ERCAN YEŞİLYURT-1-HAYALPERESTLİĞİN ZİRVESİ

ERCAN YEŞİLYURT-1-HAYALPERESTLİĞİN ZİRVESİ
Ercan Yeşilyurt, Cumhuriyet gazetesi yazarı… Cumhuriyet gazetesini niye okuyorum, fikri hiçbir altyapısı olmadığı halde ara sıra göz atıyorum, çünkü psikolojik süreçlerini takip etmek istiyorum. Cumhuriyet gazetesi yazarlarının ve o çevrenin psikolojik süreçleri, ülkenin hangi noktaya geldiğini göstermesi bakımından faydalı oluyor. Hayal kırıklıkları, ümitsizlikleri, korkuları, çaresizlikleri vesaire gibi psikolojik süreçlerinden, Müslümanların başarı grafiğini etmek mümkün oluyor. Bir de insanların (özellikle Cumhuriyet gazetesi yazarlarının) hayalperestliklerinin sınırı olmadığını, insanın hayal gücünün ne kadar geniş olduğunu göstermesi bakımından tam bir laboratuar.
Bu günkü konumuz, Ercan Yeşilyurt isimli köşe yazarının, hayalperestlikte nereye kadar ulaştığını tetkik etmek. Hayal ile cehalet arasında bir münasebet varsa, o da bu adamlarda.
Yazarımız, 06.01.2012 tarihli “Demokrasi için AKP’ye Oy Verenler” başlıklı yazısında, hem İslam ile ilgili cehaletini hem de hayalperestlikteki sınır tanımazlığını sergilemiş. Yazarın derdi aslında eski devrimciler yani eski solcularla… Eski solcu ifadesi, “artık solcu olmayanlar” için kullanılıyor malum olduğu üzere… Bunların, demokrasi için AKPARTİ’YE oy vermesini ve o çizgide bir siyaset takip etmelerini eleştirmiş.
Eski solcuları ilk defa Özal’ın yoldan çıkardığını söyleyen yazar, Akparti’nin de bunu devam ettirdiğini söylüyor. Eski solcuların, Akparti “inişe” geçene kadar aynı yolda devam ettiğini söylüyor. Bunlar hangi kaynaklardan besleniyor? Akparti’nin inişe geçtiğini nereden çıkarıyorlar? Son kamuoyu araştırmalarında Akparti’nin oyu yüzde 54 civarında görünüyordu. Daha önce ne kadar oyu vardı ki inişe geçmiş olsun? İlginç insanlar bunlar. Ha bunlar “yandaş gazetelerdeki” haberlere inanmıyorlardı değil mi? Tamam ama “yandaş” olmayan gazete mi kaldı ki? Bir de her seçimden önce Akparti’nin oyu ile ilgili kamuoyu araştırmalarının “propaganda” olduğunu söylerler fakat seçimde daha fazla oy alır. Yahu bu hadise referandumları da sayarsanız on yılda sekiz defa yaşandı. Anlama eşiğiniz ne kadar yüksek, bir türlü anlamıyorsunuz. Her neyse konumuza dönelim.
Yazar, eski solcu ve devrimcileri tenkit ettikten sonra yazının sonunda şunu söylüyor.
“Az kaldı… Bugünler de geçecek, bu toplumda nasıl yaşayacak, nasıl gezeceksiniz, ölünce cenazelerinize kimler gelecek acaba? Anlayamadığım şey şu: Tamam, cicileriniz oldu, istediğiniz her şeyi alabiliyorsunuz da, destek verdiğiniz bu insanlarla bir sofrada oturup ailece yemek yiyip bir şeyler konuşuyor musunuz? Veya çocuklarınızın ahbaplık yapmasını, hatta evlenmesini düşünüyor musunuz? Yoksa böyle şeyler oluyor da bizim mi haberimiz yok? Bu günler de geçecek, siz gelip yine bizimle paylaşacaksınız hayatı.”.
Akparti’nin inişe geçtiğine inanınca, mantık silsilesi işlemeye devam ediyor ve bugünlerin geçmesine az kaldığını söylüyor. İnişe geçtiğine göre, artık yakın bir gelecekte ülke Akparti’den kurtulacak, ayağınızı denk alın, gibi bir şeyler söylemeye çalışıyor. Şimdi esas konumuza dönelim.
Hala meseleyi Akparti olarak görüyorlar. Batı toptan çöküyor, çöküşü felsefi çöküşle başlayan medeniyet çöküşü. Batının çöküşüne karşılık, İslam dünyasının her tarafında halk harekete geçti. Arap baharı diye isimlendirenler, meseleyi Arap kavminin can sıkıntısından isyan ettiği şeklinde anlayıp, bu noktaya hapsetmeye çalışan at gözlüklülerdir. İsyan tüm İslam coğrafyasındadır ve Müslüman halkların batıya karşı (ve tabii ülkelerindeki batılı rejimlere karşı) isyanıdır. Bu çapta bir “hareketlenmeyi” anlamalarını beklemeli miyiz? Hayır… Bunlardan bu çapta anlayış beklemek, balığın kavağa çıkmasını beklemek gibidir.
Türkiye’deki gelişmeleri ise Akparti meselesi olarak anlıyorlar. Akparti geldi, iktidar oldu, bazı şeyleri değiştirdi, yarın gidecek ve ülke eski hale dönecek. Cumhuriyet kurulduğunda İslam’ın kökünü kazımak için, Kur’an-ı Kerim’i öğrenmeyi, öğretmeyi, okumayı, bulundurmayı yasakladılar. En küçük İslam alametinin bile izini silmek için şapkayı getirdiler ve sarığı yasakladılar, ezanı iptal ettiler ve Türkçe ezan diye bir şey uydurdular. Sayısının kaydı tutulmayan alimi katlettiler, sıra sıra darağaçlarında Müslümanları astılar, İslam’ı hayatın her alanından ve her seviyesinden tasfiye için her şeyi yaptılar. Bütün bunları yaparken zannediyorlardı ki, İslam bir daha bu topraklara dönemez, bu topraklarda bir daha Müslüman yaşayamaz. Batılı kafayla bakıldığında haklıydılar. Çünkü o zulme hiçbir dünya görüşü, hiçbir kültür formu, hiçbir akıl terkibi, hiçbir duygu mecrası dayanamazdı. Batının materyalist-pozitivist anlayışı, insanı et ve kemikten ibaret gördüğü, kalbi ve imanı reddettiği ve tabii ki anlamadığı için, yapılan zulmün çapına bakınca ülkede bir tane bile Müslüman kalmaması gerekiyordu. Cumhuriyet döneminde Allah’ın bu millete rahmeti, cumhuriyet kadrolarının İslam konusundaki sınırsız cehaletiydi. İslam’ı bilmedikleri, anlamadıkları için İslam’ın insan kalbine nasıl bir iman yerleştirdiğini, bu imanın mukavemet gücünü anlamamışlardı.
O zulümden çıkıp bu güne gelen Müslümanların, bu gün elde ettikleri imkan ve güçle neler yapabileceğini de anlamıyorlar. Akparti de neyin nesiymiş? Altan gelen, derinlerden çağlayan, ruh labirentlerinden taşan bir iman seli var. Bu iman, cumhuriyetin kurulduğu yıllarda, ahırlarda Kur’an-ı Kerim öğreterek o zulmü atlattı, bu gün neler yapar, haberleri yok. Oyu Tayyip Erdoğan’ın aldığını zannediyorlar ve o bir şekilde çekildiğinde Akparti’nin iktidar olamayacağını zannediyorlar. Komik… Müslümanlar cumhuriyet tarihinde ilk defa Akparti’de ittifak ettiği için 2002 seçiminde yüzde otuzun üzerinde oy aldı. O oyun kahir ekseriyeti, “ideolojik oydur”. Artık Müslümanlar parçaya bölünmez, ittifakın nelere kadir olduğunu gördüler. Yüzde otuz civarında ideolojik oyu olan bir siyasi yelpaze oluşturdular. Bu siyasi hareketin dışında hükümet olma imkanı kimsede yok. Biraz da Tayyip Erdoğan gibi halka sempatik gelen bir lider çıkardıklarında, yüzde kırk civarında bir oy almaları her zaman mümkün. Tayyip Erdoğan ve Akparti gitse ne olacak ki.
Adamlar ülkedeki sosyal hareketliliği görmüyorlar. Yaşadıkları mekanlar, üç beş meyhane, üç beş restoran… Halktan haberleri yok ki… Geriye ne kalıyor, hayal kurmak… Fakat bu adamlar gibi hayal kurabilmek için, yine bu adamlar gibi cahil olmak gerek. Cahil olmak ve yaşadıkları ülkenin gerçeklerinden uzak kalmalarını sağlayacak “sanal akıl” inşa etmek. Hayal bile olsa adamların yaptığı başka türlü yapılamaz.
İBRAHİM SANCAK
ibrahimsancak@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir