EVLİLİĞİN RUHİ VE ZİHNİ SÜREÇLERE TESİRİ

EVLİLİĞİN RUHİ VE ZİHNİ SÜREÇLERE TESİRİ

(Terkip ve İnşa dergisi 18. sayı)

İnsan, kadın mıdır, erkek midir? İkisi ayrı ayrı insan mıdır, insanı temsil edebilir mi? Bu soruları soran olmamıştı veya biz karşılaşmamıştık. Haki Bey sordu ve cevapladı; hayır… Erkek veya kadın, yalnız başlarına insanı temsil edemezler, birleştiklerinde insan ortaya çıkar. Yani kadın ve erkek, insanın birer cüzünü temsil eder. Haki Bey çok da net bir misal (delil) veriyor, erkek ve kadın yalnız başınayken çocuk (insan) olmuyor, ancak bir araya geldiklerinde insanın doğumuna sebep olabiliyorlar.
Bu bakış, meseleyi yeniden tetkik etme ihtiyacını doğurdu. Keza İslam ilim müktesebatının, bekarın yarım insan olduğuna tespitlerini daha net anlamaya başladık. Bekarın ibadetinin eksik olduğu beyanı, insan telakkisiyle ilgili temel bir ölçü vazediyordu ama nedense bu meselenin sadece ibadetle ilgili okunması ve anlaşılması (aslında ezberlenmesi) tercih edildi. Ezberlemeydi zira mesele anlaşılınca Haki Beyin tespitleri gibi ne kadar deruni bir manaya işaret ettiği de görülmeye başlandı.
*

Yazar arkadaşların bahsettiği “büyüme” meselesinin ikmal ve intibak olduğu hususu, evlenme için de geçerlidir. Evlilik, tabiatı gereği hem ruhi hem de bedeni ikmal ve intibak meselesidir. Tam da bu sebeple evlilik, insanlaşma sürecinin ikmalidir.
Tedrisatın temel maksatlarından birisi, insanın ikmal edilmesidir. Bedenin ruha intibak ve onun hususiyetlerinin tezahürü için kendini ikmal etmesi, meselenin tabii seyir kısmıdır. Tedrisat süreçlerinin bu seyri takip etmesi, maksatlarından değil, verimlilikle ilgili bir meseledir. Tedrisatın insanı ikmal maksadı, “insan tabiat haritası”ndaki hayvani bölgeden uzaklaşmak ve insani bölgede karar kılmaktır. Evlilik bahsi, bu cihetle ikmal ve insani bölgeye intibak süreçlerindeki ana menzillerden birisidir.
Erkekle kadın arasındaki münasebetin insani şekli, evlilik müessesesidir. Hayvanlarda da karşı cinslerin birbiriyle münasebeti vardır ama bu münasebet müesses bir mahiyet arz etmez. Erkek ile kadının birbirini ikmal etmesi, beraberliğin müesses ve daimi olmasıyla ilgilidir. Bu zaviyeden bakıldığında zinanın bir de hayvani özellik taşıması söz konusudur. Hayvan bedeniyle insan bedeninin birçok ihtiyacı aynıdır, hayvani olanla insani olanın tefriki, ihtiyaçlarda değil, ihtiyaçların karşılanmasının usul ve şeklinde, edep ve ahlakındadır. İnsan cinsi olan erkek ve kadınla, hayvan cinsinin erkek ve dişisinin bedeni ihtiyaçlarındaki benzerlikten başka, insan cinsleri arasında bir de ruhi ihtiyaçlar var. Bedeni ihtiyaçların karşılanmasının usul ve şekli, edep ve ahlakında farklılık olduğu gibi, insanların bedeni ihtiyaçları aynı zamanda ruhi ihtiyaçlarıyla harmanlanmıştır. Evlilikle zina arasındaki fark, aynı zamanda hayvani ihtiyaçla insani ihtiyaç arasındaki farktır. Zira evlilik, sadece bedeni ihtiyaçlarla sınırlı değildir, bedeni ihtiyaçların da içinde olduğu ruhi ihtiyaçlar manzumesini ifade eder.
Hayvanlar umumiyetle cinsi münasebette bulunmak için birbirini tanıma ihtiyacı hissetmez, kaldı ki hayvanların bir kısmında bile cinsi münasebet, aile benzeri bir yapıyla gerçekleşebilmektedir. Zina da aynen öyledir, birbirini hiç tanımayan karşı cinslerin bedeni ihtiyaçlarını karşılamak için birleşmeleridir.
İslam, hakimiyeti altındaki gayrimüslimlerin kendi hukuklarına göre yaptıkları nikahı kabul ediyor, mesela İslam devletin Hıristiyanlar, kendi dinlerine göre Kiliselerinde nikah yapıyor. Buradan anlaşılacağı üzere, evlilik müessesesi, erkekle kadının birlikte yaşamasının insani altyapısıdır. Fakat İslam devleti Müslüman veya gayrimüslim olsun, zinaya müsaade etmiyor. Çünkü zina, hem bedeni ihtiyaçların ruhi (insani) ihtiyaçlardan tecrit edilmiş halidir hem de usul olarak bir ihtiyacın hayvani şekilde giderilmesidir.
*
Evliliğin ruhi ve zihni süreçlere tesiri, insanın kendini ikmal etmesiyle doğrudan alakalıdır. Tamamlanmayan insanın ruhi ve zihni süreçlerinin sıhhatli işlemesi beklenmez. Eksik olan inkişaf ve tekamül sürecine girmez, giremez. Eksik olan önce parçasını arar, kendini tamamlamak ister. Eğer kendisi toplamı temsil etme liyakatinde değilse, parçasını aramaz, parçası olduğu bütünü arar. Evlilik, insanın tabii tamamlanma sürecidir, tabii anlamda eksik olduğunda, kesbi sahada inkişaf ve tekamül sürecine girmesi beklenmez. İnkişaf ve tekamül, tamamlanmış varlığın irtifa kazanmasıdır.
İslam, evliliği, aynı zamanda bir tedrisat merhalesi olarak kabul etmiştir. Talebelik süreci belli bir yaşa kadar bekar olarak devam eder ama bekar birinin müderris olması mevzu bile değildir. Talebe, zaten eksiktir, tedrisatın bir maksadı da insanı ikmal etmektir. İkmal ettikten sonra inkişaf sürecini başlatır. Talebenin belli bir yaşa kadar bekar olması mümkün ve tabiidir. Türkiye’nin modernleşmeden etkilenen kültürel yapısı, talebeliği üniversite diplomasıyla bitirir. Bu yaklaşım tam anlamıyla bir cahilliktir, insanları özellikle cahil bırakmak için geliştirilmiş bir zihni kodlamadır. Üniversiteyi sadece ders kitaplarını okuyarak bitirmenin alışkanlık olduğu günümüzde, bu zihni kodlamanın ne kadar derine nüfuz ettiği daha iyi anlaşılır. Mesela bir talebe fizik bölümünü bitirir, ondan sonra kitap okumaya ihtiyaç duymaz. Okuduğu bölümdeki ders kitaplarının hiçbiri, mesela şahsiyet tasavvurundan bahsetmez, cemiyet tasavvurundan bahsetmez, devlet tasavvurundan bahsetmez, medeniyet tasavvurundan bahsetmez, bilgi telakkisinden bahsetmez, insan telakkisinden bahsetmez, ahlak telakkisinden bahsetmez ila ahir… Bilgi telakkisinden habersiz şekilde “bilim” tahsil eder, insan telakkisinden habersiz olarak “tamamlanmış” olduğu his ve kanaatiyle hayata başlar. Oysa tedrisat süreci ömür boyu sürer; İslam, ilmi, beşikten mezara kadar devam ettirir.
Üniversiteyi bitirip hayata atılanlar bir tarafa, üniversitede kalıp bilim adamı olanlarda bile insan ve bilgi telakkisi olmadığı için, mesela akademisyen olmak için evlilik şartı yoktur. İnsan telakkisi olmadığı için, insanı iki ayağı üzerinde yürüyen varlık cinsi zannederler. Profesörlerin bilgi (ve ilim) telakkisi üzerinde, bir makale yazacak kadar meşgul olmaması ilginçtir. Her biri bir sahada bilim adamı (hatta profesör) olan adamlar, ilim telakkisini merak bile etmez. İlim telakkisinden habersiz bir profesörün, kendi sahasında bilim adamı olduğuna kanaat getirmek nasıl bir sahtekarlıktır.
Eğitimli cahilliğin bu kadar yaygın ve derin olduğu caanım ülkemizde, evliliğin ruhi ve zihni süreçlere katkısını anlatmak oldukça zordur. Öncelikle “bilimsel” değildir. “Bilimsel” değildir, zira batı bilim telakkisi, hayvan bilimi olduğu için, kadınla erkeğin birbirine olan ihtiyacını hayvani seviyede anlar ve karşılar. Böyle olduğu için evliliğin ruhi ve zihni süreçlerle ilgisini araştırmamış ve meseleyi “bilimsel” mevzu haline getirmemiştir.
SELAHATTİN ADANALI selehattinadanali@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir