FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-16-İSTİBDAT USTASI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-16-İSTİBDAT USTASI

Nefs ahlakına sahip kişinin en bariz hususiyeti güçlü karşısında fahişe kadar haysiyetsiz ve iffetsiz itaat, zayıf karşısında ise uçsuz bucaksız bir hakimiyet hırsıdır. Bu hususiyetin en bariz neticesi ise istibdattır.

Fethullah Gülen, niyetini gizlemek, siyasetle iştigal etmediğini ispatlamak, muktedirlere karşı zararsız görünmek için Hazreti Cebrail Aleyhisselama muhalefet edecek iffetsiz, izansız, ilkesiz bir itaatkar, zayıf insanlarla karşılaştığında ise Müslüman olmasına rağmen en şedit, en ölçüsüz bir zalim ve müstebittir.

Bazıları “alim” olduğunu düşündükleri Fethullah Gülen’in böyle biri olabileceğine ihtimal vermiyor. İhanet örgütünün özel eğitiminden geçmiş ve beyinsizleştirilmiş güruh bir tarafa, onların dışında da az sayıda böyle düşünenlerin olduğunu görmek, bu meselenin izahını gerektiriyor. Bu meselenin izahı da, bir önceki yazıda olduğu gibi “nefs ahlakı”nda mahfuz, bu sebeple oradan devam etmek zaruretindeyiz.

*
Nefs ahlakını şahsiyet olarak giyinen kişinin hayat tarzı yoktur, çünkü nefsin kibirde yükselmeyeceği bir zirve, iffetsizlikte ve izzetsizlikte alçalmayacağı bir çukur yoktur. Nefs, asla bir “çerçeve”, bir ölçü, bir mikyas sahibi olmaz, onun için sadece kendisi, kendi varlığı ve varlığının yokluğa karşı mukavemeti vardır. İşin sırrı tam bu noktada gizli…

Ölümden (ve yokluk anlamına gelecek her şeyden) korkan nefistir. Ruh ölümden de bu dünyadaki hiçbir yokluktan da korkmaz. Çünkü ruh, bu dünyaya gelmeden önce mevcuttur, bu dünyada mevcudiyetini devam ettirmektedir, ahirette de var olmaya devam edecektir. Ölüm ruh için değil, nefs içindir, bu sebeple nefis ölümden ve her türlü yokluktan korkar. Bu sebepledir ki ruh, ölüm karşısında, güç karşısında, tehlike karşısında eğilip bükülmez, çünkü korkmaz, çünkü yok olmak onun için sözkonusu değildir. Nefis ise ölümden korkar, yokluktan korkar, zayıflıktan korkar, güçten korkar, tehlikeden korkar ila ahir…

Ruh ölümden korkmadığı, korkması gerekmediği için, şehadet “ruhi ahlak” sahiplerine tahsis edilmiştir. Çünkü şehadet canın ve hayatın Allah için feda edilmesidir ve bu fedakarlık korku ile olmaz. Kaldı ki şehadet, nefsin Allah’a, O’nun beyan buyurduğu ölçüler çerçevesinde kurban edilmesidir. İnsanın güç karşısında eğilmemesi için nefs ahlakına değil, ruhi ahlaka ihtiyacı vardır.

Varoluş çabası (hayat hamlesi), yokluğa karşı bir direniştir muhakkak fakat “varoluş çabasını” nefs merkezinde gerçekleştirmeye çalışmak, çepeçevre korkuyla kuşatılmaktır. Nefs, varoluşu bu dünyada ve bu hayatta görür, anlar ve yaşar. Ölüm nefs için varoluş çabasının bitmesi, hayat hamlesinin tükenmesidir. Oysa İslam’ın “varoluş anlayışı”, insanı ve hayatı nefisten, onun tasallutundan kurtarmak, yani “ölmeden ölenlerden” yapmak içindir. “Ölmeden ölenler” nefsin kesafetinden ve tahakkümünden kurtulur, ruhun letafetine ve hürriyetine kavuşur.

Nefsin varoluş çabasının ilk tezahürü güçlü olmaktır, ne var ki nefis, gücü dünyada arar, Allah’ta değil. İman eden, dolayısıyla gücü Allah’ta arayan ruhtur, nefs dünyaya ait olduğu için, hayatı da dünyada yaşar, gücü de dünyada arar. Nefs varoluş denklemini ve dengesini dünyada aramak zorunda olduğu için, dünyada güçlü olmaktan başka bir hedefe yönelemez. Bir insanın başına gelebilecek en büyük felaket, nefs merkezli bir iç alem inşa etmesidir, nefsini zihni ve kalbi evreninin merkezine alan kişi, kaçınılmaz olarak nefs ahlakına savrulur. Nefs merkezli ve nefs ahlakı çerçeveli bir kalbi ve zihni evren tam bir gayya kuyusudur ki, o kuyuda tek yön vardır, aşağıya doğrudur, çünkü o gayya kuyusu bir girdaptır.

*
Ruh muhabbet merkezi ve merciidir, nefs ise nefret merkezi. Ruh, muhatabındaki ruhu sever, nefs ise muhatabındaki nefsi sevmez. Nefs, sevgi değil, mülkiyet kaynağı olduğu için, muhabbet için değil, malik olma hırsıyla hareket eder. Ruhlar “alem-i ervah”ta tanışırlar, hepsi orada aynı istikamete yönelmiştir, yani iman etmiştir. Bu sebeple mümin ruhu, diğer müminin ruhunu sever, çünkü “alem-i ervah”tan başlamak üzere hiçbir şartta karşı karşıya gelmemişlerdir, sürekli aynı istikamete yönelmiş, kol kola girmişlerdir. Nefs ise hiçbir istikamete yönelmez, onun tek istikameti kendisidir. Kendi kendini hedef haline getirdiği ve kendine yöneldiği için, her şeyi kendi mülkiyeti içine almak ister, kendi dışındaki varlıklarla sadece mülkiyet ilişkisi kurmak ister, kendi bünyesine aldığı her varlık ile birlikte de büyür, azmanlaşır, kibirlenir, güçlenir.

Ruhlar aynı istikamete yönelir, bu sebeple yan yana, kol kola, omuz omuzadır. Yan yana olan ve aynı istikamete bakan varlıklar kavga etmezler, birbirleri üzerinde mülkiyet kurmaya çalışmazlar, aralarındaki münasebeti kendi varlıkları dışında (istikametlerinde, maksatlarında, imanlarında) aradıkları için, aynı menzilde yoğrulur, birbirlerine karşı istiklal ilan etmez, birbirleri üzerinde mülkiyet kurmazlar. Nefisler aynı istikamete yönelmez, birbirine karşı mevzilenir. Karşı karşıya geldikleri için birbirini sevmez, birbiriyle eşitler arası münasebet kuramaz, mütemadiyen birbiriyle hasım olarak yaşar. Bir nefsin başka bir nefs ile münasebet kurmasının tek yolu, onun üzerinde mülkiyet kurmaktır, onun üzerinde tahakküm kurmaktır, onun üzerinde istibdat kurmaktır.

Nefs tabiatı gereği haindir. Muhataplarını önünde diz çöktürmek, hakimiyetini kabul ettirmek, onlar üzerinde mülkiyet kurmak ister ama muhataplarında da nefs olduğu için bunu asla gerçekleştiremez. Hiçbir nefs, başka bir nefs önünde rızasıyla diz çökmez, asla bunu yapmaz. Sadece güç karşısında haince bir diz çöküşü vardır ve mutlaka fırsatını ve sırasını beklemektedir. Bu sebeple nefislere diz çöktüren birisi, pamuk ipliğine bağlı bir hakimiyet sahibidir.

Nefs, karşısındaki nefse diz çöktüremediği, ancak zorla diz çöktürdüğü için, onlara “ruhi ahlakı” telkin eder. Ruhi ahlakın aynı istikamete yönelmesindeki istidat ve güçten faydalanmak ister. Muhataplarını nefs ahlakına değil, ruhi ahlaka davet eder, ne var ki muhataplarında inşa ettiği ruhi ahlakın istikametini kendine çevirir. Bunu yapabilmek için önce kendisi “ruhi ahlak” kisvesini giyer, muhataplarında da ruhi ahlak inşa eder fakat görünmez bir manevrayla ruhi ahlakın istikameti ve nihai menzilini kendinde toplar. İşte insanın en büyük ihaneti…

İnsanın en büyük ihaneti budur. Ruhi ahlak kisvesini giyinen nefsin, ruhun iman ve itaat istidadını kullanarak insanları kendine yönlendirmesi, insan denen varlık cinsinin yeryüzündeki en büyük manevrası ve en büyük ihanetidir. Ve bu ihanet, aynı zamanda insan derunundaki “put imal” etme mekanizmasıdır. Fethullah Gülen, bu manevra ve ihanetin son dönemdeki en büyük ustasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir