ERKEK VE KADIN FİKRİYATININ ÖLÜMÜ

ERKEK VE KADIN FİKRİYATININ ÖLÜMÜ

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Erkek ve kadın bahisleri anlaşılmadan, ne insan meselesi, ne aile meselesi, ne cemiyet meselesi anlaşılır. Bunlar vuzuha kavuşmadan, insani meselelerin hiçbirinde sıhhatli bir fikriyat üretmek kabil değildir.
Mevzuu, Haki Beyin “Müslüman şahsiyetin yeniden inşası” isimli eseri üzerinden tetkik etmek istiyoruz, böylece hem bir fikriyatın üretimine katkıda bulunmak hem de savruk ve dağınık bir tefekkür faaliyeti yerine bir çerçeve (fikriyat) içinde kalmak mümkün olur. Mezkur eserin “Erkek-kadın eşitliği problemi” başlığı altında meseleyi tetkik eden Haki Bey, mevzua şu cümleyle giriyor;
“Kadın-erkek eşitliği düşüncesi, cinsiyeti ortadan kaldırır. Cinsiyetin ortadan kalkması, erkekliğin ve kadınlığın yok olması, daha vahimi ise insanlığın tükenmesidir.”
Mesele tabii ki hukukla ilgili değildir, hukukun karşısında eşit olmak zaruridir. Erkek ile kadın bahsine dair söylenen her sözün hukukla ilişkilendirilmesi veya sadece hukuki cihetle değerlendirilmesi, başka bir tefekkür sahası olmadığı manasına gelir ki vahimdir.

Cinsiyet, cinselliği değil, bir “varlık türü”nü ifade eder, insandan bahsettiğimizde erkek ve kadın, bir varlık türünün iki şubesini… İki şubenin varlığını inkar etmek ve onları eşitlemek, iki şubeyi ortadan kaldırmak ve tek şube haline getirmektir. Erkek ile kadının tevhid edilmesi değil, terkip edilmesi gerekir. Tevhid edildiğin (bir haline getirildiğinde) farklı iki şube olmaktan çıkar, bu ihtimalde her iki şube (cins) ortadan kalkar. İki cinsin de ortadan kalkması, insanın yok olması demektir.
Cinsiyet meselesini şöyle açar Haki Bey;
“Cinsiyet, kadın ve erkek bahislerinde merkezi bir husustur. Erkek ve kadının tabiatı, cinsiyet merkezinde teşekkül etmiştir. Kadın cinsi ile erkek cinsi, ayrı birer ruhi hususiyettir. Kadının, erkek cins hususiyetlerine, erkeğin, kadın cins hususiyetlerine yaklaşması, benzemesi veya aynileşmesi, insan tabiatına tecavüzdür. İnsan tabiatının değiştirilmesi çabasıdır. Fikri manada en ağır ihlallerden biridir.”
Varlığın cinsini tayin eden temel hususiyetlerine müdahale teşebbüsü, ilahlık iddiasıdır. Kadının “kadın” olarak, erkeğin “erkek” olarak kalması şarttır. Aralarındaki farklılıklar, cinslerini tayin ve tarif eden hususiyetlerdir.
Kainat insan için yaratılmıştır, bu sebeple insanın varlık üzerinde tasarruf salahiyeti vardır fakat bu salahiyet, sınırsız değildir. İnsan dünyada hilafet vazifesine sahiptir, bu vazifeyi icra edebilmek için bir takım salahiyet ve istidatlarla teçhiz edilmiştir. Ancak asla unutulmaması gereken husus, yaratıcı kudretin hududuna tecavüz etmemek, ilahlık taslamamaktır.
İnsanın en geniş tasarruf salahiyeti, cemadat üzerindedir, cansız varlıklar, insanın “eşyayı zapt ve teshir etme” vazife ve salahiyetinin zirvesidir. Kaldı ki cansız varlıklar üzerindeki tasarruf salahiyeti de sınırlıdır. Cemadattan yukarıya doğru çıktıkça tasarruf salahiyeti sınırları daralmaya başlar, nebatatta daha sınırlıdır, hayvanatta daha fazla sınırlıdır. İnsana geldiğinde tasarruf salahiyeti en dar sınırlara kadar ulaşmıştır. İnsan üzerindeki tasarruf salahiyeti, tabiatına dönük operasyon yapmaktan uzaklaşır ve ancak talim ve terbiye ile mahdut hale gelir.
“Batı düşünce ve kültürünün insanlığa verdiği en ağır hasar, iki cinsi ortak bir noktada buluşturması oldu. Birbirine yaklaşan iki cins de kendinden uzaklaştı. “Erkek” ve “kadın” kalmadı. Tabiatıyla “insan” da kalmadı.”
İki cinsin ortak noktada buluşması, iki cinsin içtimai terkibi değil, tam aksine imhasıdır. Erkek ve kadının terkibi, aynileşmesi değildir, ikisinden birinin bünyesinde birleşmesi de değildir. İki cinsin terkibi, ikisinin de içinde yer alacağı içtimai bir müessese inşasıdır, o ailedir. Erkek bütünü, kadın onun parçasını ifade eder, bu cihetten bakıldığında erkekte terkip edilmesi gerektiği zannı oluşur, ne ki bu doğru bir bakış değildir. Her ikisinin birbirini ikmal edeceği bir içtimai terkip esastır. Bu terkibi (aileyi) erkeğin temsil etmesi, bütünü daha fazla temsil etmesindendir.
Şu tespit ne kadar dikkat çekicidir;
Kadın ve erkeğin orta noktada buluşması ve tek gerçekliğe yaklaşması, farklı cinsler arasındaki cazibeyi azaltmakta ve aynı cinslerin birbirine karşı alakasını artırmaktadır. Kadın ve erkek cinslerinin birbirine yaklaşması halinde de zaten farklı(!) cinslerin birbirine karşı alakası, aynı cinslerin birbirine karşı alakası haline gelmektedir. Birbirine yaklaşmış karşı cinslerin birbirine alakası, aynı cinslerin birbirine alakasının pilot uygulaması olmuştur.
Erkek ile kadın arasındaki farklılıklar, cinslerinin hüviyetidir. Bu farklılıkların ortadan kaldırılması ve tek gerçeklik haline getirilmesi, terkip lüzumunu ortadan kaldırıyor, terkip lüzumu ortadan kalktığında terkip ihtiyacı, başka bir ifadeyle birbirine olan ihtiyaç ortadan kalkıyor.
Haki Bey, teşhislerinin insicamı içinde öyle bir noktaya geliyor ki, çağın en büyük illetini tespit ve çaresini teklif ediyor;
“Homoseksüelliğin yaygınlaşması, cinslerin birbirine yaklaşmasından kaynaklanır. Erkek kadına baktığında “kadın” değil de “erkek” edalarını görmeye başladığında önce ondan uzaklaşır. Ne var ki bu durumun yaygınlaşması, bir müddet sonra kanıksanır. Erkeğin kadınlaşması, kadının erkekleşmesi ile ortaya çıkan cins birliği, karşı cins gerçekliğini ortadan kaldırır ve cinsler arası cazibeyi yok eder. Karşı cins gerçekliği kalmayınca, hemcinslerin birbirine alaka duyması kaçınılmaz hale gelir. Bir erkek, “erkek gibi kadınla” birlikte olmaktan imtina etmiyorsa, bir erkekle birlikte olmaktan imtina edemez hale gelir.”
Şu ifade ne kadar veciz; “Bir erkek, “erkek gibi kadınla” birlikte olmaktan imtina etmiyorsa, bir erkekle birlikte olmaktan imtina edemez hale gelir.” Böyle değil mi? Günümüz dünyasında yaşanan hadiselerin derinliğine tahlil ve teşhisi… Cinsler birbirine yaklaştığında, “karşı cins” fikri ve ihtiyacı ortadan kalkıyor, bir erkeğin erkekleşmiş bir kadınla beraber olması, ruhi manada erkekle beraber olması gibi, bir kadının kadınlaşmış bir erkekle beraber olması, ruhi manada bir kadınla beraber olması gibidir. Bu noktaya gelen batı insanı, homoseksüelliği kanıksıyor.
Haki Bey bu noktadan sonra meselenin insan derunundaki tahliline başlıyor;
“Cinsler birbirine neden yaklaşır? Kendi cins hususiyetlerinin bir kısmını terk edip karşı cinsin bazı hususiyetlerini almak suretiyle murat edilen nedir?
Kadın ve erkek ayrı ayrı “bütünü” temsil edemiyor. Tek başlarına kaldıklarında “parça” halindeler. Birleşmeden şahsiyeti inşa edemezler. Eksik ve acizler. Eksiklik ve acizliğin birbiriyle alakalı olmayan cihetleri de var ama birbirlerine karşı da eksikler. Şahsiyeti, kadın-erkek terkibiyle ancak inşa etmek kabildir.
Eksik ve aciz… Fakat nefs, eksikliği ve acizliği asla kabule yanaşmıyor. Tamlık iddiası nefsin en bariz iddialarından biridir. Yani ilahlık iddiası… Hem eksik hem de tamlık iddiası… Aslında ise tam olma arzusu… Tam olmamasına rağmen tam olma arzusu, eksikliğini gidermek ve tamamlanmak için fevkalade bir faaliyeti tahrik ediyor.”
Nefs, nefs, nefs… Batı asla insan fikriyatına sahip olamaz, zira o nefsi bilmez. Eksik ve aciz olan insanda, bütünlük iddiasına sahip bir hainin (nefsin) varlığını bilmeyen ve anlamayan bilgi evreni, doğru ve sıhhatli bir insan telakkisi üretemez. Nefs, terbiye edilemez ve ruh merkezinde bir şahsiyet inşa edilemezse, insanın tüm faaliyetleri nefs merkezinde gerçekleşir. Nefsi tanımayan bir kültür iklimi ise ona karşı hiçbir tedbir alamaz.
Şu tespitle devam ediyor Haki Bey;
Tam olamamak, dayanılır bir hal değil… Hakikaten insanın en fazla tahammül edemediği özelliği, eksiklik ve acizliktir. İnsan, farkına varsın veya varmasın hayatının hepsi, “bütüne” kavuşmak, tamlığa ulaşmak için gösterdiği çaba ve faaliyetten ibarettir.
İnsanın en açık şekilde hissettiği ve fark ettiği eksiklik, kadının erkek karşısında, erkeğin de kadın karşısındaki eksikliğidir. Bu eksikliği fark etmek için yüksek zeka sahibi olmak gerekmiyor. Her insan (idrak seviyesi ne olursa olsun) bu husustaki eksikliği fark ediyor. Hem her insan fark ediyor hem de açıkça fark ediliyor. Öyleyse eksiklikten kurtulup “tamlığa” ulaşmak için gösterdiği ilk faaliyet de umumiyetle bu konuda gerçekleşiyor.
Eksik ve aciz olmak gerçekten ne kadar dayanılmaz bir his… Aslında insanın mal edinme, iktidar sahibi olma vesaire gibi birçok çabası da, eksiklik ve acizliğe karşı varoluş mücadelesi değil mi? Bu yolla eksiklik ve acizliğini gideremeyeceği meselesi doğru, yanlış istikamette yol alması bu çabanın eksiklik ve acizliğe karşı bir hamle olduğu gerçeğini değiştirir mi?
Karşı cins ihtiyacı ise erken yaşlarda başlar ve bir nevi aciliyet mahiyetine sahiptir. Bu ihtiyaç, nefsin ve bedenin tazyikiyle de desteklendiği için yüksek bir idrak gerektirmiyor. İhtiyacın mahiyetini idrak edememek, dış tezahürlerine mahkum olmaya, meseleyi cinsellik haline getirmeye sebep oluyor. Bu durum, erkek ile kadın arasındaki münasebeti, derin idrak sahibi insanların azlığından dolayı cinsi münasebete mahkum ediyor. Çok vahim bir durum…
Meselenin derinliğine anlaşılamamasının nerelere vardığını teşhis babında şunları söylüyor Haki Bey;
“Karşı cinsle ilgili eksiklik herkes tarafından fark edildiği için, herkes bu eksikliği giderme ihtiyacı hissediyor ve bu istikamette faaliyete geçiyor.
Eksikliği gidermenin tek yolu var, karşı cinsle beraber olmak… Bu yolun dışındaki tüm ihtimaller, eksikliği gidermek değil, mütemadiyen eksilmeye devam etmektir. Ne var ki, karşı cinsle beraber olmak, iki unsuru terkip etmek şeklinde gerçekleşmelidir. Terkip ise zor iştir. Terkibi göze alamayanlar (başka sebeplerin de tesiri ile) farklı yollara savruluyorlar. Karşı cinsin özelliklerini kendinde toplamaya çalışmak gibi… Kendinde eksik olan ve karşı cinste var olan özellikleri de kendinde cem etmeye çalışmak gibi…”
İdrak ve terkip zor… Ümmetin büyükleri bu sebeple, ahlakı tefekküre mukaddem saymışlardır, ahlak kuşanıldıktan sonra tefekkürün başlaması esastır. Böylece idrak ve tefekkür istidadı olmayanlar, ahlaki çerçevede terkibe ulaşmaktadır. Terkibin ne olduğunu, mimarisini, derinliğini idrak edemeseler de, tatbikatını gerçekleştirme imkanları mevcuttur. Ahlaka tabi olan erkek ve kadın, önce erkeklik ve kadınlığı muhafaza etmekte, sonra da bunların aile müessesesiyle terkibini gerçekleştirmektedir.
Hem ahlaksız hem de idraksiz olanların başına geleni Haki Bey teşhis ediyor. “Karşı cinsin özelliklerini kendinde toplamaya çalışmak…”. Bu teşebbüs ise sapık ve savruk binlerce tezahüre sahip…
Ve şu teşhis meseleyi mühürlemeye kafi gibi;
“Karşı cinsin özelliklerine de sahip olmak… Tamam da bu mümkün mü?
Hayır… Asla… Öyleyse olanlar ne? Şu; Kadın veya erkek, karşı cinsin özelliklerine sahip olamaz. Fakat kendi cinsinin özelliklerinden uzaklaşabilir. Cinslerin birbirine yaklaşması, kendilerinden uzaklaşma cihetiyledir. Denirse ki, kendi cins özelliklerinden uzaklaşması, karşı cinsin özelliklerine malik olması manasına gelmez mi? Gelmez… Fakat karşı cinsin özelliklerinin davranışlarını sergileme imkanına kavuşur.
Karşı cinsin tavırlarını sergileme ve davranışlarını gösterme imkanı, karşı cinsin özelliklerine sahip olduğu manasına gelmez. İnsandaki taklit mahareti fevkalade yüksektir. Kadın erkeğin, erkek kadının davranışlarını sergileyebilir. Bu imkan akılda var.”
Karşı cinsin özelliklerine sahip olmak mümkün değil ama kendinden, kendi özelliklerinden uzaklaşmak mümkün… Dünyanın bugün yaşadığı ruhi ve içtimai süreç, varoluş süreci değil tam aksine çürüme, çözülme, dağılma süreci…
*
Erkek ve kadının eşitliği ve zıtlığı meselesi mühim… Öncelikle bilinmelidir ki, eşitlik ve zıtlık birbirinin mütemmim cüzüdür. Eşitlik yoksa zıtlık muhaldir, zıt kutuplar birbirine denk kuvvete sahiptir, aksi takdirde birbirini yok eder. Oysa zıtlar, birbirini yok etme kudretine sahip olmadıkları aksine eşit kuvvete sahip oldukları için zıt olabilmekte ve zıtlığını devam ettirebilmektedir.
Kadın ve erkeği eşitlemek ve birbirinin zıddı haline getirmek, sıhhatli ve insani neticeler doğurmuyor, aksine insanlıktan uzaklaştırıyor. İnsanlıktan uzaklaşan kadın ve erkek cinsi, içtimai terkibi gerçekleştirmek ve aile müessesesini inşa etmek maharetine sahip olamaz.
AHMET MUHTAR TURAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir