DÜNYA DEVLETİ-4-İSTİHBARAT TEŞKİLATI-3-İslam coğrafyasında fikir hareketi başlatmak

DÜNYA DEVLETİ-4-İSTİHBARAT TEŞKİLATI-3-İslam coğrafyasında fikir hareketi başlatmak

Türkiye istihbaratının İslam coğrafyasında fikir hareketi başlatmasının birinci yolu ülkedeki fikir hareketlerinin ihracıdır. Anlaşılacağı üzere bunun ilk şartı, ülkede yoğun, canlı, çeşitli ve etkili fikir hareketlerinin bulunmasıdır. Türkiye maalesef bir tefekkür havzası haline gelememiştir, onun yerine cemaat ve gurupların kaynaştığı ve kavga ettiği bir iklime savrulmuştur.

Her cemaat ve gurup, işin özü itibariyle bir fikir etrafında toplanmıştır ama merkeze aldıkları fikir, fikir hareketi haline gelememiş, fikir muamelesi değil “inanç” muamelesi görmüş, bu nedenlerden dolayı da fikir tartışması değil, cemaatler arası kavga süreklilik kazanmıştır.

İslami cemaatler ve gurupların fikir hareketi haline gelememesinin temel sebebi, ya “külliyat” sahibi olmamalarıdır veya bağlı oldukları külliyata fikir olarak değil, inanç olarak bağlı olmalarıdır. Sahip oldukları külliyata inançla bağlı olmaları aslında ondan fikir hareketi oluşturmalarına engel değildir ama inançla bağlı oldukları külliyatı tartışmaya açmadıkları için fikir hareketi haline gelememektedir. Fikir hareketi haline gelemeyince, bağlı oldukları külliyat da gelişmemekte, doğurmamakta, onda dayalı olarak yeni fikirler üretilmemektedir.

Daha ilginç olanı, Türkiye’deki cemaatlerin kahir ekseriyetinin “külliyat” sahibi olmamasıdır. Meselenin başında külliyat olmayınca, ortasında ve devamında külliyata ihtiyaç duyulmamakta, külliyata ihtiyaç duyulmadığında fikir üretilememekte ve fikir hareketi oluşmamaktadır. Bu durum gerçekten çok şaşırtıcıdır, insanlar bir cemaat veya gurup olarak bir araya gelmekte fakat bırakın bir külliyatı, birlikteliklerinin ana esaslarını bile kayda geçmiş yirmi otuz adet kitapları bulunmamakta, buna da ihtiyaç hissetmemektedirler.

Külliyatsızlık, kitaba ve fikre olan ilgiyi azaltmakta, herkes İslam’ı doğrudan anladığını zannetmekte, hal böyle olunca İslam’ı sadece kendilerinin doğru anladığını iddia etmekte, bu iddiada tartışmayı değil, kavgayı kaçınılmaz kılmaktadır. İslam’ı nasıl anladığını bile bir külliyat veya bir düzine kitapla anlatamayanların, İslam’dan ne anladığını bir külliyat ile anlatmasını beklemek beyhudedir. İslam’dan ne anladığını ortaya koyamayan gurup ve cemaatler, İslam ülkelerine de hiçbir şey söyleyemiyorlar, zira onlara söyledikleri şey, “açın İslam’ı okuyun” türünden laflardır. Bu durumda İslam dünyasını etkileyecek bir fikir hareketinin doğmasını ve gelişmesini beklemek saflık olur.

Ne demek fikir hareketi? İslam ortadayken, fikir hareketi de ne oluyor? Bu ve benzeri sorularla düşüncenin ve düşünce üretimin önüne çelikten duvarlar örülüyor. Oysa fikir hareketi, İslam’ı kadim müktesebata sadık bir şekilde bugünün şartlarında tatbik etmek için üretilen fikir yekunudur. Fikir tartışması denince Müslümanların aklına hukuk (fıkıh) geldiği için, derhal hükümleri ortaya koyuyorlar. Hal böyle olunca, mesela bir İslami tedrisat yapacak okul ile ilgili kimse çalışma yapmıyor, tüm ülkede sadece İslami eğitim yapacak ilkokul için bile bir model geliştirilememiş, ilkokulun bile müfredatı hazırlanamamıştır. “Fikir hareketi de ne oluyor?” türünden itirazlarla işe başlayanlar, aynı zamanda çocuklarının nasıl eğitileceğini bile bilmeyen, anlamayan ahmaklardır ve fikri piyasasını da bunlar işgal etmiş durumdadır.

*
Fikir hareketinin oluşması devlet ve hükümet dışı müesseselerin işidir muhakkak fakat devletin bu konuda yapacağı çok iş var. Kitap yayınını teşvik etmeli, özellikle külliyatların basımına özen göstermeli, müellifleri desteklemelidir. Devlet, fikir ve kültür hayatının zenginleşmesi, çeşitlenmesi, doğru, faydalı ve etkili fikir hareketlerinin doğması ve büyümesi için gerekli imkan ve şartları oluşturmalıdır.

Ülkede ne kadar çok sayıda ve çeşitte fikir hareketi başlarsa, hem ülkemize faydalı olur hem de fikir ihracının altyapısı oluşur ve çeşit ihtiyacı karşılanır. Türkiye’de ihraç edilebilecek iki adet külliyat var, birisi “Büyük Doğu” diğeri ise “Risale-i Nur”… Ne yazık ki bu iki külliyat da “fikir hareketi” haline gelememiştir. Külliyat olarak fikir hareketi oluşturmaya müsait olmasına rağmen, müelliflerinden sonra akamete uğramıştır. Listenin üçüncü sırasına alınabilecek olan “Diriliş” hareketi ise, müellifi yaşıyor olmasına rağmen hala “külliyat” haline gelememiş, bırakın başkalarının onu devam ettirmesini, müellifi bile birkaç on yıldır eser vermemiştir.

Diriliş’i de saydığımızda üç adet külliyat ihraç edilebilir nitelik taşısa bile, üçü de hayatın pratiğine dair tekliflere kadar inmemiş, sadece fikir membaı olarak kalmış, ne yazık ki mecrasını da oluşturamamıştır. Bundan dolayıdır ki Türkiye, kendiliğinden ve tabii yoldan fikir ihraç edememiştir.

(Not: İhanet örgütünün Fethullah Gülen’in kitaplarını organize bir şekilde dünyaya dağıtması dikkat çekicidir. Türkiye, tabii seyrinde (yani bir müdahale gerektirmeden) fikir ihracı yapamamış, paralel örgüt ise organize bir müdahaleyle Fethullah Gülen’in kitaplarını dünyaya yaymıştır. İslam coğrafyasında Osmanlının miras ve itibarını kullanarak, Türkiye’den çıkmış tek “fikir adamı” veya “bilim adamı” kimliği ile yaygınlaşmıştır. İslam coğrafyasının Türkiye’den bir şeyler bekliyor olması gerçeği karşısında, hiçbir fikir ihracında bulunamamış olmamız, paralel örgütün ekmeğine yağ sürmüştür. Seksenli yıllarda Ortadoğu’dan birçok yazarın kitabının tercüme edilmesine rağmen, Hilafet merkezinin dünyaya ve İslam coğrafyasına fikir ihraç edemiyor olması çok büyük bir utanç sebebidir.)

*
Normal ve sağlıklı olanı, ülkedeki fikir hareketlerinin tabii yoldan kendini ihraç etmesidir. Türkiye’deki tefekkür zafiyeti ve fikirsizlik zilleti, bugün için tabii yoldan fikir ihracını mümkün kılacak müktesebata maalesef sahip değil. Ülkemizdeki sivil toplumun ise tek bildiği ve yaptığı iş, infak müesseseleri kurmaktır. Fikirsizliğin kaçınılmaz sonucu olan bu durum, düşünemeyenlerin, “yapmaya” çalışmasından ibarettir, hal böyle olunca birbirinin kopyası binlerce yardım derneği ve vakfı kurulmuş ama bir türlü fikriyat ve medeniyet hamlesini yapacak tefekkür mecraları açılamamış, müesseseleri kurulamamıştır.

Türkiye, fikirsizliğin aksine siyaset sahnesinde dünyada ve İslam coğrafyasında dikkat çekici bir noktaya gelmiştir. Siyasi ve iktisadi sahada örnek alınan, gıpta edilen bir ülke konumuna geldiği bugün, fikir ihraç etmek için altyapı oluşmuş ama ihraç edecek fikir üretilememiştir. İhvan-ı Müslimin, kendi ana vatanında iktidar ve devlet olmadan fikir ihraç edebilmiş ama Türkiye’de Müslümanlar on iki yıldır iktidarda olmasına rağmen ihraç edecek fikir akımı bulamamıştır. Bu nasıl bir tezattır böyle… Türkiye’deki siyaset kadrosu, fikir adamı kadrosundan daha donanımlı, daha basiretli, daha ileride olmalı ki, fikir üretilemeden iktidar olunmuştur.

Türkiye’deki siyasi kadro (Akparti kurucu kadrosu) dünyaya siyaset ihraç edebilir hale gelmiş ama bir tane fikir adamı ihraç edilecek fikriyat üretememiştir. Tam da bu sebeple fikirle iştigal ettiğini iddia eden hiçbir fikir adamı veya mütefekkir müsveddesi Erdoğan’ı tenkit etme hakkına sahip değildir. Külliyat telif ve ihraç edemeyen fikir adamı kisveli kişilerin Erdoğan’ı eleştirmesi, ancak nefsine yenik düşmekten ibaret bir serseriliktir.

(Not: Fethullah Gülen’in Erdoğan husumetini bir de bu açıdan değerlendirmekte fayda var. Fethullah Gülen, İslam coğrafyasında ve dünyada bir “fikir hareketi” başlatmak ve yaymak istiyor, Erdoğan ise siyaset ihraç ediyor. Fikir ve fikir hareketi ihracı, siyaset ihracından daha köklü, kalıcı ve etkilidir. Fakat Fethullah Gülen’in bir taraftan CIA ve MOSSAD bağlantısı diğer taraftan ihraç edecek fikir üretemeyişi, kırk yıllık titiz planlamalarına rağmen Erdoğan’ın kendilerini geçmesine engel olamadı. Erdoğan, on iki yılda İslam coğrafyasında Fethullah Gülen’in kırk yılda elde ettiğinden daha fazla etkili oldu, Fethullah Gülen de buna dayanamadı ve savaş başlattı)

*
Türkiye istihbaratının fikir ihracı için özel bir projeksiyon oluşturması gerekiyor. Siyasi şartların uygun, düşünce dünyamızın kısır olduğu bir vasatta, istihbarat teşkilatının bu işi yapabilmesi ancak özel planlamalarla mümkün. Ne var ki düşünce dünyamızın kısırlığı ve külliyat üreten fikir adamının bulunmaması, hem ihraç edilecek fikriyat bakımından hem de ihracatı planlayacak kadro bakımından çözümü zor problemlerle muhataplar.

Dengesiz büyüme tuhaf manzaralar oluşturuyor. Türkiye’de Müslümanlar siyasi iktidarı ele geçirme ve elde tutma konusunda müthiş bir maharet sergiliyor ama en küçük bir konuda bile fikir ihraç edemiyor. Matematiğe (yani teknolojiye) dayalı alanlarda, mesela savunma sanayinde akıl almaz hızla gelişmeler yaşanıyor ve yerli üretime geçiyor ama hala eğitim konusunda bir fikri olan yok. Hal böyle olunca, gövdesi büyümüş, kafası küçük kalmış tuhaf bir manzara çıktı ortaya. Gerçi fikir üretiminde dünyanın kısırlaştığı bir döneme denk geldiği için bu durum dışarıdan pek farkedilmiyor ama bir müddet sonra iyice belli olacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir