EN BÜYÜK İHRAÇ KALEMİ BİLGİ VE FİKİR

EN BÜYÜK İHRAÇ KALEMİ BİLGİ VE FİKİR
Dünyayı değiştirmek, yeni bir dünya inşa etmek, yeni bir hayat tarzı oluşturmak, bilgi ve fikir ile olur. İnsanlık tarihi boyunca hep böyle olmuştur, hala böyledir, bundan sonra da böyle olacaktır. İktisadi zenginlik, askeri kuvvet, siyasi tesir yeni bir hayat inşa edemez, yeni bir dünya oluşturamaz, yeni bir nizam kuramaz. Bunlar ancak fikrin vasıtaları, manivelaları, imkanlarıdır. Temelinde bir dünya görüşü olmayan ve kendi haline kalan iktisadi zenginlik, askeri kuvvet ve siyasi tesir ancak savaşları tetikler. Savaş, umumiyetle yıkıcıdır. İnşa süreçleri için de savaşa ihtiyaç duyulabilir ama bu türden savaşlar, bina yapmak için arsayı tesviye etmek gibidir.
Tarihte kurulmuş tüm medeniyetler, dünyanın veya bölgesinin içinde en ileri bilgiye ve en derin fikre sahip olanlardır. Doğru veya yanlış olmasından önce, kuşatıcı fikir olmalı ve bu fikri tatbik edebilecek bilgi malzemesi üretilmelidir. Yanlış temeller üzerine de medeniyetler, imparatorluklar, büyük devletler kurulduğu vaki. Fakat asla sığ fikirler ve zamanının gerisinde kalmış bilgilerle değil medeniyet kurmak, küçük devletler bile kurulamamıştır. Kuvvetin iteklemesiyle bazı devletçiklerin kurulduğunu biliyoruz ama onların ömrünün ne kadar kısa olduğu malum.
Medeniyetlerin ve büyük devletlerin ömrünü tayin eden bilgi ve fikirdir. Bilgi, mukayeseli olarak ömür tayin eder. Çevresindeki (bu gün için tüm dünyadaki) devletlerin bilgi ile ünsiyetinden daha ileri olması, bilgi üretme ve kullanma maharetinde kendini geçen biri çıkana kadar yaşamasını mümkün kılar. Fakat esas ömür tayini, fikirdir. Fikir (dünya görüşü), ne kadar derin ve genişse, yani insanı ne kadar derinden etkiliyor, hayatı ne kadar geniş bir ufukla kuşatıyorsa, ömrü o kadar uzun olur. Bunlar, bilgide kendilerinden ileri olanlar tarafından da yıkılamazlar, çünkü mukayeseli olarak bilgide geri kalmak, daha derin bir kaynağa sahip olunduğu için zayıf düşürmez. Hacimli dünya görüşlerinin inşa ettiği medeniyetler, bilgide geri kalmayı alışkanlık haline getirdikleri takdirde fikirde de sığlaşmaya başladıkları için yeniliyor ve yıkılıyorlar.
*
Malum olduğu üzere, günümüzde üretim, üç ana sektörde gerçekleştirilir. Sanayi, ziraat ve hizmet… Fikir ve bilgi bunların neresindedir? Temelinde… Tamamının kaynağında… Dolayısıyla fikir ve bilgi tüm sektörlerin anasıdır.
Bilgi ve fikir, eski tasniflerde iktisadi meta haline getirilmemek için, üretim sektörleri arasında sayılmamış, fikir, ilim ve sanat olarak ayrı bir kategori içinde mütalaa edilmiştir. Bu yaklaşım, bilgi, fikir ve sanatı, iktisadi meta haline getirmemek cihetiyle asil bir tasniftir. Fakat artık modern dünya bilgi, fikir ve sanatı, üretim kalemleri içine almış ve bir sektör haline getirmiştir. Modern dünyanın ve tabii ki kapitalizmin fikir, ilim ve sanata vurduğu en büyük darbe de budur.
İktisat, zenginliğin kaynağı, fikir, ilim ve sanat ise medeniyetin kaynağıdır. Medeniyet olmadan zenginlik, fahişenin çok para kazanmasına benzer.
Bir ülkenin gelişme seviyesi, toplam ihracatının içinde bilgi ve fikir kalemlerinin oranı ile ölçülmelidir. Veya, ne kadar az fikir ve bilgi ithal etmesiyle ölçülmelidir. Hususen fikir ithal etmek, zafiyetin ta kendisidir ve psikolojik çöküş demektir. Bilgi ve bilim ithal etmek, eğer süzgeçten geçirebiliyorsanız (bir süzgeciniz varsa) faydalı olabilir. Fakat fikir ithali, zihni ve akli teslimiyettir.
*
Batının hızla çöktüğü, İslam dünyasının dirilmek (doğmak) için ana rahmi aradığı bir vasatta, fikir ve bilgi üretimi bambaşka bir kıymet taşıyor. İslam dünyasının aradığı ana rahmi, batılı kültür havzaları veya bilgi kaynakları değil, kendisinin kadimden beri sahip olduğu ana mecradır.
Batının bilgi havzalarında bocalayanlar, asla yeni fikirler üretemeyeceklerdir. Onlar, çökmekte olan bir medeniyetin çöplüğünü karıştıranlardır. Çöplükten ne çıkarsa çıksın, yeni dünyanın işine yaramayacak, onlarla asla yeni bir dünya inşa edilemeyecektir.
*
Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, İslam ülkelerinin birçoğuna nispetle rahat… Rahatlık, Müslümanlar üzerindeki siyasi baskının azalmış olması, iktisadi gelişmenin nispeten refah ve bazı projeler için kaynak üretmesi cihetlerindendir. Rahatlık, bazıları için rehavet sebebidir, bazıları için de ciddi projelerin tatbiki için imkan demektir. Tembeller, mazeretçiler, akılsızlar bir tarafa, ülkenin içinde bulunduğu mevcut durum, birçok şeyi yapmanın altyapısını oluşturdu.
Türkiye’nin zihni gelişme seviyesinin diğer İslam ülkelerine nispetle ileri olması, sahip olduğu diğer imkanlarla beraber belli mesuliyetleri yüklenmesi gerektiğini işaret ediyor. İslam ülkelerinin bir kısmında siyasi kurtuluş savaşları (ikinci kurtuluş savaşları) veriliyor, bir kısmı o sürece içten içe hazırlanıyor. Siyasi kurtuluş savaşlarının sıcak olarak devam ettiği İslam ülkelerindeki kaos, ciddi fikir ve proje üretmeye imkan vermez. Siyasi baskının hala ağır şekilde devam ettiği ve siyasi kurtuluş savaşlarının başlamadığı ülkelerde ise zaten ciddi teorik üretim yapılması beklenmez. Bu şartlar çerçevesinde konuya bakıldığında, Türkiye, İslam coğrafyasının ihtiyaç duyacağı bilgi ve fikir üretimini gerçekleştirmeye en uygun ülke durumunda. En uygun ülke burasıysa, en fazla mesuliyet de buraya düşer. Uygun durumda olmak, imtiyaz değil, mesuliyettir. Türkiye’nin mevcut durumunu imtiyaz şeklinde anlayıp nefsimize meze yapacağımıza, mesuliyeti idrak edip harekete geçmemiş gerekiyor.
*
Geçenlerde yapılan bir toplantıda (herhalde Abant platformunun organizesinde yapılmıştı) Türkiye’nin model olma ihtimalini ve imkanını konuştular. Arap ülkelerinden gelen temsilciler, Türkiye’nin model olamayacağı, olmaması gerektiği, Arap dünyasının ağabeye ihtiyacının bulunmadığı istikametinde düşünceler beyan ettiler. Keşke beyanlarının altını doldursalar ve kendi ayaklarının üstünde durabilseler… Yani İslam’ın, insanını, hayatını, devletini, medeniyetini inşa edebilseler… Fakat durum başka mecrada seyrediyor. İlk defa Arap coğrafyasının bu çapta bir isyan başlatmasından mülhem, özgüvenlerinin artmış olması tabii karşılanmalı ve ağabeylik de taslanmamalıdır. Fakat bilinmeli ki, insan, hayat, devlet ve medeniyet çapında veya bunları inşa edecek derinlikte fikir üretimi, Hüsnü Mübarek’i devirmeye benzemez. Bu manada Türkiyeli Müslümanlar, hızla ve yoğun şekilde, İslam’ın her alandaki alt sistemlerini kurmalı, her konuda müessese modelleri geliştirmelidir. Unutulmamasında fayda var, hakikaten seviyeli, doğru ve tatbik edilebilir fikir üretmek fevkalade zordur ve eğer birileri bunu üretirse, herkes tabii olacaktır. Mesele, Türkler ile Araplar arasındaki asabiye meselesi değil, İslam’ın dünya görüşünü kimin ne çapta üreteceği meselesidir. Türkiye’nin mevcut durumunun uygun olması, diğer Müslüman kavimlere karşı imtiyaz sahibi olduğumuz değil, onlara karşı mesul olduğumuzu gösterir. Uygun durumda olmaktan dolayı bize tabii olmalarını talep etmek yerine, ihtiyaçlarını karşılayacak, problemlerini çözecek, eksiklerini giderecek fikir üretmemiz gerekiyor.
Netice olarak, fikir ithal etmek yerine fikir ihraç eder hale geldiğimizde, hem mesuliyetimizi yerine getirmiş oluruz hem de İslam coğrafyasının merkezi haline geliriz.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir