DUYGU EĞİTİMİ-4-DUYGU ZEKA İTTİFAKI

DUYGU ZEKA İTTİFAKI
Duygunun da zekanın da kuralı yoktur. Bu ikisi, herhangi bir kurala bağlı değillerdir ve bağlanamazlar. Her ikisi de hürriyete aşıktır. Sınırlara, bariyerlere, engellere çok öfkelenirler. Önlerine çıkacak her engele çarparlar, çarpmadan durmayı bilmezler. Çünkü bariyerlerin kendilerine engel olamayacağını zannederler. Bir bariyeri aşıp aşamayacaklarını, çarpmak suretiyle test ederler.
Duygu hedefini bilir fakat güzergahını bilmez. Hedefi, zevk almaktır. Zevk alacağını zannettiği her hedefe kilitlenir ve harekete geçer. Fakat o hedefe nasıl varacağını, hangi yolu ve güzergahı takip edeceğini bilmez. Aslında yolu ve güzergahı da dert etmez, doğrudan ulaşmak ve amacını gerçekleştirmek ister, ne ki, hayat buna müsaade etmez. Hayat birçok iş için dolambaçlı yolları şart kılar. Bu sebeple güzergah, metot gibi imkanlar gerekir. Duygu ise bunları bilmez ve umursamaz. Mesela bir kadından etkilenen erkeğin duyguları, kadından hangi yönden etkilendiyse onu hemen, orada gerçekleştirmek ister. İnsanın herhangi bir işi, ortalıkta yapmamasının sebebi duygu değil, akıl ve ahlaktır. Duygunun zamana tahammülü yoktur, mekan ise her nereyse orasıdır, başka mekan aramaz, metottan ise hiç hoşlanmaz. İnsanın iç dünyasında akıl ve ahlak, dış dünyada ise toplum baskısı olmasa, duygu, hangi hedefe yöneldiyse, o hedefi bulduğu yerde amacını gerçekleştirmek ister.
Zeka, hedefini de bilmez, güzergahını da, metodunu da… Peki ne yapar? Keşif… Keşfetmek, ne keşfedeceğini bilmediğinde sözkonusu olur. Keşfetmek istediği şeyi bilen birisi, keşfetmek değil onu gerçekleştirmek yani inşa etmek, şekillendirmek istiyor demektir. Keşfetmek istediğinin ne olduğunu bilmeyen onu keşfedemez, ne olduğunu bilenin de keşfetme ihtiyacı kalmaz çünkü onu keşfetmiş ve artık gerçekleştirme aşamasına geçmiş demektir. Zaten bu sebeple zeka akılla birlikte çalışmak zorundadır. Yalnız başına çalıştığında kuralsız keşif faaliyetine yönelir, bu durumda işe yarar şeyler de bulabilir, işe yaramaz işlerle de uğraşabilir.
*
Zeka ile duygunun ittifakı, akla karşıdır. Aklın bünyesini kurallar oluşturur. Daha doğrusu aklın bünyesinde kurallar yoğun bir yer tutar. Aklın bünyesindeki kural yoğunluğu, hem zekayı hem de duyguyu kendine düşman yapar. Kurallar bir taraftan “sınır”dır, diğer taraftan metodun altyapısıdır. Duygu ve zeka ise bunun ikisine de düşmandır.
İnsanın zihni evreninde zeka ve duygu serbest haldedir. İlginçtir ki, birbirine çarpmaz, birbirine engel olmaz, birbirini düşman bilmez. Aslında serbest gezen iki unsurun birbiriyle çatışması gerekir. Kurallara tabii olanlar, kuralların sınırları içinde kaldığından dolayı birbiriyle çatışmaz. Zihni evrende serbest şekilde gezinen zeka ve duygunun birbirine çarpması, birbiriyle çarpışması gerekir. Fakat duygu ile zekanın çatıştığına dair bir tane bile misal bulmak mümkün olmaz. Bunun en önemli sebebi, zekanın, zihni evrenin ufkunda, sınırında, en ileri noktasında bulunması, duygunun ise zihni evrenin içinde dolaşmasıdır. Zeka keşif faaliyeti ile meşgul olduğu için zihni evrenin en ileri noktasında (ufkunda) bulunur. Çünkü zihni evrenin içi, öğrenilmiş bilgilerle doludur. Zeka öğrenilmiş, bilinmiş unsurlarla ilgilenmez, o meçhule doğru yelken açmıştır, çünkü keşif meçhuldedir. Buna karşılık duygunun bilmekle ilgisi yoktur. O, yaşamakla ilgilenir. Yaşamak ise bilinenlerle mümkün olur, bilinmeyenle yaşanır mı?
Zeka akılla bilgi alanında çatışır, duygu ise hayatı yaşamakta… Duygu ile zeka aslında ittifak yapmazlar ama akla karşı direnirken aynı safta bir araya gelirler. Bu durum doğal bir ittifaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir