DÜCANE CÜNDİOĞLU FENOMENİ

Fikir adamının, fikri olur. Fikir adamı ise hakikaten, kapsayıcı fikri olur. Parça fikirler, geveze entelektüellerin psikolojik tatmin malzemeleridir. Parça fikir ile kapsayıcı fikri birbirinden ayıramayanlar, entelektüel geveze bile değildir. Parça fikirlere takılıp kalanlar ve üst fikre (sistem fikrine) sıçrayamayanlar, genellikle “parça fikre” kapsayıcı fikir muamelesi yapar. Parça fikre “bütün fikir” muamelesi yapanlar, fikir çilesinden mahrum olmalılar.
Parça fikirlerde patinaj yapanlar, farklılıklarını izhar etmek gayretine düşüyorlar. Farklılıklarını izhar etmek için gizemli olma çabasına giriyorlar. Gizemli olmak, ne dediğinin anlaşılmasını zorlaştırmakla kabildir. Beyanının anlaşılmasını zorlaştırmak ise fikrin derinlik boyutu ile ilgili değildir. Yaptıkları sadece beyanlarını giriftleştirmekten ibarettir. Fikrin derinlik boyutunda mesafe almış olanlar anlaşılmayabilirler ama anlaşılmamak için çaba sarfetmezler. Anlaşılmıyorlarsa bunun sebebi, fikirlerinin derinliğidir. Fikri derinliğe sahip olmak ile anlaşılmamak için derinlik gösterisi yapanlar, çareyi üslubun giriftliğinde arıyorlar.
Üslup; bir cihetiyle fikrin (muhtevanın) anlaşılması için maniveladır başka bir cihetiyle de muhtevanın anlaşılmasına manidir. Bütün fikre (tabi oldukları dünya görüşünün sistem fikrine) sahip olanlar, üslubu, fikirlerinin anlaşılmasına manivela yaparlar. Dünya görüşüne sahip olmayanlar veya sistem fikrine ulaşamamış olanlar, fikir adamı veya sanatkar olma iddiasıyla cemiyet içine çıktıklarında, üsluplarını fikre perde olarak kullanmaya başlarlar. Söyleyeceği fikri olmayan insanın uzun süre fikir ve sanat piyasasında kalmasının şartı, ne dediğinin anlaşılmasına mani olmaktır. Ne dediği anlaşıldığında, anlaşılacak bir şey olmadığı görüleceği için piyasadan sürülecektir. Buna mani olmanın en orijinal yolu ise, üslup cambazlığıdır. Üslubu muhtevaya perde yapmak… Zekice tertip edilen üslup, dikkati ve idraki, muhtevaya ulaşmadan tüketebiliyor. Böyle bir üslubu tertip edebilen kişinin, fikir sahibi olmaksızın fikir piyasasında ukala edalarla gezinmesine mani olmak ne mümkün…
*
Keskin idrak sahibi olmanın dayanılmaz bir duygusu var. Bu duygu insanın benliğini sarar sarmalar ve bir girdap içine alır. Daha girift konuları anlayabilme mahareti, diğer insanlardan farklı olduğu duygusunu, düşünceye savurur. Duygu ile düşünce birbirine karışır ve girdabın dönme hızını artırır. Duygu ile düşüncenin birbirinden tefrik edilebilmesi, fikir adamı olmanın ön şartıdır. Fakat yüksek hızda dönen girdap, duygu ile düşünceyi birbirinin içine gömer. Duygu ile düşünceyi birbirinden tefrik edebilmenin şartı da, enfüsi alemde bunlar için ayrı mecralar oluşturmaktır. İkisinin tek mecrada akmasına fırsat vermek veya iki ayrı mecra oluşturamamak, duygu ile düşünceyi birbirinden ayırt edilemeyecek hale getirir.
Duygu ile düşüncenin birbirine nüfuz etmiş halini yaşayan insanın aklı, fikri tespitleri hissi savrulmalarla yapar. Duyguları; istikameti tayin eder, aklı o istikamette bir şeyler devşirir. İstikameti duygular tayin ettiğinde, müktesebat kişinin benliğinde merkezleşir. Benlikteki yığınak aklı değil duyguları tetikler. Böylece bir “fasit daire” meydana gelir ki, döner durur. Zaten fasit daire oluşmadan girdap meydana gelmez. Veya girdap meydana geldiğinde fasit dairenin teşekkülü kaçınılmazdır. Duygular girdabı oluşturur, girdabın içinde debelenen akıl ise kendine fasit daire kurar.

*
Saf fikir, yüksek bir zeka, keskin bir idrak, yorulmaz bir ruh, derin bir tecessüs ve kesintisiz bir ceht ister. Saf fikir, fikir adamı olmanın ön şartı değildir ama fikir adamlığının tarif edici unsurudur. Saf fikir menziline giden güzergahın herhangi bir menzilindeki yolcuya, “fikir adamı” denmez. Ta ki, saf fikri ufukta görebilecek mesafeye kadar varabilenler için yavaş yavaş “fikir adamı” denmeye başlanır. “Saf fikir”, herhangi bir konuda, temel veriler hariç, başkalarına ve başkalarının fikirlerine ihtiyaç duymaksızın ulaşılan fikirdir veya bir konuda, temel veriler dışında hiçbir fikre ihtiyaç duymaksızın fikir sahibi olunabilmesidir.
Saf fikir sahibi olmayanlar, başkalarının fikirleriyle meşgul olurlar. Zeki bir insan başkalarının fikirleri ile meşgul olmaktan kurtulamıyorsa ciddi problemleri var demektir. Zeka tekrarın değil orijinalin peşindedir. Fakat orijinallik sadece zeka ile elde edilemez. Diğer unsurlara sahip olmayan zeki insan, orijinal fikirlere (bir manada saf fikre) ulaşamadığında, orijinallik çabasını başka şekillerde gerçekleştirmeye başlar.
Orijinallik gayreti, “istikamet cehdinden” mukaddem hale geldiğinde, zihni organizasyon kendine yeni bir merkez bulur. Orijinal olmak harikadır ama “istikamet”e rağmen değil. İstikamet asıldır ve bunu muhafaza için gerekirse dehaların bile sıradan bir insan olmayı göze alması gerekir. Dehaların asaleti, “doğru”yu bulduğunda, gerekirse sıradan adamlar gibi ona tabi olabilmesindedir. Asaleti sadece orijinallikte arayan kişi, zihni organizasyonunun merkezini, “istikamet cehdinden” bağımsız hale getirir. Bir müddet sonra bu bağımsızlığı hürriyet zannetmeye başlar ve sahiplenir.
*
Muharrirlik yapanlar için bilgiçlik taslamanın kolay yolları vardır. Gazetedeki köşenin alanı zaten küçüktür. O alanı doldurmak için bir saat ansiklopedi veya herhangi bir kitap karıştırmak ve oradan orijinal bir cümle veya paragraf bulmak mümkün. İktibası doğru yaparsanız geriye kalan onunla ilgili birkaç paragraflık bir yorumla köşe doldurmaktır. Arka arkaya birkaç hafta yazınızı okuyanlar, yazarın ne kadar çok bilgiye sahip olduğu zannına kolayca ulaşabilirler. Bir taşla çok sayıda kuş vurmak da cabası…
Bir gün filozof, başka bir gün şair, sonraki gün sanatkarın (ressam, heykeltıraş filan) birkaç cümlelik orijinal fikrini iktibas ederek yazı yazmak kolaydır. Büyük adamların fikirleri ile meşgul olduğunuz için “büyük adam” kategorisine girersiniz. İktibasların bazılarını “teyit” ve “takdir” edersiniz. Teyit ve takdir etmekle onların büyüklüğünü kendinize bağlarsınız. Siz teyit ettiğiniz için onların fikirleri “doğruluk” payesine kavuşur. Aslında ise zımnen şunu yapıyorsunuz; büyük adamların fikirlerini teyit ve takdir etme edaları takınarak kendinizi onların kategorisine yerleştiriyorsunuz. Kafi derecede zekiyseniz, bu manevranızın anlaşılması çok zordur ve eğer anlaşılacak olursa zaman alır. Bu zaman zarfında ulaşmak istediğiniz menzile varmış olursunuz.
*
Kendini heba eden ve heba etmeye devam eden çok zeka gördüm. Bunların bir kısmı sadece para peşinde koşuyor, bir kısmı sadece makam peşinde koşuyor, bir kısmı macera peşinde koşuyor. İnsanın sahip olduğu zeka, üzerinde sınırsız tasarrufta bulunabileceği bir mal değildir. Yüksek zeka içtimai mesuliyetin sebeplerinden biridir. Özellikle dahilerin sahip oldukları zeka üzerinde özel mülkiyet iddiası, cimriliğin en iğrenç olanıdır. Zekalarını mutlaka insanlığın hizmetine sunmak gibi bir mesuliyet hissetmeyen dahiler ve yüksek zekalar, hiçbir “insani haslet” kazanamamışlardır.
Fikir, ilim ve sanat insanı olmak, zekayı insanlığa sunmanın doğru yoludur. Ne var ki, zekanın en ilginç ve de en zararlı heba edildiği alanlar da bunlardır. Fikir adamı olan yüksek zekalar, “doğru”yu bulamadıklarında veya keşfedilmiş olan “doğru”ya tabi olamadıklarında, yalan, yanlış ve saçmalıkları fikir şablonlarıyla ambalajlayarak insanlığa sunmak gibi vicdansızlıklar yapmışlardır. Zeka seviyeleriyle mütenasip olarak dehşetengiz zararlar verdikleri vakidir. Sanat insanı olan yüksek zekalar, “güzel”i bulamadıklarında veya keşfedilmiş güzelliklerin kıymetini bilmediklerinde, çirkinlikleri sanat formlarıyla tezyin ederek insanlığın önüne koyacak kadar gözleri dönmüştür. İlim insanı olan yüksek zekalar, “iyi”yi bulamadıklarında veya tespit edilmiş “iyi”ye sahip çıkmadıklarında, kötüyü bilim formülleriyle zarflayarak insanlığa sunacak kadar hayatın altyapısını imha etmekten imtina etmemişlerdir. Bir de fikir, ilim ve sanat insanı olamayan fakat olmak için çırpınan yüksek zekalar var ki, saf fikre ulaşamamanın, yüksek ilme kavuşamamanın, has sanata malik olamamanın hırçınlığı ile her ölçüyü yıkmakta, her haddi aşmakta, her oluştan kaçmakta emsali bulunmayan prototipler oluşturmaktadırlar.
*
Yukarıda izah etmeye çalıştığımız insan ruhunun labirentlerindeki “anlamsız” kıvrımların hangileri ne ölçüde Dücane Cündioğlu’nda vardır bilmem. Zat-ı Alilerinin enfüsi dünyasındaki kumkumayı dışarıdan teşhis etmek maharetine sahip değilim. Lakin, bu yazıya başlamadan önce toplu olarak okuduğum son on bir yazısı bende her nedense yukarıdaki insan hallerini hatırlattı.
Dücane Cündioğlu alakasız kalınacak birisi değil. Dikkatimin üzerinde yoğunlaşması, kendisinden faydalanabileceğim bir “kıymet” olmasındandır. Fakat son on bir yazısında (09.05.2010 tarihli yazısından 13.06.2010 tarihli olana kadar) gördüğüm manzara çok garip. Bu yazıların on tanesine batılı bir filozof veya sanatkarın birkaç cümlesini iktibasla başlamış ve onlarla ilgili yorumlar yapmış. Bazı önemli tespitler yaptığı doğru fakat bu üslup ve tarz ile hayatın kaynağını ve izahını batıda arayan birisi görüntüsü verdiğini fark etmesi çok mu zor acaba? Tespitlerini kıvrak bir zeka ile yapması, dünya görüşü ihtiyacının bulunmadığını gözlerden uzak tutacak perdelemeleri gerçekleştiriyor. Zira tespitlerin hiçbiri, bir dünya görüşünün oluşturacağı “fikir, ilim ve sanat havzasına” dökülmüyor. Her biri müstakil tespitler olarak kalıyor ki, insan, Dücane Cündioğlu’nu, “parça fikir” hatta “fikir kırıntıları” ile iştigal eden entelektüellik budalası zannediyor. Her yazıya batılı bir felsefe veya sanat insanından iktibasla başladığı için donanımlı, kültürlü ve entelektüel görüntü oluşturduğu doğru. Fakat yaptığı iktibasların her biri, yarım saatlik kütüphane çalışması ile elde edilecek türden bilgiler. Birilerinin bunu fark etmesinden nasıl endişe etmediğini anlamak kabil değil. Doğrusu daha söylenecek çok şey var ama…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir