EŞEK MİTİNGİ VE SORUMLULUK BİLİNCİNDE İSYAN AHLAKI

Bir haber: Belediye kaybolan eşeği kamuoyu baskısıyla buldu. Ayrıntılar ise şöyle: “Giresun Hayvanları Koruma Derneği’nin, Bulancak ilçesinde başıboş gezerken, bir vatandaşın haber vermesinin ardından bulunarak belediyeye teslim edilen eşeğin kaybolduğu iddiasıyla yapmayı planladığı ve ”Zavallı Eşeğe Ne Oldu?” adı verilen eylem, eşek bulununca iptal edildi.

Adını Kadife koydukları eşeğin belediyenin yerleştirdiği ahırdan bırakılması karşısında dernek yetkilileri şu açıklamayı yapıyor: “Bunu öğrendikten sonra sessiz kalmadık. Gazetemizin çıkan her sayında belediye yetkililerine eşeğin akıbetini sorduk. Yine netice alamadık. Bunun üzerine eylem kararı aldık. Bugün burada eylem yapmayı planlıyorduk, ancak dün akşam belediye telefon santralinde görevli bir memur eşeğin bulunduğunu söyledi. Buna yine de sevindik. Şimdi burada eylem yerine basın açıklaması yapıyoruz. Ancak eşeğin hayati tehlikesi hala sürmektedir. Çünkü yaklaşık 20 gündür kayıp olan, akıbeti bilinmeyen ve daha sonra ortaya çıkarılan zavallı eşeğin, bu basın açıklamasından sonra yine kaderine terk edileceği endişesini yaşıyoruz.”

Sahipsiz gezerken bulunan ve belediyeye bakılması için teslim edilen, sonrasında kaybolan eşeğin hakkını arayan, kollayan, takip eden, bunun için basın yoluyla ilgililere sorumluluklarını hatırlatan ve eylem kararı alarak miting düzenlemeyi planlayan, eşek bulununca da eşeğin bundan sonrasındaki akıbetini takip edeceklerin söyleyen bu insanların ortaya koydukları mücadele gerçekten takdire şayan bir mücadeledir. Hepimizin bu bir eşeğin hakkını, hukukunu kollayan çabalardan ders alarak, ilahi hitabın ve insanlık vicdanının bizlere yüklediği “isyan bilincinde emanetin ağırlığını” daha bir hissetmemiz gerekmiyor mu?

Gerekiyor, çünkü İnsan, kendini ancak eylemin, mücadelenin, hareketin içinde tanır ve sonrasında, kendisinin ortaya koyduğu bu eylem ve hareket ondan bir parça olur. İnsan kendini ve eşyayı düşünce, duygu ve eylem halindeyken, hareket ederek tanır. Siz yaptığınız şeylerle kendinizi tanırken, yaptığınız, somutlaştırdığınız fiiller de sizin bir parçanız oluverir.

İşte insanın sorumluluğu, yaptığı her eylemden sonra daha bir büyüyen kendi iradesine bir dönüştür aynı zamanda. Sorumluluk iradeyi büyütürken, büyüyen irade daha bir sorumluluk taşır. Sorumluluk hareketi doğururken, hareket de insanın şahidi oluverir.

İsyan ahlakı adına özgün bir duruş için, özgür ve sorumlu bir zihin, vicdan ve eylem alanları oluşturulmalı. İsyan ahlakının eksik kaldığı ve baneneciliğin büyük bir zillete dönüştüğü bu zamanlarda, sadece “Düşünüyorum, o halde varım.” yanılgısı ve basitliği yerine, “Düşünüyorum, söylüyorum ve yapıyorum. O halde varım.” diyen bir varoluş şuurunu harekete geçirmeliyiz.

Bu varoluş şuuru harekete geçirilirken, hiçbir şekilde şiddete başvurmayan; meşru, kitlesel, sivil direnç kanallarını kullanan; İslam, insan ve özgürlük temelinde bütün milleti içine alacak bir üslup ve diyalog çerçevesi çizebilen; sadece var olan oligarşik, milletle barışmayan ve bedaveti yaşatan yapıya odaklanan; bu yapıyı toplumun düşüncesinde ve gündeminde yalnızlaştıran; mümkün olduğunca geniş, sağduyulu, sivil, özgür ve özgün bir insiyatifi oluşturarak ortak vicdanı harekete geçiren bir ahlakın erdemli temsilcileri olarak sorumluluğu, sonrasında iradeyi ve en sonunda ilahi rızayı kazanabilmenin yollarını da bulmalıyız.

Otur deyince oturan, düdük sesini duyunca hizaya geçen, değerler yozlaştırılırken susan, bir yanağına tokat atılınca diğer yanağını çeviren, sorumluluktan ürken, tez-sentez oluşturmak yerine reddiyeci-itiraz edici-antitezci bir düşünüş ve duyuşa sahip olan, kendi inisiyatifiyle kendi iradesini harekete geçiremeyen, gergin, karasız, sabırsız, bilinçsiz, duygusuz, dirençsiz bir hayat pratiğiyle, yaşanılan çelişkilere, çatışmalara, millete rağmen oluşan oligarşiye, statükonun beslediği ayrıcalıklı seçkinlere “DUR” diyemeyeceğimizi çok iyi kavramalıyız.

Bu ülkenin asıl sahipleri bütün bir millettir. Ülkeyi kendi malı olarak gören, milleti dinlemeyen, anlamayan, milletle kavgalı olanlar çok kalabalık ve dirayetli insanlar değildir aslında. Bu bir avuç oligarşik şekçinler, en çok da milletin bilincinden, birliğinden, dirliğinden, muhabbetinden, barışı-özgürlüğü- adaleti dileyen taleplerinden ve kurdukları korku imparatorluğuna olan itirazlardan, derin milletin derin muhalefetinden ve isyan ahlakından korkarlar. Ve korkularının sonucuna sebep olacak sorular, adına “millet” denilen uyuyan devi uyandıracak endişesiyle daha bir tedirgin olurlar.

Bir eşeğin hakkını, hukukunu arayan, miting düzenlemek için organize olan bir anlayışa sahip bu toplum, kendisine, adaletin hâkimiyetine, vicdanına, duyarlılığına ve emanetine de sahip çıkacaktır.

Bu millet ve özelde de İslam terbiyesindeki kitleler pasif, tepkisiz bir yaşamı ahlaklanma hakkı ve zamanı yoktur. Bu millet, tüm değerleri için, ahlakı için, saf aklı için, vicdanı için, geleceğin emaneti için, tüm farklı kimliklerin, dillerin, yaşam tarzların, birbiriyle kucaklaşması adına en meşru zeminlerde, sivil, örgütlü, duyarlı erdemli, basiretli bir varoluşu, alışılagelmiş kalıpların dışına çıkabilme çabası, içinde en yaratılış hakikatiyle ifade etmeli.

Alışagelmiş kalıpların dışına çıkabilme çabası “teorik- ontolojik” bağlamında ortaya çıktığında, irade eyleme, eylem de şahitliğe dönüştüğünde , “özgürlük” “isyan” ve “ahlak” daha bir önem kazanmaktadır. Her şeyden önce derin iyiliği, derin vicdanı “öz-gür-lük, isyan, ahlak” çerçevesinde reel pratik iyiliğe ve vicdana dönüştürmeli. Çünkü içte kalan ve dış dünyaya yansımayan, somutlaşmayan iyilik, boynumuza atılan bir ipin ilmiğinden başka bir şey olmayacaktır.

Sorumluluk bilincinde isyan ahlakını oluştururken, teoride sahibi millet olan devletin gerçekte ve pratikte de sahibi millet olmalı. Militarist, bürokratik, yerel kapitalist burjuvanın egemenliği değil, onların ifade ettiği tanımla “sıradan halkın, göbeğini kaşıyan adamın” egemenliğine geçiş ancak sorumluluk bilincinde isyan ahlakıyla sağlanacaktır.

Asil, vakarlı, inançlı, dürüst, adil, özgür, özgün, iradeli, konuşan, yitik kuşaklarıyla tanışık, umudu canlı, açık, şeffaf, araçların isteğine değil amaçların hikmetine duyarlı, devrimci, ıslahçı bir manifesto, ancak “sorumluluk bilincinde isyan ahlakına” sahip yiğitler tarafından yazılabilir ve okunabilir. Çünkü bir eşeğin hak ve hukukunu, hesabını soran-sorgulayan, takip eden bir sorumluluk bilincinde isyan ahlakının çocuklarıyız.

Konuşma vakti gelince susanlar öleceklerdir… Öleceklerdir, çünkü bizi ancak susmak öldürecektir… İsyan ahlakıyla ahlaklanmayan, suskuluğu tercih eden herkes bir çeşit zehri bütün benliğine çeker gibi sessiz ve usulca fakat zavallıca can verecektir… Yaşamak; ancak sorumluluğu bir bilinçli iradeyle büyütürken kendi hür inisiyatifinde yanlışa, haksızlığa “DUR” diyenlerin hakkıdır… Unutulmamalı ki kaybolan eşeğin akıbeti eşeği dert edinen kişiler tarafından bulunarak sonuçlandı. Peki ya bizim akıbetimizi dert edinen birileri çıkmazsa…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir