FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-12-TEFEKKÜRÜ İPTAL EDİYOR

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-12-TEFEKKÜRÜ İPTAL EDİYOR

Fethullah Gülen’in kurduğu örgüt yapısında tefekkür için birkaç milimetre kare alan açmadığı, hiç kimsenin tefekküre sevk edilmediği, tefekkürün teşvik yerine engellendiği malum. Hayatın her alanında adam yetiştiren, yetiştirmeye çalışan Fethullah Gülen, her nedense tefekkür insanı yetiştirmek için serçe parmağını bile kıpırdatmıyor. Üniversiteleri işgal etmek için akademik unvanlı bol miktarda adam yetiştirdiği vaka ama onların bilim adamı olmadığını, hiçbir ilmi iddiada bulunmadıklarından, hiçbir ilmi keşif yapmadıklarından biliyoruz.

Örgüt ve fikir meselesinin bir arada değerlendirilemediği bir ülkede yaşıyoruz. Örgütlü olmak fikirsiz olmak manasına geliyor. Yine maalesef fikir sahibi olmak da örgütsüz olmak, ferdi çerçevede kalmak anlamına geldiği gibi… Aslında fikir ile örgüt, birbirine nizam ile hürriyette olduğu gibi vazgeçilmez derecede muhtaçtırlar ama nedense bu iki mesele de paradoks haline getirilmiştir. Biraz fikre bulaşanlar (yarım yamalak) teşkilat ve teşkilatlılık haline uzaklaşmakta, bir örgüt kuranlar da fikri askıya almaktadır. Her hareketin bir noktada tıkanması, tökezlemesi, dağılmasının temel sebebi bu olmasına rağmen, herkes tekrar tekrar bu meselede aynı hataları ısrarla tekrar ediyor.

Fikir, teşkilatlılık hali ve teşkilat örgüsünü bir araya getiremeyenler, ya fikir adamı hüviyetiyle cemiyet ve cemaatlerden müstağni bir ferdi hayat yaşamakta veya teşkilat yerine fikirsiz bir örgüt kurmaktadır. Bunlar birbirinin alternatifi olan iki tercih mevzu değil, birbirinin mütemmimi olan, biri olmadığında diğeri olmayan, bir olmadığında diğerinin sadece iskeleti kalan iki kıymettir. Fikirsiz örgüt, “deli yumruğu” mahiyeti taşır ki fevkalade tehlikelidir. Teşkilatsız, cemaatsiz, cemiyetsiz fikir ise fanus içine alınmış “beyin” gibidir ki, tüm kıymetine rağmen komik kalır.

Fikir sahibi insanların meseleleri istişare etmesi, Türkiye’deki örgüt (teşkilat değil) anlayışına göre “otoriteyi” sarsıcı bir mahiyet taşıyor. Örgütün (veya cemaatin) başındaki adam varken, birilerinin (fikir sahibi insanların) meseleleri istişare etmesi, o adamın otoritesine saygısızlık olarak anlaşılıyor ve baştan fikir adamları tecrit, fikir ise iptal ediliyor. Bu hal karşısında fikir adamları da mecburen içtimai bünyelerin (cemaatlerin, teşkilatların) dışına savruluyor, yalnızlaşıyor, hayattan ve cemiyetten müstağni hale geliyor. İşin garip tarafı fikir adamlarının da bu halden şikayet etmemeleridir, iki yanlış bir araya geldiğinde ortaya çıkan tam bir felaket…

Fethullah Gülen, “mutlak otorite” arayan birisidir. Bu sebeple, gövdesi büyüyen, gövdesiyle mütenasip şekilde beyni de büyümesi gereken örgütünde, fikre ve fikir adamına tahammül edemiyor. Tahammül edemiyor zira otoritesinin sarsılmasını istemiyor.

İnsan kaynaklarını sürekli teknik sahalara sevkediyor, teknik personel (kadro) yetiştiriyor ama tefekkür alanında bir tane bile adam çıkmıyor. On binlerce öğrenciye ulaşan, halkın zeki çocuklarını toplayan Fethullah Gülen örgütü, tefekkür adamı yetiştirmek için örgütsel altyapıya (mesela zeki gençlere ulaşmak gibi) sahiptir. Buna rağmen tefekkür insanı yetişmemesi, hayatın tabiatına ve tabii akışına uygun değil. Buradan anlaşılıyor ki, iradi bir müdahale var, yani Fethullah Gülen, örgüt içine aldığı gençleri, tefekkür alanına özellikle sevketmiyor, fikir adamı yetişmesini özellikle engelliyor. Aksi takdirde, fikir adamı yetiştirmek için gayret göstermesi bir tarafa, hayatın tabii akışına bırakılsa bile binlerce zeki gençten fikir adamı zaten çıkar. Kısacası Fethullah Gülen örgütünde fikir adamı yetişmemesinin sebebi, örgütlü şekilde fikrin önünün kesilmesidir.

*
“Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli eser, İslam’ın en girift meselelerini ele alarak, fikir ve ilmin zirvesi olduğu zannını üretmektedir. Eserin nakil olması, Fethullah Gülen’in dil ve üslubuyla tezyin edildiği için, tefekkür sahibi olmayan örgüt üyeleri tarafından keşfedilemiyor. En derin meselelerde kalem oynatabilen birisi olarak meydana çıkan Fethullah Gülen, örgüt mensupları tarafından Müceddit olarak görüldüğü için, fikrin zirvesi kabul ediliyor ve kimsenin düşünmeye ihtiyaç duymayacağı bir atmosfer üretiliyor. Öyle ya, adam on dört asırdır beklenen Müceddit (veya kurtarıcı veya mehdi veya Mesih filan), öyleyse düşünmek kimin haddine…

Gerçekten etkileyici bir manevra… Adam fikrin zirvesi, hatta tasavvufun zirvesi, o kadar ki İmam-ı Rabbani Hazretlerini tashih(!) ediyor. Bundan gayrısı can sağlığı, yoksa siz belanızı mı arıyorsunuz?

Bir “kıymet”in başına gelebilecek en tesirli musibet, o şeyin sahtesinin “aslı” zannedilmesidir. Fethullah Gülen, müktesebatı naklederek kaleme aldığı kitap vasıtasıyla ilmin ve tefekkürün (ve hatta tasavvufun) zirvesini işgal ettiği zannını uyandırmış, ince bir manevrayla fikrin yerine sahtesini değil, müktesebattan naklettiği aslını ikame etmiş, ikame ettiği kıymet sahte olmadığı için de tenkitlerden korunmuştur. Böylesi görülmemişti, fikrin yerine sahtesinin ikame ettiği misaller yaşanmıştı ama bunlar ifşa edilmiş ve tehlike ortadan kaldırılmıştı. Fethullah Gülen, sahtesini ikame etmek yerine, anlamadığı (zaten anlayamayacağı) müktesebatı, kendi dil ve üslubu ile harmanlayarak nakletme hilesini keşfetmiştir. Sahtelik eserde değil, müessirde olduğu için, eserin tenkidi sözkonusu olmamakta, eser tenkit edilemeyince Fethullah Gülen’in sahtekarlığı ifşa edilememektedir.

Zekice bir yol… İnsanlara gerçek bir altın bilezik satıyor, bileziğin madeni gerçekten altın, işçiliği ise güzel ama imal eden kendisi değil… İnsanlara sunarken de, kendi imali olduğunu söylüyor, böylece büyük bir sarraf olduğunu ve altınlarını kendine getirmelerini istiyor. Bu arada gerçek ustaların eserleri üzerinde bazı tenkit ve tashih yaparak kendini onların üzerinde gösteriyor. Vay canına…

*
Ağır, kıymetli, girift meselelerle ilgilenen, bunun için kitap yazan, kitap yoluyla o konularda ehliyet ve liyakat sahibi olduğunu gösteren Fethullah Gülen, tefekkürün zirvesinde olduğu kanaatini oluşturarak, örgüt mensuplarının üzerinde ağır bir psikolojik baskı kurmuştur. Bu baskı sadece tefekkür üzerinden yapılmış olsa mesele bir şekilde halledilebilirdi, tefekkürle birlikte manevi bir baskı da kurduğu için, mesela Müceddit veya mehdi (veya mesih) olduğu inancı yayılınca, idrak faaliyetinin ruhi ve zihni tüm altyapısı çöküyor ve geriye mutlak itaat kalıyor. Fethullah Gülen, çeşitli yollarla oluşturduğu “büyük adam” imajıyla, futboldan bahsederken bile örgüt mensuplarının kalb ve zihin dünyalarında kainatın sırlarını çözüyormuş hissini uyandırıyor ve tefekkür bitiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir