Ferd Cemiyet Devlet Sarmalında Anayasa

FERD CEMİYET DEVLET SARMALINDA ANAYASA
Esas olan insan… Şubeleriyle söylemek gerekirse, ferd ve cemiyet… Hayat bu parantezde üretilir, gerçekleşir ve yaşanır. Herhangi bir konuda insanı esas almak, hayatı esas almaktır. Hayatı esas almadan insanı esas aldığını söyleyenler, “belli bir insan tasavvurunu” esas aldıkları için hayatı umursamamaktadır. Bu tefekkür altyapısı, nihayetinde, insanı esas almayan noktalara kadar savrulmanın zihni manivelalarını oluşturuyor.
Hayatın iki aktörü var. Ferd ve cemiyet… Bunların dışındaki tüm teşekküller ve yapılar, ferdi teşebbüsün ve cemiyet organizasyonunun neticesi olarak ortaya çıkar. Bu sebeple, asla temel unsur olamazlar. Ferd ve cemiyetin dışındaki herhangi bir teşekküle veya yapıya, temel unsur muamelesi yapmak, insanı tabiatından uzaklaştırır, hayatı tabii mecrasından çıkarır. Ferd ve cemiyet asıl, diğerleri bu ikisinin müştakıdır. Tali olana asıl muamelesi yapmak, zihni sapkınlıktır.
Hayat, temelde iki gerçeklik üretir. “Ferdi gerçeklik” ve “içtimai gerçeklik”… Hayatı da zaten bu iki gerçeklik üretir. Bunların dışında “gerçeklik” arayışı, sanaldır. “Sanal gerçeklik” insan tabiatına ve hayatın tabii mecrasına aykırıdır.
Ferdi gerçeklik, iradidir. Rızaya dayalıdır, gönüllülük esastır. Dolayısıyla kaynağı imandır. İman, ruhi tarafıyla teslimiyet, fikri tarafıyla mensubiyettir. Akli cihetiyle de kabuldür. Dünya görüşü, akli, fikri (felsefi) ve ruhi boyutları ihtiva ediyorsa, iman, bu üç unsura şamildir. Dünya görüşü, sadece akli ve felsefi boyutu ihtiva ediyorsa, iki unsurdan mürekkep bir iman sözkonusudur. Dünya görüşleri hangi çeşit olursa olsun akli boyut ile kabul ve fikri boyut ile mensubiyet üretir.
İçtimai gerçeklik, kabul ile başlayan ferdi (akli) gerçekliğin, mensubiyete (fikri/felsefi) ulaşması ile meydana gelir. Hayatın müşterek alanı, fikri mensubiyet ile üretilir. Akli (ferdi) kabul, tek başına içtimai gerçekliğin üretilmesine kafi değildir. Zihni organizasyon, ferdi gerçeklikte kalırsa, ortaya içtimai gerçeklik çıkmaz. Fakat insan toplulukları mütemadiyen var olduğuna ve var olmaya devam edeceğine göre, bu durumda ortaya çıkan nedir? Sürü gerçekliği…
Sürü gerçekliğinin oluşturduğu altyapı, içtimai gerçeklik oluşturmaz. Bu durumun “ferdi gerçekliğin” alanını genişlettiği zannedilir. Nispeten doğrudur da… Fakat içtimai gerçeklik oluşmazsa ortaya çıkan “insan kalabalığı” ferdi gerçekliğin gelişmesi için uygun bir iklim oluşturmaz.
*
Devlet, arizi bir yapıdır. Ferd ve cemiyet bahsinden önce gelmesi düşünülemez. Ferd ve cemiyetin, hayatı üretmek, yaşanılır hale getirmek ve problemleri çözmek için kurdukları teşekküllerden biridir. Diğer teşekküllerden farkı, en büyük teşkilat olmasıdır. Kıymeti de büyüklüğünden kaynaklanır, mahiyetinden değil… Çünkü mahiyeti, diğer ferdi oluş ve içtimai teşkilatlarla aynıdır. Bir dernek veya bir vakıf veya başka çeşit bir sivil toplum kuruluşu, devlet denilen teşekkülden “mahiyet” olarak daha az kıymetli değildir.
Devlet, ferd ve cemiyet unsurlarından müstakil hale getirildi. Problemin kaynağı tam olarak burası… Devlet insan ve hayattan bağımsızlaştırıldığı için “asıl” unsur yapıldı, dolayısıyla ferd ve cemiyet de devlete mütemmim cüz olarak eklendi. Bu çerçeveyi kırmaz ve dışına çıkamazsak, anayasa ile ilgili yapacağımız tüm tartışmalar, aynı parantez içinde kalır ve şimdiki anayasa ile aynı neticeleri verir. Maddelerinin biraz düzeltilmiş olması, kısmi bir ferahlama sağlarsa da bir müddet sonra yine tıkanır.
Yapılacak anayasanın “başlangıç kısmı” şu manaya işaret edecek şekilde olmalıdır.
“Dünyadaki hiçbir devletin ve halkın üzerinde hak iddia edemeyeceği vatanda yaşayan, son ferdine kadar tüm halk olarak deriz ki; asıl olan, ferd ve cemiyet şubeleriyle millettir. Milleti olduğu gibi kabul ve muhafaza etmeyen tüm siyasi, hukuki ve sair teşekkülleri gayrimeşru sayıyoruz. Sonra asıl olan, milletin yaşamak için ihtiyaç duyacağı vatandır. Vatan, milletin varoluşunun asgari ve hayatı yaşayabilmesinin ön şartıdır. Devlet, millet ve vatandan sonra gelir. Millete karşı hiçbir yetkisi yoktur. Sadece milletin ve vatanın muhafazası ve gelişmesi için vazife ve mesuliyet sahibi büyük teşkilatın adıdır. Millet ile devlet arasında asla ihtilaf meydana gelmez. Eğer millet ile devlet arasında bir ihtilaf meydana gelirse, haklı olan taraf kayıtsız şartsız millettir. Tüm anayasa metni bu istikamette anlaşılır ve yorumlanır. Anayasanın hiçbir hükmü, devleti milletten daha kıymetli sayacak şekilde yorumlanamaz.”
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir