ERDOĞAN’IN DANIŞMAN STRATEJİSİ

ERDOĞAN’IN DANIŞMAN STRATEJİSİ
Kamuoyundan takip edebildiğimiz kadarıyla Erdoğan’ın danışman listesi çok kabarık. İhtimal ki kamuoyunda duyulmayan ve tanınmayan danışmanları da var. Danışman listesi incelendiğinde görülen bazı hususiyetler var. Daha önceki başbakanların danışman kadrosunda olmayan bazı hususiyetler…
Öncelikle Erdoğan, sanki danışmanlık müessesesini yeniden oluşturmuş, yeni bir mana yüklemiş, yeni fonksiyonlar kazandırmış. İlk dikkati çeken hususiyet, danışman kadrosundan ikinci bir kabine inşa etmiş olması… İcrayı elinde tutan bir kabinesi mevcut ama buna paralel olarak gölge bir kabine de teorik çalışmalar yapmak üzere teşkil edilmiş. Gölge kabine, galiba icracı kabineyi teftiş ediyor. Fiili bir teftiş değil tabi ki, fikri bir teftiş. Yani yapılan ve yapılacak işler hem icracı kabinede değerlendiriliyor hem de gölge kabinede… Konuya bu cihetten bakıldığında ülkede iki kabine var. Muhalefetin oluşturması gereken “gölge kabineyi” de Erdoğan oluşturmuş. Ülkede neden muhalefet olmadığı da böylece anlaşılıyor.
Danışman kabinesi, icracı kabinenin yanlış yapmasına mani olduğu gibi aynı zamanda onları motive ediyor. İcracı kabine üyeleri biliyor ki, alternatif kabine hazır. Bu durumda tam kapasite çalışmaktan başka çareleri kalmıyor. Hatta kapasitesi düşük olanlar, makamlarını muhafaza etmek için kendilerini aşmak durumunda kalıyorlar. Aşamayanlar ise zaten gidiyor. Böylece azami faydayı elde etmiş oluyor.
Danışman kabinesi, icracı kabineye veya bürokrasiye insan kaynağı oluşturuyor. Bir müddet danışmanlık kadrosunda tutulan kişilerin çapları, ufukları, vukufiyetleri, uzmanlıkları vesaire test edilmiş oluyor. Muhtemelen en mühim test konusu da şahsiyet terkipleri… Erdoğan danışmanlarının şahsiyetlerini takip ediyor ve tanımaya çalışıyor olmalı. Dünyanın bir tarafı (batısı) çöker, diğer tarafı ise ayağa kalkmaya çalışırken bu gelişmelerin orta yerinde olan Türkiye’yi idare etmek fevkalade zordur. Girift milletlerarası münasebetleri idare ederken, ülkedeki dengeleri de gözetmek hakikaten yorucu bir iştir. En zoru da bütün bu işler arasında iyi bir kadro kurmak ve insan kaynaklarını oluşturabilmek… Galiba Erdoğan danışman kadrosu marifetiyle bu işi yapıyor.
Danışman kabinesi, ülkenin zeka, akıl ve ihtisas kaynaklarını tespit etmek ve harekete geçirmek için kullanılıyor. Hükümetlerin halka karşı birinci mesuliyetleri, ülkeyi “iyi ve doğru” idare etmektir. Bunu yapabilmenin birinci şartı, ülkedeki insan kaynaklarını taramak ve ehil olanlarını seçebilmektir. Oysa insan başbakan da olsa kendi çevresinden ibarettir. Hiç tanımadığı insanlarla ülke yönetmek gibi ağır ve mesuliyetli bir işin altına girmesi beklenmez. İnsanın çevresi ne kadar geniş olursa olsun, Türkiye gibi bir ülkeyi idare etmeye kafi insan kaynağına sahip olamaz. Diğer taraftan, ülke yönetimini kendi çevresindeki sınırlı insan kaynaklarıyla gerçekleştirmek, basiretsizlik ve ufuksuzluk olur. Olur da, insan kaynaklarını tespit etmek fevkalade zordur. Hangi tarafından bakarsanız bakın, zor… Danışman kabinesi, bu zorluğu nispeten hafifletiyor olmalı.
Danışman kabinesi, ülkedeki muhalefet edebilecek insan kaynaklarını çevresinde toplamak gibi bir stratejiyi de ihtiva ediyor. Fikir, ilim, sanat adamları ve çevrelerinde müessir olan insanlar, potansiyel muhalefet kaynaklarıdır. Ülkeyi ne kadar iyi yönetirseniz yönetin, neticede yanlışlar yapacaksınız. Yanlış yapmak kaçınılmaz bir haldir ve doğrusu bunun çaresi ve formülü bulunmuş değil. On tane işin sekizini doğru yapmak fevkalade bir başarıdır ama yanlış olan iki işi tenkit edecek ve muhalefet yapacak insanların çıkacağı malum. Gerçekten yanlış yapılan işlerin tenkidi ve bu yanlışlar üzerine kurulan muhalefet tesirli olur. Muhalefet edebilecek insan kaynaklarını danışman kadronuza kattığınızda, muhalefet ortadan kalkıyor. Danışmanların, Erdoğan’a danışman olmak gibi bir statü karşılığında muhalefetten vazgeçtiğini mi söylüyoruz? Doğrusu bu yaklaşım biraz insafsız olur. Zira Erdoğan, “fikriniz varsa, buyurun, söyleyin, tatbik edelim” diyordur. Bir kişi “yeminli muhalif” değilse, bu teklif karşısında danışmanlığı kabul ediyor. Yani sadece tenkit ve muhalefet değil de, bir fikri ve teklifi olan insanlar, kendilerini dinleyen bir başbakanın yanında olmaktan imtina etmiyorlar. Herhangi bir fikri ve teklifi olmayan fakat yeminli muhalif olan kişilerin dışarıda kalması tabii bir durum… Böylece ülkede neden muhalefet olmadığı/kalmadığı anlaşılıyor. Çünkü Erdoğan, aklı, fikri ve teklifi olanları çevresinde topluyor. Muhalefet partilerine kalan bakiye ise, fikirsiz, donanımsız fakat ezberci ve yeminli muhalifler oluyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın ve Akparti’nin alternatifi oluşmuyor.
Danışman kabinesi, ülkede üretilebilen fikirlerin birçoğuna ulaşmayı ve onlardan faydalanmayı mümkün kılıyor. Bir ülkedeki başbakan ve hükümetin, yoğun çalışma temposu içinde fikir üretmesi fevkalade zor. Oysa ülkenin çok sayıda fikir, ilim ve aksiyon adamı var. Bunları bir yapı içinde toplamak ve fikirlerinden faydalanmak gerekir. Bunun birçok yolu ve usulü vardır muhakkak… Birisi de danışman kadrosu olmalı. Erdoğan da bu yolu kullanıyor gibi görünüyor.
Bir hükümetin yapması gereken işlerden birisi (belki de en önemlisi), ülkenin ürettiği fikirlerin uygun olanlarını tespit ve tatbik etmektir. Hiçbir hükümet, ülkede üretilememiş olan bir fikri tatbik etmediği için mesul tutulamaz. Neticede ülkenin ufku neyse hükümet de ondan mesuldür. Hükümetin de fikir üretmesi gerektiği doğru… Fakat hükümet üyelerinin de ülkenin ufkunda dolaşacakları vaka… Bu sebeple hükümetlerin mesuliyeti, ülkenin ufku ile sınırlıdır. Fakat ülkenin ufkundaki tüm fikirleri tespit etmek için mecralar, mekanizmalar ve müesseseler oluşturmak hükümetin vazifesi ve mesuliyetidir. Ülkemizde bu tür faaliyetlerin altyapısının olmadığı malum… Anlaşılan Erdoğan bu imkanı danışmanlar kadrosu ile oluşturmaya çalışıyor.
*
Erdoğan ve hükümetinin birçok tatbikatına baktığımda böyle orijinallikler görüyorum. Fakat gördüğümü düşündüğüm orijinalliklerin tamamı Erdoğan ve hükümetinde var mı yoksa bunların büyük kısmı zihnimin yanılgısı mıdır, emin olamıyorum. Hakikaten gördüklerimi düşündüğüm orijinallikler doğru ise, bundan sonra yapılması gerekenler şunlar olmalı…
*
Milletlerarası danışman kadrosu oluşturmak… Türk hariciyesinin alaka seviyesine göre ilk dairesinden başlamak üzere milletlerarası danışman kadrosu oluşturmak. Bu yapılmaya başlandığında, milletlerarası kabinenin nüvesi teşkil edilmeye başlanmış olmaz mı?
Öncelikle Türk dünyası ve İslam dünyasındaki her ülkeden danışmanlar oluşturmakla başlanabilir. Mesela Endonezya ile münasebetleri yürütmek için o ülkeden danışmanların bulunduğunu düşünebiliyor musunuz? Bu ufuk, samimi münasebetler kurmak şeklinde olursa, bu ülkelerdeki danışmanlar, Türkiye merkezli milletlerarası organizasyonların insan kaynaklarını teşkil etmezler mi?
Mübalağa yapmaya lüzum yok ama konunun ufkunu ifade etmek için söyleyelim ki, böyle bir çalışmanın neticesi “dünya kabinesi” temrinleri yapmak değil midir? Fazla mı büyük oldu? Yahu bu ülkede büyük düşünmenin önü neden bu kadar kapalı? Yapılırsa bir zararı mı olur?
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir