EKREM DUMANLI İTİRAF ETMİŞ

EKREM DUMANLI İTİRAF ETMİŞ!

İhanet örgütü önce ferasetini, sonra basiretini sonra da aklını kaybetti. Çok tuhaf hale geldiler, itham ederken itiraf ediyorlar, tenkit ederken ifşa ediyorlar. Ali Ünal bunların başında geliyordu, Ekrem Dumanlı da onu taklit etmeye başladı, belki de Ali Ünal Ekrem Dumanlı’yı taklit ediyordur, kim bilir.

Ekrem Dumanlı, 21.07.2014 tarihinde, “Ey zalim!” başlıklı bir yazı yazmış, aklını tamamen kaybettiği için, yazıda Akparti ve Erdoğan’ı tenkit ettiğini zannediyor, oysa yazı tamamen ihanet örgütünü anlatıyor. Gerçekten çok ilginç, yazının teorik kısmını alın, muhatap olarak da ihanet örgütünü koyun, ancak o kadar uyar.

Şimdi Ekrem Dumanlı’nın yazısını paragraf paragraf değerlendirelim, kendilerine ne kadar uyduğunu tek tek görelim;

Ekrem Dumanlı şöyle diyor;

“Tarih şahittir ki her zalim kendi uydurduğu ve herkesi inanmaya mecbur hale getirdiği yalanlar üzerinden eziyet eder insanlara. Masum kitlelerin her türlü zulme müstahak olduğunu vehmeder. Zalimin cinneti bulaşıcıdır o yüzden. Kendisi gibi düşünmeyen herkese baskı kurduğu için zulüm umumi bir cinnete dönüşür. Kimi korkusundan, kimi bir menfaat uğruna pençesine düştüğü zulme ortak olur. Ne var ki zulüm kalıcı değildir; mazlumun ahı bir gün yeri göğü inletir…”

Evet, “her zalim kendi uydurduğu ve herkesi inanmaya mecbur hale getirdiği yalanlar üzerinden eziyet eder. Fethullah Gülen, kendinin asla yanlış yapmayacağı yalanını uydurdu, arkasından giden binlerce ahmak da ona inandı. İhanet örgütü “yolsuzluk” yalanını uydurdu, mensuplarının tamamı ona inanmaya başladı. İnsanların yatak odalarına kadar girdiler, kanunsuz ve ahlaksız kayıtlar yaptılar, kayıtların yetmediği yerde montajlarla eklemeler yapıp piyasaya sürdüler. Kendi mensuplarının tamamını inandırdılar.

Evet, “ne var ki zulüm kalıcı değildir; mazlumun ahı bir gün yeri göğü inletir”. Zulüm tabii ki kalıcı değil, ihanetiniz ifşa oldu ve müthiş bir mücadele başladı. Sonsuza kadar devam edeceğini mi zannediyordunuz?

Ekrem Dumanlı itiraf etmeye devam ediyor;

“Zalim olmaktan sakınmanın ilk basamağı peygamberlerin açtığı muhasebe ve murakabe yoluna başvurmak ve gözyaşları içinde Rabb’e karşı, “Ben nefsime zulmettim!” diyerek yakarmaktan geçer. Âdem Peygamber öyle yalvardı Allah’a; ta ki evlatları da öyle yakarsın. Yunus Peygamber de öyle dedi, Musa Peygamber de… Neden? Çünkü, “Ben nefsime zulmettim…” diyen, başkasına zulmedemez. Kendini kusursuz gören ve her yaptığı fiilin doğru olduğuna inanan her nefis, Firavun olma yoluna girmiş demektir. Sahte tevazu kibri örtemez, alçak gönüllülük gösterileri zulmü gizleyemez; zira kimin zalim olduğunu gücü elinde tutan bilemez; onu mazlumun iniltisinde aramak lazımdır…”

Tabii ki peygamberlerin açtığı muhasebe ve murakabe yoluna başvurmak gerekir. Bunu sadece Akparti ve Erdoğan’ın yapması gerekmiyor, en başta da ihanet örgütünün ve başhainin yapması gerekiyor. Bu zamana kadar, ihanet örgütünün başında ve ortasında bulunan yetkililerin böyle bir nefs muhasebesi ve murakabesi yaptığı görüldü mü? İhanet örgütünün medyasında bir cümle böyle bir yazıya rastlayan var mı? Evet, “kendini kusursuz gören ve her yaptığı fiilin doğru olduğuna inanan nefs, Firavun olma yoluna girmiş demektir.” İhanet örgütünden bir kişi, Fethullah Gülen’in bir adet yanlış yaptığını düşündü ve söyledi mi? Söyleyemezler, Fethullah Gülen, inşa ettiği mistik figür yoluyla tam bir zalim profilinin prototipini oluşturdu.

Ekrem Dumanlı, müthiş bir performans sergilemiş, bakın ne diyor;

“Zulüm bir süreçtir; kendi özünden kopma, başkalaşma, haddi aşma süreci. İnsanoğlu önce kendi nefsini unutur; sonra Yaradan’ı. Nefsini unutan, özündeki acziyeti, kul olma erdemini bir kenara iter. Kendi aslî sınırını ve irade çemberini tevehhümle başka bir alana taşıyan ve böylece haddini aşan insan, zulmün karanlıklarında yürümeye başlamıştır artık. Zulmün varacağı son noktayı Lokman Aleyhisselam oğluna nasihat ederken şöyle işaretliyor: “Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma, çünkü Allah’a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür.””

Kendi asli sınırını ve irade çemberini tevehhümle başka bir alana taşıyan ve böylece haddini aşan insan, zulmün karanlıklarında yürümeye başlamıştır artık. Haddi aşmanın zirvesi, Allah’ın dininde reform yapmaktır, Allah’ın beyanlarını istismar etmek ve onların yerine kendi indi görüşlerini ikame etmektir. Mesela şehadet kelimesini kaldırıp yerine sadece tevhid kelimesini ikamet etmek, böylece Hıristiyanları ve Yahudileri de hak din üzere kabul etmektir. Allah Azze ve Celle’nin dininde eksiltme ve artırma teşebbüsünden daha büyük bir haddi aşma olur mu?

Ekrem Dumanlı, Akparti’yi tenkit etmek isterken, “sirkatin söyleyen” Kıpti gibi;

“Zulüm adım adım ilerler ve insan ruhunu esir alır. ‘Ene’ sırrı çözülemediği ve nefis terbiye edilemediği zaman, insan önce kendini beğenir, sonra kendine hayran olur; daha sonra kendine tapınmaya başlar. Kendi sınırlarını yerle bir ettiği için kul hakkını da tanımaz, Allah hakkını da. Çünkü artık her şeyin merkezine ego oturmuştur. İyiler ve kötüler firavunlaşmış egoya göre dizayn edilince bütün mükâfat ve mücazat sistemi de o enaniyet üzerine inşa edilir. Kendini beğenen başkasını beğenemez, kendini seven başkasını sevemez. Seviyor gibi görünse de zalimin tek kriteri vardır: kendisine duyulan muhabbet. Melek gibi biri karşısına çıkıp itiraz etse ona şeytan der ve şeytanlaştırmak için akla hayale gelmedik iftiralarda bulunur. Bir gün şeytan, kapısını çalıp ona övgüler dizse, o iblisi de melek gibi tasvir eder, bağrına basar, işbirliği yapar.”

Bu ülkede, bir melek karşısına çıkıp bir şey diyecek olsa, ona bile “kusura bakma seni desteklemeyeceğim” diyen sadece Fethullah Gülen’dir. Başka hiçbir Müslüman böyle bir hezeyan savurmamış, hiçbir Müslüman haddini bu kadar aşmamıştır. Hatırlayın Hz. Cebrail ile ilgili hadiseyi, hassasiyetimiz tekrarına mani oluyor. Hz. Cebrail Aleyhisselam gibi vahiy meleğine bile itiraz eden tek adam Fethullah Gülen’dir ve hempaları da aynı hezeyana sahip çıkmıştır. Erdoğan’ı bir tarafa bırakın, bu topraklardaki en cahil Müslüman bile böyle bir hezeyanı fikri diye beyan etmek bir tarafa, hayal dahi edemez. Bu ülkedeki “ego” meselesinin prototipi Fethullah Gülen’dir ve hala ona inanan ahmaklardır.

Ekrem Dumanlı bir defa itiraf etmeye başlayınca, hızını alamamış ve tüm günahlarını sayıp dökmüş;

“Ey zalim!
Bilmelisin ki ferde zulüm eden, sadece bir kişinin hakkına tecavüz etmiş olur ve onunla helalleşmedikçe iflah olmaz, kurtuluşa eremez. Ya koskoca bir kitlenin hukukuna tecavüz edenler? Ya milyonlarca insan hakkında her Allah’ın günü yalan söyleyen, gıybet eden, iftirada bulunanlar? Şayet sen de zulme uğradığını, sana yanlış yapıldığını düşünüyorsan, bilmelisin ki zulme zulümle mukabele edilmez. Hem üstelik sana zulmettiğini düşündüğün kişilere duyduğun öfke ile suçu günahı olmayan kitlelere saldıramazsın. Kur’an, “Bir kimsenin günahından dolayı başkası kınanamaz.” diyor. Mer’î hukuk da, şer’î hukuk da suçun şahsîliği prensibini gürül gürül ifade ediyor. Suç şahsi ise ve onunla hukuk içinde hesaplaşmak esassa, başkalarına gadretmek korkunç bir vebal değil mi?”

Evet, ya koskoca bir kitlenin hukukuna tecavüz edenler, yani ihanet örgütünün medyasıyla her gün iftira edenler, polisteki adamlarıyla her gün şantaj kaseti hazırlayanlar, yargıdaki adamlarıyla her gün hukuksuz işlem yapanlar…

Ekrem Dumanlı, hiçbir yoruma yer bırakmayacak şekilde itirafa devam ediyor;

“Ey zalim!
Zulümlerin en kabası, en acımasızı devlet imkânlarının tepe tepe kullanılması ile ortaya çıkar. Oysa devlet, milletin himmeti ile ayakta durur ve asla millete karşı şiddet unsuru olarak kullanılamaz. Ne var ki bütün ceberut zalimler devleti kendi babalarının malı sanarak ve insandan daha üstün görerek bireyi ezip geçmeyi dener. Güvenlik güçlerini kendi şahsi intikam duygusu için kullanan, yargıyı adaletsiz karar vermesi için zorlayan, maliyeyi keyfi denetimine araç haline getiren -kim olursa olsun ve ne maksatla yaparsa yapsın- zulmetmiş olur. İnsanları haksız yere derdest edebilir, onları adaletsiz bir biçimde zindanlara atabilir, kamuoyunda kara propagandaya neden olacak şekilde kitleleri karalayabilirsin. Ama unutma ki zalimler asla kazanamaz. Zalim zafer naraları atarken ve mazlumun ahı göklere yükselirken kader ağlarını örmektedir çünkü. Kitle psikolojisine muvakkaten esir düşen maşeri vicdan, mutlaka bir gün uyanır ve zalimlerin maskesi düşüverir…”

Bu ifadelerin yoruma ihtiyacı var mı? “Yargıyı adaletsiz karar vermesi için zorlayan, güvenlik güçlerini kendi şahsi intikam duygusu için kullanan” Fethullah Gülen, zulüm ve haksızlıklarının hesabı sorulmaya başlanınca, kalemşorlarını harekete geçiriyor. Ne var ki fikir adamı yetiştirmediği için, kalemşorları itham ederken itiraf ediyor.

Ekrem Dumanlı, son paragrafta, gazetecileri de içine alan şu ifadeleri kullanıyor;

“Ey zalim!
Yol yakınken dön. Hangi makamı işgal ediyor ve hangi kin ile meşbu bulunuyorsa; gel o zulüm yolundan gerisin geriye dön. Her bir insan Allah’ın halifesi ve imanlı her bir kalp Kabe hürmetinde olduğuna göre “adalet ve doğruluktan ayrılma”. İnat edip zulme devam edersen, kelamını ve kalemini zulüm yolunda heba edersen -ki öyle olmaz inşallah- kendine de, sana ümit bağlayana da yazık etmiş olursun. Zira o mev’ud günde ne gazeteciliğin önemi kalır ne siyasetçiliğin; ne bürokratlık işe yarar ne tüccarlık. Ve hiçbir zulüm zalimin yanına kâr kalmaz…”

Zira o mev’ud günde ne gazeteciliğin önemi kalır ne siyasetçiliğin; ne bürokratlık işe yarar ne tüccarlık. Bu ifadenin (özellikle gazeteciliğin) kendilerini de içine aldığını ve umumi bir çağrı mahiyeti taşıdığını kabul etmek istiyoruz. Bunun yolu da, ilk olarak kendilerinin bir nefs muhasebesine girmesi ve gazetede yayınlamasıdır.

*
Ekrem Dumanlı, hesap zamanı geldi. Hiçbir suçlu mazlum rolünü oynayamaz, siz mazlum değil, suçlusunuz. Hem de tüm ümmetin haini olarak suçlusunuz, buradan bir mazlumiyet çıkmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir