DÜNYA DEVLETİ-1-GİRİŞ

DÜNYA DEVLETİ-1-GİRİŞ

Dünya devleti nedir, dünya devleti olmanın şartları nelerdir, dünya devleti olmaya giden yol neresidir? Türkiye artık ufkunu bu soruların cevabını verecek kadar genişletmeli, tüm ekonomik, siyasi, diplomatik ve istihbari çalışmalarını, projelerini, hamlelerini bu ufka göre geliştirmeli ve uygulamaya koymalıdır. Bugünkü şartların dünya devleti olmamıza geçit verip vermeyeceği konusu bir tarafa, bu hedefin ideal olarak görülmesi, kabul edilmesi, planlamalarda merkez alınması lüzumu açıktır.

Dünya devleti kavramı, dünyayı yalnız başına yöneten devlet değildir. Dünyadaki hadiselerin tamamıyla ilgilenebilmek, bu hadiselerin tamamı ile ilgili milletlerarası müzakerelerde “ne düşündüğü” merak edilmek, fikri sorulmak noktası veya seviyesi, dünya devleti olmaktır. Dünyadaki her hangi bir konuda, “o devlet ne düşünür, ne yapar, ne planlar?” sorusu zihinlere tabii bir refleks olarak gelmeye başlandığı andan itibaren o devlet dünya devletidir. Süper güç olmak, dünyaya yalnız başına nizamat vermek, dünyanın her yerinde yalnız başına inisiyatif alabilmek içinde yaşadığımız çağda hiçbir devlete nasip olmayacak bir hadisedir. Teknoloji sayesinde dünyanın küçüldüğü ve küresel bir köye döndüğü düşüncesi yanlış değildir ama teknolojinin yaygınlığı ve bir çok ülkenin artık üretebiliyor olması, bu köyün tek merkezden (bir süper güç tarafından) yönetilemeyecek kadar da büyüdüğünü gösteriyor.

*
Dünya devleti olabilmenin zihni altyapısı, dünya ile ilgili fikir ve projeler hazırlayabilmektir. Bunu yapabilmenin ilk ise, dünya hakkında, dünyanın her devleti, her halkı ve her coğrafyası hakkında bilgi sahibi olabilmekten geçer. Bilgi sahibi olmak… Konunun sırrı bu noktada düğümleniyor, bilmediğiniz bir konu hakkında fikir ve teklif üretemez, o konuda taraf olamaz, inisiyatif alamazsınız.

Bilgi ve bilgi edinme yolu tek çeşit değil. Bunlardan en önemlisi ise istihbari bilgidir. Eğer bir ülkenin dünya çapında bir istihbarat teşkilatı yoksa, o ülke diğer tüm şartlara sahip olsa bile dünya devleti olamaz. Büyük siyaset dehası Abdülhamit Han, Osmanlının balkan savaşlarında bile zorlandığı bir dönemde onu dünya devleti yapmıştı. Bu maharetinin birinci sebebi ise istihbarat teşkilatının büyüklüğü ve iyi yönetilmesiydi.

MİT ile ilgili düzenlemeleri, “muhaberat devleti” kuruluyor şeklinde eleştirenler, büyük devlet ufkundan ve idealinden mahrumdur hatta kasıtlı olarak o ideale karşı mücadele etmektedirler. Sultan Abdülhamit Han gibi bir tecrübemiz varken, bununla beraber günümüzdeki dünya devletlerinin hepsinin en bariz özelliğinin güçlü bir istihbarat teşkilatına sahip olduğunu görmemize rağmen, istihbarat konusunda hala bu kadar ucuz değerlendirmelerde ve eleştirilerde bulunmak, Türkiye’nin dünya devleti olmasının önündeki en büyük engelin muhalefet olduğunu gösteriyor.

*
Tek bilgi çeşidi istihbari bilgi, tek bilgi edinme yolu da istihbarat değil. Açık kaynaklardan dünyayı tarayacak, takip edecek, bilgileri toplayıp tertip edecek, onları işleyip değerlendirecek, elde edilen nitelikli bilgilerle dünya ve her bölge için fikir ve teklif üretecek fikir adamı çapında yetişmiş kadrolara ihtiyacı var. Ham bilgi, toprak altındaki hammadde (maden) gibidir, keşfedilmez, çıkarılmaz, işlenmezse hiçbir işe yaramaz. İşlemesini beceremeyenler bilgiye sahip olduğunda sadece hamallık yaparlar, bu durumda bilgiyi toplamak boşa masraf etmektir.

Türkiye, tüm dünyaya dönük bir “dökümantasyon merkezine” ve bunları işleyecek stratejik düşünce kadrolarına ve müesseselerine, nihayet işlenmiş ve nitelikli hale getirilmiş bilgilerle fikir ve teklif üretecek, bunların tatbikatını gerçekleştirecek veya tatbikatına refakat edecek bir karargaha ihtiyacı var. Bu işi medeniyet çapında yapmak istiyorsa karargahın adı ve fonksiyonu “Medeniyet Akademisi” türünden bir müesseseleşme olmalıdır.

Ekonomi meselesindeki stratejik konulardan birisi, batı eğitimi gören ekonomi uzmanlarının okulda ve kitapta okumadığı infak müessesesidir. Müslümanlar ise miktarı az veya çok olmak üzere her gün yerine getirdikleri infak ibadetini, iktisadi teorilerin içine alacak ve yeni iktisat telakkileri oluşturacak kadar fikirden yoksun durumdadırlar. İnfak müessesesi sadece fakirlere maddi yardım yapmaktan ibaret bir mesele değil, mesela milletlerarası sivil teşkilatlanmaların mali kaynağını oluşturacak dev bir fonksiyona sahiptir. Devletlerin resmi ve diplomatik yollarla yapamayacağı sayısız iş, infak yoluyla finanse edilebilir ve dünyanın en yaygın, güçlü ve etkili sivil toplum kuruluşlarını inşa edebilirler.

İnfak müessesesi, batının anlamadığı ve anlayamayacağı derecede ekonomik dengeyi tesis ve muhafaza eden ikinci “görünmez el”dir. Türkiye’deki muhalefetin “sadaka kültürü” türünden seviyesiz ve maksatlı eleştirilerinden etkilenmemek lazım… İnfak müessesesi, hem toplumun hem ekonominin hem de siyasetin en önemli denge amilidir ve bu müessesenin Müslümanlar arasındaki yaygınlığı malumdur. İnfak ibadetinin farklı sahalarda farklı şekillerde müesseselere kavuşturulması, siyaset, ekonomi, toplum hayatının denge denklemlerindeki yerine maharetli şekilde yerleştirilmesi, Türkiye’yi, önümüzdeki yıllarda dünyayı sarsacak olan büyük ekonomik depremlerden koruyacaktır.

*
Dünya devleti olmanın en önemli faktörlerinden birisi de, “güvenilir” olmaktır. Dünyada herhangi bir meseleye sahip çıktığınızda, o meseleyi herhangi bir menfaat karşılığı satmamalısınız. Bir topluma veya devlete verdiğiniz taahhüdü, pahasına bakmaksızın yerine getirmeli, asla yarı yolda bırakmamalı ve menfaat için ihanet etmemelisiniz. Artık dünyada kimse kimseyi aldatamıyor, herkes her şeyi takip ediyor, bir devlete verdiğiniz taahhüdünüzü yerine getirmediğinizde, tüm devletler size güvenini askıya alıyor.

Dikkat çekici olan nokta şu; dünyada güvenilir tek bir devlet bile kalmadı, hiçbir devlet taahhüdünü, menfaatinin önünde tutmuyor. Dolayısıyla dünyada, devlet tarifine giren bir siyasi kuruluş da kalmadı, hepsi şirketleşti. Bu durum devletler nezdinde şahsiyet, vakar, dirayet, itimat gibi ahlaki hususiyetleri yok etti. Dünya bu noktaya gelince, halklar nezdinde ahlak ve adalet ihtiyacı hızla arttı, yakın gelecekte zirve yapacak. Bu sürecin muhtemel ve mukadder neticelerine bakılınca, gelecekte dünya devleti olmanın birinci şartı, “güvenilirlik” olacaktır.

Güvenilir olmanın birinci şartı, devlet olmaktır. Devlet olmanın birinci şartı da, dünyaya bir deklarasyon yayınlamak, temel ilkeleri ilan etmek ve bu ilkelerin hükümetlerin değişmesiyle ortadan kalkmayacağını, devlet ve millet olarak arkasında olunduğunu taahhüt etmek, gelişmeler içinde de bunu test edenlere ispatlamaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir