DÜNYA DEVLETİ-5-İSTİHBARAT TEŞKİLATI-4-Yabancı coğrafyada fikir hareketi başlatmak

DÜNYA DEVLETİ-5-İSTİHBARAT TEŞKİLATI-4-Yabancı coğrafyada fikir hareketi başlatmak

Yabancı kültür coğrafyasına fikir ihraç etmek, bir ülkenin büyüklük ölçüsünün zirvesidir. Yabancı kültür coğrafyasında istihbari operasyonlarla fikir hareketi oluşturmak değil, kendi ülkenizde, kendiniz için ürettiğiniz fikriyatın yabancı kültür coğrafyasına tabii yoldan ihraç edilmesi, ülkenizin büyüklüğünü ve etkisini gösteren birinci alamettir. Mesela Türkiye’de başlamış ve kendi şartlarımıza göre tertip edilmiş, kendi ihtiyaçlarımıza cevap vermiş, kendi problemlerimizi çözmeye çalışmış bir İslami fikir hareketinin, mesela Avrupa veya Amerika ülkelerinde makes bulması, olduğu gibi oralarda taraftar toplaması, kendine bir mecra ve alan açması, dini, kültürel, siyasi, psikolojik, sosyolojik, moral değerlerden oluşan tüm bariyerleri aştığı anlamına gelir ki, bu durum yalnız başına bile dünya devleti olmanın delili sayılır.

Bu meseleyi Osmanlının son dönemindeki misallerden anlamak daha kolaydır. Osmanlı medeniyeti, batıdan etkilenmeye başladığı dönemde bile batı uygarlığından üstündü. Batı sadece birkaç alanda ileri gitmişti, o alanlar da medeniyet toplamının yüzde birini etmiyordu. Ne var ki ileri oldukları alan, günlük hayata etkiliydi ve hayatı yeniden inşa ediyordu. Dünyadaki son insanlık medeniyeti olan Osmanlıya, batı düşünce akımları, dini, ahlaki, kültürel, geleneksel, siyasi, sosyolojik, psikolojik alanlarda aykırı olmasına rağmen girdi ve kendine uygun insanlar yetiştirdi. Ne kadar ağır ve derin bir etki olduğunu, Osmanlıyı, batılılaşan hain kadroların yıkmasından anlamıyor muyuz?

Sadece siyaset ve iktisat alanlarındaki gelişmeler dünyayı etkilemeye kafi gelmiyor. Zenginleşmek, görgüsüz zengin tipini oluşturuyor ve kültürel altyapısını kuramayan bir zenginlik, köklü, kalıcı ve akıcı bir etki oluşturamıyor. Akıcı etki, fikir ve kültür alanında bir akım, bir hareket, bir çığır açmaktır, bunu yapamayan zenginlik, komik sahnelerin dekoratif figürü olarak kalmaya mahkumdur.

Ülkemizdeki fikir akımlarının yabancı kültür coğrafyalarını etkilemesi ve orada kendine bir mecra açması halen uzak hedef. Zaten bu hedef, yabancı ülkelere fikir ihraç etme çabasıyla olacak iş değil, önce kendi ülkemizde zengin bir fikir üretimini gerçekleştirmeliyiz ve bunu kendimiz için yapmalıyız.

*
Yabancı kültür coğrafyalarında yapılacak iş nedir öyleyse? Bunun bilinen iki örneği var, birisi CIA ve MOSSAD’ın Fethullah Gülen örgütünü kurduğu gibi o ülkenin kendi içinden devşirilecek adamlarla, o ülkenin kültürel hayatı ile benzeşen ama gizli hedeflerinde bize çalışacak organizasyonlarla yapılanıdır. İkinci örneği ise cennetmekan Abdülhamit Han’ın da zamanında yaptığı gibi, hedef ülkedeki fikir hareketlerinin içinde bize yakın ve yardımcı olanları desteklemek ve bize karşı düşmanlığı dengelemektir. Bu iki örnek de istihbarat faaliyetidir ve istihbarat teşkilatlarının işidir.

Bu iki bilinen örneğe bir alternatif eklemek lazım. Üçüncü ihtimal, sitemiz yazarlarından İbrahim Sancak’ın, “Büyük ve derin hamle” yazı serisindeki muhteşem tespitidir. Uzun yazı serisinde İbrahim Sancak, insan tabiat haritasındaki “insani bölge”ye dönük insani fikirlerin üretilmesini, Müslüman olmayan, olmak istemeyen kavim ve topluluklara (ülke ve coğrafyalara) sürülmesini teklif ediyordu. Kısacası dünyaya İslam’ı teklif ediyoruz ama İslam’ı kabul etmeyenlere hiçbir teklifte bulunmuyoruz. Oysa bir “insani alan” var ve biz o alanda da fikir üretebilmeliyiz.

İnsani alanda fikir üretmek, insanları zaten İslam’a hazırlamak demektir. Bu nokta da dikkate alınarak, insanları İslam’a hazırlayacak “insani fikirler” üretmek gerekiyor. Yabancı kültür coğrafyalarında insani fikir akımları oluşturmak, hem o coğrafyaları İslam’a hazırlamak anlamına gelir hem de insani çizgiyi muhafaza edecek gayrimüslimler yetiştirir. İnsani çizgiyi muhafaza etmek, en azından zulmetmemek, dünyayı savaş alanına çevirmemek, hayatı yaşanılmaz hale getirmemektir. Her iki açıdan da dünya hem insanlar için hem de Müslümanlar için uygun hale gelir.

*
İlk iki örnek üzerinde dünyadaki büyük istihbarat teşkilatlarının ciddi birikim ve tecrübesi var. Sultan Abdülhamid Han dönemi istihbarat arşivleri tetkik edilirse o konuda bizim de engin bir birikimiz mevcut. MİT bu güne kadar böyle şeyleri bilmez ve hayat bile etmezdi. Büyük devlet olmak için gerekli olan büyük istihbarat teşkilatının organize edilmesi, bu tür operasyon birimlerinin hala kurulmadıysa derhal kurulmasını gerektirir.

Bizim esas olarak üzerinde durmak istediğimiz konu, üçüncü ihtimaldir. İki örnek dünya tarafından bilindiği için, hem kolay hem de karşı-istihbarat çalışmaları ve tedbirlerinden dolayı zordur. Üçüncü ihtimal ise yeni olduğu için zor ama tedbiri geliştirilmediği için kolaydır. Üçüncü ihtimalin başka bir özelliği ise karşı konulamaz bir etkiye sahip olmasıdır.

Kendi kültür coğrafyamıza ihraç edeceğimiz fikirler, kendimiz için ürettiğimiz fikirler olabilir ama yabancı kültür coğrafyalarına ihraç edeceğimiz fikir veya oralarda başlatacağımız fikir hareketleri zor işlerdendir.

Bu çalışma fikir üretim ve tedavülünün tabii yolundan da yapılabilir, istihbarat operasyonu şeklinde de yapılabilir. Fikir üretim ve tedavülünün tabii yolundan yapılması için ülkemizde bu tür çalışmaların ve üretimlerin olmasını gerektirir. Elan böyle bir imkan olmadığına göre, istihbarat operasyonu olarak yapılması tek seçenektir.

*
Batı, “insan hak ve hürriyetleri deklarasyonunu” yayınladığı için, “insanlığı” temsil ettiğini düşündü birkaç asırdır. İbrahim Sancak’ın, “Büyük ve derin hamle” yazı serisinde bahsettiği gibi, artık batının “insan hakları” doktrini öldü, cinayetin faili de bizzat batının kendisi. Zaten bu sebeple yaralanma değil de ölüm gerçekleşti ve artık kalp masajıyla filan geri döndürülemez. Batı, insan hakları doktriniyle dünyayı bir-iki asırdır sömürdü, kendisi asla uymadı, başkalarının uymasını istedi.

Dünya, batının içerik olarak da sorunlu olan insan hakları doktrinini artık kitaplarda görüyor, batının hiçbir uygulamasında görmesi mümkün değil. İçeriğindeki sorunlar bir tarafa, artık anlaşıldı ki teorik olarak ne kadar iyi bir metin deklare ederseniz edin, ahlaki olarak ona riayet etmediğiniz takdirde bir anlamı yok. Öyleyse artık “insan hakları doktrini” yerine “ahlak manifestosu” yayınlama zamanı geldi.

Türkiye, dünyada ve özellikle batının kalbinde, mesela ABD’de veya İngiltere’de, yerli fikir ve bilim adamlarını da dahil ederek, “ahlak deklarasyonu” yayınlamanın bir yolunu bulmalı. Bunu siyasi yoldan mı yapar, BM marifetiyle mi yapar, istihbarat operasyonu olarak mı organize eder, farketmez. Aslında ise her koldan harekete geçmeli, her yolu denemeli, her imkanı kullanmalı ve “ahlak deklarasyonunu” yayınlamalıdır.

Her nasıl yapılırsa yapılsın, meselenin bir de istihbarat operasyonu kısmı var, istihbarat operasyonu kısmı, sivil toplum üzerinden yapılabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir