraz etmeyeceğiz. Para lazım olduğunda vergi salıyor ve vatandaşı muhatap alıyor. Hani beni tanımıyordun, muhatap almıyordun? Hiçbir meselemi dinlememiş, hiçbir ihtiyacımla bizzat ilgilenmemiştin. Neden para istiyorsun? Ama hayır… Kendi ihtiyaçları sözkonusu olduğunda insanları muhatap alıyor. Bu durum tek istikametli bir münasebet tesisidir. Hatırlayan var mı bilmem ama tek yönlü münasebet kurmak, efendi-köle münasebet çeşididir. Efendi, kölenin ihtiyaçlarını dert etmez, köleden nasıl faydalanacağı ile ilgilenir. Kölenin asıl ve tek vazifesi de, efendisine itaat etmesidir. Eski devirlerdeki efendi-köle ilişkisinden tek farkı, “efendinin”, insan olmaması… “İnsan efendi” yerine, devletin oturtulması… Anlayan için ne fark eder ki…
Mesele paradan ibaret olsa verir kurtuluruz, gücümüz yettiğince… Fakat “efendinin” ölecek insana da ihtiyacı var. Efendiliğin sürdürülebilmesi kolay değil. Yurtiçinde ve yurtdışında efendiliğini devam ettirebilmek için kan akıtması gerekiyor. Sanki koyun kurban ediyor. İnsanlarını kurban etmek için de kırk çeşit süsleme yapıyor. Kahramanlık, şehitlik, vatanseverlik vesaire… Tamam da bir dakika dur bakalım, hani biz tanışmıyorduk… Yani beni tanımıyordun, muhatap almıyordun, bu samimiyet de nerden çıktı?
Aslında devlet hiçbir şekilde vatandaşı tanımıyor. Vergiye ihtiyacı olduğunda da tanımıyor, ölecek adama ihtiyacı olduğunda da… Yaptığı şey, tanımak değil, tanımlamak… İhtiyaç olduğunda vergi verecek, ihtiyaç olduğunda ölecek, ihtiyaç olduğunda angaryayla çalışacak vesaire… Tüm bunları yaparken, onun tarif ettiği hayatı yaşayacak, çizdiği sınırlar içinde kalacak, kamuda başörtüsü takmayacak, Kürtçe konuşmayacak filan.
İhtiyaç duyduğunda bile tanımamak ama tanımlamak… Robot teknolojisinde yazılım geliştiriyor sanki… Afedersiniz klavye şaşırdı, “sanki” değil, tam olarak bu… Bir program yazıyor “devlet efendi” ve halkın o program dışına çıkmasını istemiyor. Bilgisayar çağındayız ya… Tamam ama insan denilen varlık, “düşünmek” gibi, “irade etmek” gibi hususiyetlere sahipti hani. Bu hususiyetleri ne yapacağız? Ama ne gam, yaptığı tarif içinde bunların da tanımı var. “Çizilen sınırlar içinde düşünecek ve irade edeceksin”… Hadi gel de isyan edenler kız…
Bu halk çok mu sabırlı? Seksen yıldır kendini tanımayan devlete, Temel fıkrasında olduğu gibi, “bende seni tanımayrum” demedi. Ama bir dakika, dezenformasyon yapmayalım şimdi… Dedi… Fakat kafasına uçaklardan bomba yağdı, hapishaneler işkencehaneye döndü. “Ben de seni tanımıyorum” diyenlere, “senin beni tanımaman, senin için yazdığım programda yok ki” diye dünyayı dar ettiler.
*
Mesele Abdullah Öcalan’ın muhatap alınmasından çıkarılıp da, teorik çerçevede değerlendirildiğinde ne kadar vahim görünüyor değil mi? Devletin Abdullah Öcalan’ı muhatap alması gerekip gerekmediğinden daha önemli bir mesele ile karşı karşıyayız. Abdullah Öcalan ile ilgili sayısız çekince üretileceğini biliyorum. Ama onu muhatap almayacağız diye yetmiş milyonu muhatap almamak, bir siyasi sistem meselesi değil midir?
Diğer taraftan devlet vatandaşı (yani insanı) muhatap alma anlayışına ve alışkanlığına sahip olsaydı, bir “Abdullah Öcalan” problemimiz olmayacaktı ki… Devlet vatandaşını muhatap almadığı için Abdullah Öcalan problemimiz var bugün. Bu haliyle Abdullah Öcalan’ı muhatap almanın ne kadar sorunlu bir mesele olduğu malum… Ama bu problemi üreten, devletin kuruluş felsefesinde bulunan “vatandaşı muhatap almamak” meselesi değil mi? Muhatap almadığın vatandaş gün geliyor isyan ediyor. On binlerce insan canına mal olan düşük yoğunluklu bir iç savaştan sonra muhatap almak zorunda kalmıyor musun? Adam gibi bir devlet kurup, baştan itibaren vatandaşını muhatap alsan, bu problemler yaşanmayacak. Ama hayır… Kendi vatandaşına karşı “burnu havada” bir devlet… Kime hava atıyorsun? Bu nasıl bir ahlaksızlık? Buna nasıl oluyor da “siyasi sistem” diyorsun?
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir