EKMELEDDİN İHSANOĞLU VEYA İSLAM’IN ZAFERİ

EKMELEDDİN İHSANOĞLU VEYA İSLAM’IN ZAFERİ

CHP ve MHP, “çatı adayı” olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nda karar kıldı ve ilan etti. CHP ve MHP’nin çatı adayı olarak İslam İşbirliği Teşkilatı genel sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nda ittifak etmeleri ne anlama geliyor? Nasıl oluyor da, CHP ve MHP, ontolojik olarak farklı kulvarda bulundukları bir şahsı cumhurbaşkanı adayı olarak kabul ve ilan ediyorlar. İhsanoğlu, normal şartlarda CHP ve MHP’nin kapısından içeri sokulmayacak, selamı alınmayacak, herhangi bir fikri ve teklifi kabul edilmeyecek birisidir. Kaldı ki, MHP tabanı nispeten intibak edecek olsa da, CHP tabanının böyle bir ismi kabul etmesi mümkün değil. MHP için bile ontolojik bir probleme işaret eden Ekmeleddin İhsanoğlu, CHP tarafından üzerinde çatı adayı olarak ittifak edilecek isim olamaz.

Son yıllarda İslam dünyasında ve Türkiye’de hayatın her alanını ve bu arada siyaseti İslam tayin eder oldu. İslam dünyasındaki çatışmalar, ihtilaflar, tefrikalar her ne kadar ümit kırıcı gibi görünse de, tarih esasen daha derinlerde akıyor. Zamanın (tarihin) akışı, önce derinlerde başlar, sonra yavaş yavaş satha doğru çıkar ve nihayet eserini vermeye başlar. Yeni İslam çağının başladığına dair yıllardır yazdığımız ve savunduğumuz temel tez, derinlerde mayalanıyor ve yeni yeni yeryüzüne çıkmaya başlıyor.

Mesele sadece CHP ve MHP’nin Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstermesiyle sınırlı değil. Irak’ta IŞİD gibi bir örgütün bayrak olarak Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin “mührünü” resmetmesi, artık meşruiyetin ve içtimai kabulün kaynağının İslam olduğunu gösteriyor. IŞİD’in düşünce dünyasının ne olduğu, bu arada selefi ve vahhabi olup olmadığı meselesi ayrı ama Cezayir’den Mısır’a, Pakistan’dan Saraybosna’ya kadar tüm İslam coğrafyasında hem güç kaynağı hem de meşruiyet kaynağı artık İslam olmuştur.

Türkiye’de 1990’lı yıllarda başlayan, 2000’li yıllarda zirveye çıkan İslamcı siyaset veya İslam’ın siyaset üzerindeki meşruiyet kazandırıcı tesiri açıkça görünür hale geldi. 2002 seçimlerinden sonra Akparti’yi sandıkta yenemeyen, sandık dışı tüm yolları da deneyen muhalefet ve statüko, yanlış bir zihni manevrayla meselenin Erdoğan olduğunu zannetmişti. Meselenin liderlik bakımından Erdoğan olduğu doğruydu ama derinlerden gelen bir akış ve kaynayış vardı ve onun Erdoğan ile ilgisi yoktu, Erdoğan o akışın sebebi değil, neticesiydi.

CHP ve MHP, Ekmeleddin İslamoğlu’nu çatı aday göstermekle, bu derin değişimi görmüş ve kabul etmiş oldu, yani tescil etti. Zafer, mağlupların kabulü ve bağ eğmesi ile tescil edilir, mağluplar mücadeleye devam ettiği müddetçe zafer tamamlanmamış demektir. Çünkü zafer, olağanüstü şartların aşılması ve normal zamanlara ulaşılması demektir. CHP ve MHP’nin çatı adayı olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tespit etmesi, İslam’ın zafer kazandığını, hayatın her alanında ve siyasette tayin edici merkezi güce ulaştığını ve tek meşruiyet kaynağı haline geldiğini gösterir. Bundan sonraki süreç, muhalefet ile Akparti arasındaki siyasi kavgadan ibarettir, derinlerde mücadele neticelenmiş ve zafer kazanılmıştır.

*
İslam’ın tek meşruiyet kaynağı olması, “kıymetli” olanın istismar edileceğinden dolayı, her siyasi cereyanın bir şekilde İslam ile münasebet tesis etmesine sebep olacaktır. Şu anda İslam dünyasının önündeki en mühim meselelerden birisi budur ve CHP dahil her siyasi organizasyon kendini İslam ile ifade etmek, İslam ile tarif etmek, İslam ile oy talep etmek durumuna gelmiştir. Bu durum sadece ülkelerdeki kanuna uygun kurulmuş örgüt ve partilerle ilgili ve sınırlı değil, illegal örgütlenmelerle de doğrudan ilgilidir. İngiltere, ABD, İsrail gibi vampirler, İslam dünyasında güç sahibi olmak için kuracakları, kurulmasına yardımcı olacakları her hareketi İslam ile tarif etmekte, İslam’a nispet etmekte, İslam ile meşruiyet sağlamaktadır. Bu manada çok daha dikkatli olma zamanı gelmiştir ve kendini İslam ile tarif eden hareketler hakkında karar verirken temkinli olmak zaruret kesbetmiştir.

Örgütlerin kendini İslam ile tarif etmesine aldanmamak gerekir, yeni dönem tüm tariflerin kaynağının İslam olacağını göstermektedir. Bununla beraber, İslami hareketleri hızlı ve bilgisiz şekilde batının ajanı olarak itham etmek de tehlikelidir. Batının İslam’ı istismar etmesi, samimi Müslümanlara karşı tavır almamıza sebep olmamalıdır.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun CHP adayı olması, aynı zamanda CHP’nin kendini İslam dışı olmak iddiasından ve ithamından koruma kaygısından kaynaklanıyor. İslam’ın geçer akça haline gelmesi, bu kaygıyı refleks haline getirmiştir. CHP’nin mahalli seçimlerdeki beyanları hatırlanırsa görülecektir ki İslami ıstılahı, kelimeleri, düşünceleri kullanmaktadır. İslam’ın meşruiyet kaynağı olması hatta tek meşruiyet kaynağı haline gelmesi, CHP’nin ideolojik muhtevasını boşaltmaya başlamıştı zaten. Cumhurbaşkanlığı seçim süreci bu durumu daha da ileri taşıdı ve Ekmeleddin İhsanoğlu gibi birini çatı aday yapmalarına kadar uzandı.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun muhalefet adayı olması, laik, batıcı, Kemalist cuntanın mağlubiyet ilanıdır ve tarih böyle kaydedecektir. Aynı tarih Ekmeleddin İhsanoğlu’nu ise, CHP’nin adaylık teklifini kabul ettiği için, İslam’ın yürüyüşünü bir Müslüman devşirmeyle kesmek hamlesinin garnitürü olarak kayda geçecek ve isminin başına “hain” sıfatını ekleyecektir.

*
Bu dönem zordur. İslam’ın tek meşruiyet kaynağı haline gelmesi, her örgütün İslam’ı referans alması, her partinin İslam’dan hareket ettiğini ifade veya ima etmesi, bu dönemi zorlaştırır. Zafer sarhoşluğuna kapılmadan, ciddi ve titiz çalışmalar yapmak durumundayız.

İslam’ın meşruiyet ve güç kaynağı haline gelmesi, bir taraftan İslam’ın istismarına sebep olacak diğer taraftan Müslümanlar içinden devşirme çalışmaları yoğunlaşacaktır. Elli yıllık, altmış yıllık, hatta yetmiş yıllık temiz müktesebatlar bir anda para eder hale geldiği için, insanların iç alemlerinde birikmiş arzuların, bir teklifle çağlayan haline gelmesi kolaydır. Müslümanlar, altmış-yetmiş yıldır baskı, zulüm, tahkir gibi gayriinsani muamelelere göğüs gererek yaşadıkları hayatın sonunda, hem dışarıdan gelen teklif ve baskıların ayartıcı etkileri hem de içeriden (nefsten) gelen “nihayet kıymetimi anladılar” türünden aldatıcı etkiler karşısında asaletlerini kaybetme tehlikesiyle karşılaşabilirler. Dikkatli olmalılar, hassas olmalılar, idrak ve tefekkür sahibi olmalılar.

Ekmeleddin İhsanoğlu, hangi saikle CHP’nin adaylık teklifini kabul edebilir? Hangi İslami hassasiyet onu CHP’nin adayı olmayı kabul etmeye, içine sindirmeye, kamuoyu önünde sırıtarak Erdoğan’ın karşısında propaganda yapmaya sevk edebilir? Hangi düşünce, yıllarca mücadelesini vererek ve kefen giyerek oraya kadar gelmiş Erdoğan’ın önünü kesmenin manivelası olmayı haklı kılabilir? Hayatı boyunca hiçbir mücadelenin ön safında yer almamış, ismi bile Akparti tarafından meşhur edilmiş Ekmeleddin İhsanoğlu, hangi gerekçeyle ve bu kadar ucuz şekilde Cumhurbaşkanı olmayı hayal edebilir?

Müslümanların Ahmet Hakan gibi devşirilme dönemi bitti. Artık Müslümanlar, sahip oldukları özelliklerden dolayı ve o özelliklerini değiştirmeden başkalarının hizmetine vermeleri şartıyla devşirilecek. Bu durumu ise bazı ahmaklar şöyle anlayacaklar; “Benden düşüncelerimi değiştirmemi istemediler ki, öyleyse problem yok”. İnsanın düşüncelerini değiştirmemesi önemli ama nerde durduğu da önemli… Mesela muta nikahını Şii mollalar, sarıkları ve cübbeleriyle kıyıyorlar, yani adam genelevinin kapısında oturuyor, o kisveyle genelevinin kapısında oturunca, orada işlenen haramlar, insanların gözünde meşru hale geliyor. Yani Ekmeleddin İhsanoğlu, düşüncelerinin hiç birini değiştirmeden CHP kadrosuna katılsa, taviz vermemiş mi olacak? Adam yetmişli yaşlarda ve sözüm ona İslami ilimleri tahsil etmiş, varın gerisini siz anlayın.

Fethullah Gülen’in Ayet-i Kerime okuyarak İsrail taraftarlığı yapması gibi, Ekmeleddin İhsanoğlu da düşüncelerini değiştirmeden CHP kadrosuna iltihak edecek… Cennetmekan Abdülhamit Han zamanında, büyük sultanın ferasetine sahip bir tane alimin çıkmamasındaki misal ne kadar ıztırap vericiyse, bugün de alim kisveli (misal Fethullah Gülen) adamların Erdoğan’ın ferasetine ulaşamaması o derece hüzün vericidir.

Ekmeleddin İhsanoğlu girdiği yolda en iyi ihtimalle cumhurbaşkanı olur ki bu ihtimal en fazla yüzde birdir. Oysa bu teklifi reddetseydi tarihe geçerdi. Cumhurbaşkanlığı adaylığını İslami bir hassasiyetle reddedecek kadar büyük bir adam olduğunu hayal edin on saniye, ne kadar büyürdü gözünüzde. Süleyman Demirel’in, “Çankaya hiçbir faninin reddedeceği bir yer değildir” sözünü, Tayyip Erdoğan, 2007 yılında Abdullah Gül’ü aday yaparak tekzip etmişti, Abdullah Gül de ikinci dönem aday olmayarak o sözü tekzip etti. Müslümanın, Müslüman şahsiyetin ne olduğunu gösterecek Erdoğan ve Gül’den başka üçüncü bir şahsiyet yok mu bu ülkede? Eğer yoksa Müslümanların Erdoğan’ı desteklemekten başka bir tercihi olabilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir