FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-18-MİSTİK İSTİBDAT

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-18-MİSTİK İSTİBDAT

Nefs ile ruh arasındaki güzergahta yapılamayacak iş yoktur. O güzergah çok çetrefilli, çok girift, çok müphem olduğu için tehlikelidir. Her anı tehlikelerle dolu o güzergahta seyahat etmek isteyenler sağlam ölçüler, muhkem çerçeve, ufku aydınlatacak bir projektöre muhtaçtır. Ufku aydınlatacak projektör önemlidir zira nereye gittiğinizi görebilmelisiniz, birkaç adım ilerisini gösteren bir el feneriyle yola çıkmak, “rastgele” demektir. Bu durumda bir müddet sonra yolunuzun şeytanın inine çıkması ihtimali vardır ve bu ihtimal zayıf değildir.

İhtiyacımız olan ölçüler Kur’an-ı Kerim, projektör ise Sünnet-i Seniyyedir. Sünnet-i Seniyye, neyi nasıl yapacağımızı gösterir, Kur’an-ı Kerim’in tatbikatıdır. Tatbikatı gösterilmemiş bir din, kitabı üzerinde bitmez tükenmez tartışmaların yapılacağı, usul ve istikamet çizilemeyen nazari metin olarak kalır. Sünnet-i Seniyye konusundaki en küçük zaaf, insanın aklını “sünnet” inşasına kadar götürür, bu halde nefs, peygamberi bile hafife alır, kendini onunla eşit görmeye bile başlar. Sünnet hassasiyeti olmayan “mealcilerin” yaptığı şey budur ve söze “Peygamber bile hata yapmıştır” diye başlar. Önce kendini O’nunla eşitler, sonra da onun yerine geçer ve tatbikatı (yani sünneti) kendisi, kendi aklı ve nefsine göre inşa etmeye başlar. Buraya kadar ki kısım, nefsin ve aklın putlaştırılmasıdır. Nefsi azmanlaşan insan zaten ruhuna ulaşamaz, ruhuna ulaşamayanın imanı dilindedir.

Fethullah Gülen böyle yapmaz, bu kadar açık şekilde din tahrifine yanaşmaz. O zor işlerin adamıdır, Sünnet-i Seniyyeyi reddederek veya onu hafife alarak hitap alanını daraltmaz, kendini tecrit etmez. O, sahih İslam olan Ehl-i Sünneti esas aldığını söyleyerek işe başlar, çünkü dinin tahrife uğramamış ana mecrası burasıdır, hem kalabalıktır hem de esas tahrif edilmesi gereken bizzat o çerçevedir.

Önce herkesin bildiği, bilebileceği, araştırdığında öğrenebileceği ölçülerden bahseder. Bilinen ölçülerden bahsettiğinde hiç şüphe çekmez, herkes Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyeye davet edildiğini zanneder, böylece kendini teslim eder. Problem bu noktadan sonra başlar, kişilerin nefsini zaptettikten sonra teslim aldığı için, karşısında tam bir hamur vardır, istediği gibi şekillendirebileceği…

Bu noktadan sonra ölçülerle oynamaya başlar, ölçülerin sırasını ve yerini değiştirir. Dikkat… Ölçülerle değil, ölçülerin yeriyle oynayan birisidir Fethullah Gülen…

Doğru ölçülerden (İslami ölçülerin kendisinden) bahsetmek, küçük akıl sahipleri için İslam’a davet etmek şeklinde anlaşılır. Ölçülerin sırasını ve yerini değiştirerek farklı bir terkip imal ettiğini kimse anlamaz. Ayet-i Kerime’den, Hadis-i Şerif’ten bahsediyor olması, İslami ilimlerden ve onların usul ve esaslarından bahsediyor olması kafi gelir insanlara. Bu insanların içinde ilim tahsil etmiş olanlarının bile bulunması ve “farklı terkip” işçiliğini anlamaması, Fethullah Gülen’in sinsi maharetinin seviyesini göstermek için kafidir.

Farklı terkip ne demek? Aynı ölçülerden bahsedildiği halde nasıl farklı bir menzile gidilebilir? Sadece İslami ölçülerden (doğru ölçülerden) bahsetmek kafi değil, o ölçülerin bir de mimari yapısı var, doğru mimari plana sadık kalınmadığı zaman farklı terkipler ortaya çıkar. Bu mesele sadece Fethullah Gülen ile ilgili ve sınırlı değil, anti-kapitalist Müslümanlar gibi yani İslami ölçülerden sosyalist anlayışlar üretmek gibi, aynı ayetlere bakıp farklı terkipler yapmak aklın imkan alanındadır. Fethullah Gülen’i farklı kılan, Ehl-i Sünnet çerçevesi içinde olduğunu iddia ederek, bizatihi o çerçeveyi kıran ama bunu da çok sinsi şekilde yaptığı için anlaşılması zor olan maharetidir.

Farklı terkip meselesini bir misal ile izah etmeye çalışalım; bir arabanın parçalarını fabrikasından alan herkes, o arabayı yapamaz. Eksiksiz olarak araba parçalarını elde etmesine rağmen, arabaya sahip olamaz, zira onu inşa ve terkip etmelidir, yani montajlamalıdır. O işin maharetine sahip olmayan birisi için yani doğru anlayış ve derin idrak sahibi olan bir alim veya mütefekkir olmadan araba parçaları üst üste yığılmış bir makine hercümercidir. Tüm parçalar mevcut olduğu için aslında orada bir araba mevcuttur ama onu terkip edecek bir usta olmadığı müddetçe araba yoktur. Eğer o işin maharetine sahip olmayan birisi terkip (montaj) edecek olursa, mesela arabanın tekerlerinin altına değil üstüne yerleştirebilir. “Bu nedir?” diye sorana da, “araba, bak tüm parçaları mevcut, işte tekerleri” gibi bir cevap da verebilir. Evet, tüm parçaları mevcuttur ama yerli yerinde değildir, malzemenin yeri ve sırası değiştirilmiştir, böylece ortaya çıkan araba değil, bir makine yığınıdır.

Aynı kitaba ve aynı peygambere inanan insanların farklı fikirlere savrulabilmesi, farklı terkipler geliştirebilmesi, farklı yollar edinebilmesi mümkündür ve bu ihtimal zaten imtihan sırrındandır. Önce doğru ölçüye ulaşmak (muhatap olmak) sonra da ölçülerin terkibini doğru yapmak gerekir. Ölçülerin sırasını veya yerini veya ağırlıklarını değiştirerek, sayısız terkip ihtimaline ulaşılabilir. Tamda bu sebeple “usul ilimleri” vardır ve idrak yollarını inşa etmiştir. Gelişigüzel muhatap olmanın yolu kapatılmış, nasıl anlaşılabileceğinin usulü işaretlenmiştir.

Fethullah Gülen’in farklı terkip sinsiliğine çok sayıda misal bulunabilir ama herkesin bildiği misalden bahsetmek gereksiz tartışmayı önler. İslam hiçbir şartta kafirle muhabbeti, Müslümanla husumeti emretmez, buna cevaz vermez, bunu mümkün görmez. Ama Fethullah Gülen, buradaki sıralamayı değiştiren, bunu da binlerce bağlısına kanıksatan birisidir. Yaptığı iş, ölçüleri değiştirmek değil, ölçülerin yerini değiştirmektir. Ölçüleri değiştirmediği için ikna imkanı artmakta, insanlar kolaylıkla teslim olmaktadır.

Yerlerini ve sırasını değiştirdiği ölçüler nedir? İslam, adalet mevzuunda Müslim veya gayrimüslim tefriki yapmaz ve adaleti ikame eder. Bu ölçü, bir Müslümana, başka Müslümanlara karşı savaşma hakkı ve salahiyeti vermez, adalet ikame edilir, gücünüz yoksa ifade edilir ve yine Müslümanın yanında olmaya devam edilir. Yani gayrimüslimin hakkı gaspedilmez, mutlaka kendisine teslim edilir ama o kadar… Fethullah Gülen, Türkiye’de ve dünyada Müslümanlara karşı savaşmak için bunun gibi bazı ölçüleri gündeme getiriyor ve oradan gerekçe üretiyor. İslam’ın adalet meselesinde gösterdiği hassasiyet çok yüksek olduğu için, oradan gerekçe devşirmek zor olmuyor, böylece bağlıları da adaleti gerçekleştirdikleri vehmiyle Müslümanlara savaş açmaktan, bu konuda tüm ahlaksızlıkları yapmaktan kaçınmıyor.

Mistik istibdat bu işin neresinde?

İslami ölçüleri kullanıp da farklı bir terkip meydana getiriyorsanız, İslam’dan bahsetmiyorsunuz demektir. Bu durumda geriye kalan şey, mistik bir inanıştır. İslam’ın ölçülerini İslam’ın temel maksadına aykırı şekilde terkip ediyor ve başka maksatlar için kullanıyorsanız, artık başka bir telakki sözkonusudur.

Fethullah Gülen bu işi yaparken, İslam’ın manevi kaynaklarını kullanıyor. İslam’ın manevi kaynaklarını, İslam’ın maksadına aykırı şekilde kullanırsanız, mesela itikafı Sünnet-i Seniyyedeki temel maksada aykırı gerçekleştirirseniz, Hint fakirlerinin yolunu izlemiş olursunuz, onların yaptığını yapmış olursunuz. Mistik muhtevanın nasıl ortaya çıktığı anlaşılıyor olmalıdır. İslam’ın manevi kaynaklarında uçsuz bucaksız bir güç var. O kaynakları İslam’ın maksadına muhalif şekilde kullanmaya başladığınız andan itibaren mistik güçler elde edersiniz.

Önceki yazıda bahsini ettiğimiz gibi, insanların nefsleriyle ruhları arasına bariyer kuruyor, o bariyerin önüne de kendi karargahınızı mevzilendiriyorsanız, İslam’ın manevi kaynaklarını “mistik uygulamalar” haline getirir ve oradan dehşetengiz bir güç devşirirsiniz. Fethullah Gülen’in bağlıları, akıl almaz bir mistik istibdat altındadır, bu mesele anlaşılmadığında ise o istibdadın zincirlerini çözmek kabil değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir