FATİH ALTAYLI GENEL YAYIN YÖNETMENİ OLURSA

FATİH ALTAYLI GENEL YAYIN YÖNETMENİ OLURSA
Bu ülkede hayret verici çok olay yaşanıyor. Her biri diğerinden daha şaşırtıcı olaylara şahit oluyoruz sürekli. Fakat bir tanesi var ki hepsine taş çıkartır. Fatih Altaylı’nın genel yayın yönetmenliği…
Gazetecilik, halkın haber ihtiyacını karşılamak ve fikir tartışmalarına meydan oluşturmak için yapılan bir meslek. Dahası biz böyle biliyoruz. Biliyorduk. Ta ki Fatih Altaylı genel yayın yönetmeni olana kadar.
Halkın haber ihtiyacını karşılamak için halkı tanımak gerekir. Halkı tanımak için en azından kültürünü asgari seviyede bilmek gerekmez mi? Türkiye’de az sayıda batılılaşmış azınlık dışında herkes, öğle namazının kaç rekat olduğunu bildiği halde, televizyon programında, akıl ve tafra satarak, “öğle namazı şafilerde 4, Hanefilerde 5 rekattır, bilmiyorsan karışma bari” mealinde polis memuruna fırça atan adamdır. O programdan sonra istifanın lafını bile etmeyecek kadar sağlam bir aklı var. Aklı, oturduğu koltuğa beton çivisiyle çakılı olduğu için sağlamlığı hususunda hiçbir şüphemiz yok.
Halka bu kadar uzak ama halka bilgi ve fikir veren bir yayın organının başında. Bu nasıl olabilir? Bir insan bu kadar cahil olduğu halde nasıl o koltukta oturmaya devam edebilir? Kendinin oturmakta ısrar etmesini anlıyorum zira cahil cesareti diye bir şey var. Anlamadığım, patronunun nasıl müsaade ettiği. Kaçınılmaz olarak onun damı cahil olduğunu düşünmemiz gerekiyor? Yahu bu ülkede neyi nasıl düşüneceğimizi şaşırdık.
Bu konuyu cahilliğine verdik ve görmezden geldik diyelim. Ya 23.02.2011 tarihli Habertürk gazetesindeki köşe yazısındaki şu ifadelerini nereye koyalım.
“Rumen yazar Cioran’ın bir cümlesiydi galiba ve her şeyi özetliyor gibi duruyor. Cümle şu: “Her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında dünyadaki kötülük biraz daha artar.” Biliyor musunuz, bence hiçbir diktatör kötü bir şey yaptığını düşünmez, bilmez, zannetmez. Ne Hitler, ne Mussolini, ne de günümüzün diktatörleri.”
“Milyonlarcasının refahının sürmesi için, milyonlarcasının geleceğinin iyi olması için, 400’ü, 500’ü 1000’i ölmüş ne fark eder. O her diktatör gibi her şeyini ulusuna adamıştır. Kaddafi, kendi halkını katlettirirken bu duygular içindedir. Aynı Mussolini gibi, aynı Hitler gibi, aynı Franko gibi, aynı Stalin gibi. Onun içindeki peygamber uyanmıştır bir kere. Dikkatörlerin bilmediği, peygamberler çağının kapandığıdır.”
Batılı bir gayrimüslimin peygamberlikle alakalı ifadelerini iktibas ederek Müslüman bir ülkede halkın peygamberine küfrediyor, hem de alenen. Halkın mukaddes kıymetlerine bu kadar açıktan küfreden adam, halka ihanet içinde değil mi? Ayrı bir dünya görüşüne sahip olabilirsiniz, Müslüman olmayabilirsiniz, başka dinden veya felsefi inançtan olabilirsiniz fakat gazeteyi satmak istediğiniz halkın inandığı peygambere nasıl küfredersiniz? Onu cani diktatörlerle aynı kategoride değerlendirme cesaretini nereden bulursunuz? Ha adamımız cahildi, ondan mıdır dersiniz? Tama da canım bir adama bu kadar müsamaha gösterilmez ki. Bu işin cahillikle bir ilgisi yok, olsa olsa bu ülkedeki Truva atından biridir.
Pekala bunu da misyonuna verelim, misyonu her neyse… 25.11.2011 tarihli yazısındaki şu ifadelere bakın.
“Seyit Rıza bir isyancıydı. Genç cumhuriyete karşı silahlı kalkışma yapan bir grubun lideri, liderlerinden biriydi. Yakalandı. Dönemin hukukuna göre yargılandı. İdam cezasına çarptırıldı. İdam edildi.”
Bu ifadedeki yanlış nerede? Şurada; “Dönemin hukukuna göre yargılandı”. Aklının ve anlayışının seviyesi oraya kadar ulaşıyor. Kanun yanlış mı değil mi, sorgulamıyor hatta merak bile etmiyor. O dönemin hukukuna göre yargılanıp asılması tabii ise, Hitler de kendi döneminin kanunlarına göre Yahudileri gaz odalarında yaktı, Stalin milyonlarca insanı dönemin hukukuna göre katletti, Cengiz Han dönemin hukukuna göre milyonarca insanı şehirleri işgal ettiğinde kılıçtan geçirdi vesaire. Bütün bunlar çok normal ve meşru öyleyse. Fatih Altaylı’nın bir olayı sorgulama derinliği ve çapı bu kadar sığ, yani aklı birkaç santimlik derinliğe sahip. Anlaşılan o ki, iktidarı eline geçiren birisi, beyaz gömlek giyen idam edilir diye bir kanun yapsa ve bu kanuna uygun olarak binlerce insanı idam etse, dönemin kanununa uygun olduğu için hiçbir tepki göstermeyecek. Buna da “hukuk” diyor. Unutmadan bu adam hem genel yayın yönetmeni hem de köşe yazarı.
Anlaşılıyor mu, mesele Seyit Rıza’nın haklı veya haksız olması değil. Mesele konuyu değerlendiren adamın aklının çapı… Bu kadar sığ bir anlayış derinliği ile herhangi bir olayı doğru değerlendirmek kabil midir diye sorulursa, cevabı okuyucular biliyor.
İşin ilginç ve komik tarafı, bu sığ akılla değerlendirmeye çalıştığı olay ile ilgili insanlara akıl verme tavrıdır. O kadar yüksek seviyeden hava atıyor ve insanlara o kadar ahmak muamelesi yapıyor ki, mizah dergisi yerine günlük olarak bir adet Fatih Altaylı hapı (af edersiniz yazısı) almak gülme ihtiyacını karşılamaya kafidir. Şu ifadeler bakın; “Gelelim gelmesine de, geçmişi bilerek tartışmakta ve çözmekte fayda var.” Cümle düşüklüğü gibi hafifmeşrep işlerle uğraşacak halimiz yok fakat adamımızın böyle bir havayla başladığı yazısının ortalarında yukarıda iktibas ettiğimiz ifadelerindeki sığlığı görünce insanın gülmekten başka vereceği her türlü tepki, psikolojisini bozar.
Öğle namazının kaç rekat olduğunu bilmemesini cahilliğine ve başka bir dünya görüşüne bağlı olmasına verdik. Peygamberimize hakaret etmesini, bu toplum içindeki yabancı bir misyon mensubu olmasına verdik. Patronunun bunları önemsememesi, felsefi inanç uyumu içinde olmalarıyla açıklanabilir. Patronunun her ne kadar dünya görüşünü bilmiyorsak da, başka bir açıklama bulamadığımız için o ihtimalin üzerinde durduk. Peki son misalimizde gösterdiğimiz akıl çapı, yaptığı iş için uygun mu? Patronu, Fatih Altaylı’nın akıl çap ve derinliğini anlamayacak durumda mı? Bunu merak etmeli miyiz yoksa iplerini üstlerine atıp, ne haliniz varsa görün mü demeliyiz?
Hep merak etmişimdir, insanları rızıkları neye göre dağıtılıyor diye. Eğer akıl ve zekaya göre dağıtılsaydı rızık, Fatih Altaylı acından ölürdü. Özellikle de medyada bir kuruş kazanamazdı. Fakat Allah yarattığı kullarının rızkını mutlaka veriyor. İnsanlar kendilerinin beceri ve akıllarıyla çalışıp kazandığını zannediyor ama fena halde yanılıyorlar. Öyle olsaydı, birçok olayı açıklamak imkansızdı, Fatih Altaylı vakası gibi…
İBRAHİM SANCAK
İbrahimsancak2011@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir