DURSUN ÇİÇEK VAKASI

Ergenekon soruşturmalarında en fazla vefa gören kişi, Dursun Çiçek’ti. İki defa tutuklanmış fakat bir şekilde tahliyesi sağlanmıştı. Dursun Çiçek’in arkasına yığılan gücü görünce, ne kadar kilit noktada olduğu açığa çıkmıştı. Zaten kilit noktada olduğu malumdu, zira genelkurmay karargahında görevliydi. Fakat karargahta görevli subayların içinde de muhtemelen daha önemli bir noktadaydı veya karargahta görevli subayların hepsi önemliydi.
Hukukun ilgilenmesi gereken konuda genelkurmay başkanının bile “kağıt parçası” tarifiyle bizzat destek verdiği Dursun Çiçek, vazgeçilmez özellikleri olduğu için değil, sahip olduğu bilgilerden dolayı önemlidir. Çünkü karargahta hazırlanan bir planın (malum plan) tatbikat şefiydi. Planın tatbikatını koordine ve takip eden Dursun Çiçek, bildiklerini anlattığı takdirde büyük ihtimalle hem karargahtan hem de karargah dışından birçok generalin ayağını kaydıracaktı. Öyleyse korunmalıydı. Fakat Dursun Çiçek tekrar tutuklandı ve tutukluluğu hala devam ediyor.
Dursun Çiçek’i gündemimize almamızın sebebi, genelkurmay mahkemesinde açılan dava ve bu davanın iddianamesi… Bu iddianamede, malum belgeyi albayın hazırladığı ve kendinin sızdırdığı görüşü dile getirilmiş. Ne demeliyiz bu duruma? Komik… Tuhaf… Garip… Sahi ne demeliyiz?
Askeri savcılığın basına yansıyan iddianamesi çok ilginç… Albay, terfi etmediği için malum belgeyi hazırlamış ve sızdırmış… Bunları yaparken de bazı çevrelerin tahriklerine de kapılmış olabilirmiş… Karargahtaki hiçbir subayın da haberi yokmuş… Hatta 3. Ordu komutanı ve Erzincan başsavcısı da mağdurmuş…
Bu iddianameyi hazırlayan hem subay hem de hukukçu… İddianamenin mantığına bakarsanız ne hukuk formasyonu ne de subay kavrayışı var. Anlaşılan o ki, TSK, ciddi bir edebiyat, mantık, felsefe ve mesleki zafiyet sorunu yaşıyor.
Dursun Çiçek, yol ayrımında. Feda edildiğini anladı. Karargah, kendini feda etti ve diğer subayları kurtarma planları yapmaya başladı. Özellikle de anayasa değişiklik paketinde bulunan sivil mahkemede yargılanma hükmü, referandumda onaylandıktan sonra karargahın başı fena halde belaya gireceği için, ön almaya ve tedbir geliştirmeye çalışıyorlar. Tedbir geliştirme çabalarının ilk aşaması, Dursun Çiçek’in feda edilmesiydi. Orta zeka sahibi bir insanın bile anladığı bu durum Dursun Çiçek tarafından mutlaka anlaşılmıştır. Bu aşamadan sonra olması gereken en uygun iş, albayın “onur intiharı” idi. Ne var ki basına yansıyan haberlere bakılırsa albayın onur intiharına yanaşmadığı görülüyor. Tam bu istikamette açıklamasını gazeteden okuduğumda, karargahın karışmaya başladığı hissine kapıldım. Muhtemelen şu an karargahta, hummalı tartışmalar yaşanmakta ve yeni tedbirler üretilmeye çalışılmaktadır. Kim albayın kulağına, “onur intiharını” fısıldadı bilinmez ama albay onur intiharında bulunmayacağını açıkladığından itibaren Ankara’da ve ülkenin birçok noktasında, nabızlar beyin kanamalarına sebep olacak seviyelerde atıyor olmalı. Oysa ne kadar uygun bir çözüm (tedbir) idi onur intiharı… Arkasından biraz da ağıt yakılırdı ve konu kapatılmaya çalışılırdı veya propaganda olarak kullanılırdı.
Cezaevi yetkililerinin albayın güvenliğini korumak için üst seviyede tedbirler almaları gerektiğini söylemeye gerek var mı? Albay yaşadığı müddetçe, tansiyon hastaları artacak, kalp krizleri çoğalacak, heyecan zirve yapacak ve ortalık karışacaktır. Büyük ihtimalle bir müddet sonra albay artık korunmayacağına iyice kanaat getirecek ve konuşmaya başlayacaktır. Fakat albayın konuşması ihtimali bazıları için “dehşet senaryosu”dur. Bu sebeple albay konuşmaya karar verdiğinde, mahkeme salonunda bile infaz edilebilir. Yani bu kadar önemli bilgilere sahiptir. Eğer albay konuşur ve başına hiçbir şey gelmezse, bilin ki ülkede bir dönem kapanmış yeni bir dönem açılmış demektir. Doğrusu bu ihtimal zayıf da değildir.
Albayı takip etmeye devam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir