ERKEK VE KADIN

ERKEK VE KADIN

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

Aile meselesi, asli unsurları bakımından erkek ve kadın bahislerinin vuzuha kavuşturulmasını şart kılar. Maalesef dünyada ve ülkemizde erkek ve kadın meselesi, asli mihrakına bağlanamamış, sadece bedeni özellikler üzerinden anlama çabasına konu edilmiş, böylece derin savrulmalar yaşanmıştır. Parça parça fikirler üretmekten ziyade, bir fikriyatın telifine katkıda bulunmak gayesiyle meseleyi Haki Beyin “Müslüman şahsiyetin yeniden inşası” isimli eserindeki izahlar üzerinden tetkik etmeyi uygun gördük.
Haki Bey, öncelikle insan isimli varlık çeşidinin zıddı olmadığını tespit etmekle başlıyor ki, hayati kıymettedir.
İnsan nam varlık, zıddına sahip değildir. Zıddının olmaması, kendini, “tam” zannetmesine sebep olur. Oysaki tam değil, eksik ve acizdir. Lakin bunu kabulde fevkalade zorlanır. İnsani meselelerin kahir ekseriyeti, eksik ve aciz olmasına rağmen “tamlık” iddiasında bulunmasından kaynaklanır.

İnsan, “Eşref-i Mahlukat” olarak ve “Ahsen-i Takvim” üzere yaratıldığı için varlığın (mahlukatın) zirvesidir. Zirvede olması, aynı zamanda zıddının olmadığı manasına da gelir. Hem zirvede olması hem de zıddının olmaması, “tam” olduğu vehmini üretir. İnsanın en büyük tezatlarından birisi budur, kendinin zıddının olmaması, his ve tefekkür dünyasında müthiş bir tezat üretmiştir. Muhakkak ki bu his ve tefekkürün kaynağı, nefstir. Tamamiyet iddiası, aynı zamanda ilahlık iddiası olduğu için, asla ruhtan kaynaklanmaz, zaruri olarak nefs kaynaklıdır.
Ruh, nefsten mukayese edilemeyecek kadar daha fazla kuvvetlidir. Fakat ruh, aynı zamanda Allah Azze ve Celle’yi bilir, “alem-i ervah”ta muhatap olmuş ve mükalemede bulunmuştur. Bu sebeple, nefsten çok daha fazla kudret sahibi olmasına rağmen, acziyetini ve eksikliğini bilir. Nefs, tabiatı itibariyle Allah Azze ve Celle’yi tanımadığı için, diğer varlıklardan farklı ve üstün hususiyetler taşıyan insanın ilah olabileceği vehmini üretir.
Bir varlığın zıddının olmaması mühim bir hususiyettir ve fevkalade ihsanlardandır. Bu ihsandan dolayıdır ki varlık alemini temsil edebilecek kıymettedir. İnsan, hem “zübde-i alem”dir, hem de o alemin zirvesindedir. Öyleyse yeryüzündeki “hilafet” vazifesine namzet yaratılmış ve o vazife kendisine tahsis edilmiştir. Ne ki acziyetini bilmeli ve inkişaf güzergahından ayrılmamalıdır.
*
Haki Bey, insandan sonra onun iki şubesi olan kadın ve erkek bahsine temas eder;
Kadın ve erkek, insan denen varlığın iki türüdür. Başka da türü yoktur. Bunlar birbirinin zıddı değildir. Çift yaratılmıştır, zıt değil… Çift olmakla zıt olmak birbirine karıştırılır çok zaman. Çift olmayı, zıt olmak şeklinde anlamak, devasa problemler üretir. Erkek ve kadının birbirine yönelmesi, zıtların cazibesi değil, parça ile bütünün birbirini cezbetmesidir.
Kadın ve erkek, insan isimli varlığın şubeleridir, cüzleridir. Bu sebeple, parça-bütün münasebetine sahiptir. Kadın ile erkeğin birbirine benzememesi, tam aksine birbirinden farklı hususiyetlere sahip olması, birbirinin zıddı olduğu vehminin kaynağıdır. Oysa parça ile bütünün birbirine benzememesi tabiatları gereğidir, benzemedikleri için birbirini tamamlar. Teker otomobile benzemez, benzemediği için parçasıdır ve eklendiğinde otomobil kendinden beklenen faydaları üretmeye başlar.
Kadın ve erkeği, birbirinin zıddı olarak görmek, “insan” isimli varlığı parçalamak ve dağıtmaktır. Oysa bu ikisi, tabiatları gereği terkibe müsaittir. Zaten, parça ile bütünün terkibi, zıtların terkibine nispeten çok daha kolaydır. Tabiatları gereği terkibe hazır halde olan iki şubeyi, birbirinin zıddı olarak görmek ve bunu temellendirmeye ve kalıcı hale getirmeye çalışmak, insan cinsinin tarihte gördüğü en ağır ihanettir.
*
Haki Bey, önce insana dair kısa ve kıymetli bir teşhis yapmış, sonra kadın ve erkek şubelerine dair teşhisle devam etmiş, nihayet her ikisinin terkibi olan aileye gelmiştir;
Aile olmak, “insan” olmaktır. Kadın ve erkek, yalnız başına insanı temsil edemez. Bir araya geldiklerinde “insan” zuhur eder. İnsanlık, bir terkiptir. İnsan doğulmaz, sadece insani istidatlarla doğulur, bu sebeple de insan olmak gerekir. Kadın ile erkek, mütenasip bir kıvamda bir araya gelmediğinde, insan zuhur etmez. Bu ihtimalin dışındaki her hal, insan parçası veya parça insan veya yarım insan demektir.
Aile insandır veya insan ailedir şeklinde ifade edilecek kısa formül, insan ve aile bahislerinin ayrı mevzular olmadığını gösterir. Öyleyse aile meselesi, aksi mümkün olan bir tercih değil, insanileşme sürecindeki zaruri menzillerden birisidir. Aile, şahsiyet meselesinin ferdi safhayı aşıp mürekkep hale geldiği ikinci safhadır ki, aynı zamanda da ferd ile cemiyet arasındaki ilk ve temel köprü vasfına bir müessesedir. Hem ferdi şahsiyetin ikmali hem de cemiyetin inşası için zaruret olan aile müessesesi, “insan”ın kadın ile erkek şubelerini terkip ettiği gibi, yine “insan”ın ferdi ve içtimai şubelerini de birbirine bağlayan düğümdür. Sayılamayacak kadar hususiyeti olan aile müessesesi, sadece burada bahsi edilen hususiyetleriyle değerlendirildiğinde bile, insana dair en mühim meseledir.
*
Haki Bey, önce kadın ve erkeği terkip edip aile müessesesinde “insan” inşa etmekten bahsediyor, sonra da hayatın mümkün olması için gereken çeşitliliği cemiyetle izah ediyor;
Cemiyet, hayatı mümkün kılan yekundur. Cemiyet haline gelemeyen insanlar, “insani hayat” yaşama imkanını üretemezler. İnsani hayat yoksa insan yok demektir. Bedeni özellikleri insana benzeyen varlıkların olması, “insan” olmak için kafi değildir. Aile olmak insan olmaksa, cemiyet olmak insan kalabilmeyi mümkün kılar.
İnsanın önce terkip edilmesi, sonra hayata teşmil edilmesi… Belki de meselenin özü bu… Cemiyet tabii ki zor mesele… Hem terkip mimarisini hem de çeşitlilik ve buna bağlı olarak tefrik mimarisini bünyesinde taşımalıdır. Bu noktada mesele yine aileye gelip dayanır. Aile, ferdin iç alemindeki oluş süreçlerinden sonraki ilk terkip teşebbüsüdür. Bu sebeple aile, hem ferdin deruni terkip (oluş) süreç ve mimarisini hem de iki ferdin (kadın ve erkeğin), yani harici alemdeki terkip mimarisini ihtiva eder. Ailede akamete uğrayan oluş (terkip) süreci, içtimai hayata uzanamaz ve cemiyeti inşa istidadı kazanamaz.
*
Cemiyete kadar uzanan Haki Bey, tekrar başa dönerek kadın ve erkek bahislerine çağdaş yaklaşımı kısaca ama derinlikli şekilde tenkit ediyor;
Erkek veya kadın olmanın, bedeni (biyolojik) uzuvlarla tarif edildiği bir çağda yaşıyoruz. Bu büyük bir zihni kırılmadır, bu tuzağa düşülmemelidir. Beden üzerinden tarifler yapmak, mesela özürlü insanları, insan kategorisinden çıkarır. En azından, “eksik insan” tariflerine yol açar. İnsanın bedeni eksikliği, insani eksiklik anlamına gelmez. İnsan tarif ve terkibi, ruhi hususiyetler ile alakalı olarak yapılmalıdır.
Beden üzerinden kadın ve erkek tarifi yapmak bir tarafa, insan tarifi yapmak bile sıhhatli değildir. Çağdaş dünya maalesef erkek ve kadın isimli varlıkları beden ve uzuvlar üzerinden yapmaya başladı. Beden üzerinden tarif yapılmaya başladığında, varlığın bütünlüğü ve istiklaline ulaşılır. Oysa her varlık bir terkibe doğru akmaktadır, terkibin yoğun veya seyrek olması başka bir meseledir, kaçınılmaz netice olması başka bir mesele… Sadece beden (maddi varlık özellikleri) üzerinden yapılan tarifler, varlığın tamamlanmış olduğu vehmini üretir ki, bu durum istiklal iddiasının temelidir. Kadın ve erkeğin bedeni olarak tam olmasına karşılık, birbirine şiddetle muhtaç olması, ruhi kaynaklara bağlıdır. Kaldı ki nefs cihetiyle bile birbirine bağlı ve muhtaçtır.
*
Beden üzerinden yapılan tarifler, kadın ve erkekle sınırlı değil, “insan” beden üzerinden tarif ve tavsif edilmeye çalışılıyor. Şöyle diyor Haki Bey;
Dikkatin beden üzerinde yoğunlaşması ve insanın beden üzerinden tarif edilmesi, hayatın tamamının beden merkezinde üretilmesine sebep oluyor. Hayat beden üzerinden üretildikten sonra, insan tarifinin malzemelerini beden merkezinde oluşturuyor. Fasit daire… Neticede insanda ve hayatta hiçbir Maverai maksat ve kıymet kalmıyor.
Bedenden ibaret insan telakkisi, tabii ki hayvandan ibaret bir varlık anlayışına kadar uzanıyor. Batının materyalist ve evrimci yaklaşımının insanı, “gelişmiş hayvan” olarak görmesi, kabul etmesi onların kültür evreninde anlaşılabilir bir durumdur. Materyalizm, maddeyi esas ittihaz etmekle tüm varlığın ondan gelmesini felsefi telakki haline getirmiştir. Madde esas kabul edilince insanın ondan evrimci bir gelişmeyle ortaya çıkmasını kabulden başka bir yol kalmaz.
Haki Beyin şu hayati teşhisiyle meseleyi bitirelim;
Müslümanlar temelde materyalizmi kabul etmeseler de, materyalizmin tezahürlerine mahkum olmuşlardır. Batının epistemolojik işgali o kadar derinlere nüfuz etmiştir ki, ruh ve kalbin varlığına inanmalarına rağmen insanın nihai merkezinin beyin (yani beden) olduğuna dair batı bilgi telakkisini kabul etmekte beis görmez hale geldiler. İslam bilgi telakkisi unutulunca, bilginin illiyet irtibatı takip edilmez oldu. Böylece derinlerdeki materyalist ve evrimci teorinin yüzeydeki tezahürlerine itiraz etmez hale geldiler. Bedenden ibaret bir insan telakkisi, kalb ve ruhu açık veya zımni şekilde reddetmektir. Bilgide ve tefekkürde derinleşmekten başka bir yol yok…
RAMAZAN KARTAL ramazankartal2000@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir