FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-20-İNŞA EDİLMİŞ ZİHNİ EVREN

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-20-İNŞA EDİLMİŞ ZİHNİ EVREN

İnsan zihni nasıldır, bir müminin zihni evreni nasıl olmalıdır, suni zihni evren inşası nedir? Meseleyle ilgili hayati ehemmiyetteki sorular bunlar, bu sorular doğru cevaplandığında Fethullah Gülen meselesi vuzuha kavuşur.

Zihni evren, kalbi evrenden (ve tabii ki ruhtan) doğan mizaç, istidat, mecra gibi mevzularla ifade edilen, nefs, zeka, akıl, hafıza, vicdan, irade, tefekkür, duygu ve benzeri varlık ve vakıaların ikinci doğumunu yaşadığı, kalbi evrenden müstakil hale gelemeyen ama ona karşı muhtariyetini kazandığı mahaldir. İnsanın enfüsi dünyasında meydana gelen varlık ve vakıaların kalpten kaynaklanmasına rağmen kendini gerçekleştirdiği ve insanın doğrudan kullanmasına müsait hale geldiği ana evrene zihin diyoruz. Bu varlık ve vakıaların her biri hem tek tek hem de birlikte kalbe ve ruha irtibatlıdır ve bu irtibat koptuğunda varlığını veya akışını gerçekleştiremez.

Hepsinin kaynağı ruhtur, ruhtan ilk zuhur ettiği mahal ise kalp evrenidir. Ne var ki kalp evrenindeki zuhur ve deveranı akıl farketmediği, anlayamadığı, tetkik edemediği için insan o hususiyetlerin ilk tezahüründen habersizdir. Kalbi evrendeki tezahür ve deveranı kuru akıl değil de “akl-ı selim” biraz zorlayarak farkedebilmekte, ruhi-kalbi inkişafı gerçekleştiren tasavvuf mecrasında ise “ruhen bilmek” marifetiyle bu meselelere vakıf olunmaktadır. “Ruhen bilmek”, ruhun zeka, akıl, şuur (akl-ı selim) ötesindeki idrakidir ve ruhun vasıtasız idraki denebilir. Ruhun vasıtasız idrakini ancak ruh bilir, ruhun bildiğini bilecek kadar kalbini tasfiye, nefsini tezkiye, zihnini tesviye edenler, meselenin künhüne vakıf olma imkanına kavuşmaktadır.

Fethullah Gülen, bağlılarının iç alemini sadece zihni evrenle sınırlı şekilde kuruyor, böylece nefs ile ruh arasındaki koridoru kapatıyor. Zihni evren, zekanın, aklın, vicdanın, duygunun, iradenin, tefekkürün tezahür sahasıdır, hiçbirinin kaynağı burada değil, tamamının kaynağı kalbi evrendedir. Zihni evren ile kalbi evren arasındaki koridoru kapattığı için, derinleşme asla mümkün değil, mesela aklın akl-ı selim haline gelebilmesi için ruhi-kalbi kaynağa inmesi sözkonusu değildir. İmanı olduğunu zanneden bir insanın, Yahudi’yi Müslümana tercih etmesi, buna ikna edilebilmesi için yapılması gereken ilk iş, imanın (sureta iman) kalbi-ruhi kaynağı ile irtibatının kesilmesi, zihni evrenle sınırlandırılması ve sadece bilgi üzerine kurulması gerekir. Sadece bilgi üzerine inşa edilen iman, bilgi üzerinde yapılabilecek istismar, farklı (ve yanlış) terkip, maksadına muhalif kullanma gibi tüm menfiliklerden etkilenir. Bilgi üzerinde yaptığınız manipülasyonla imanın muhtevasını değiştirebilir, Yahudi’yi Müslümana tercih eder hale getirebilirsiniz.

Kalbi evren inşa edilemez, belli bir usul içinde tasfiye edilebilir ama suni bir inşa faaliyetine konu yapılamaz. Zira insanların kalplerine nüfuz etmek kimsenin istidat ve iktidarında değildir. Kalp korunmuştur, bu sebeple bir insanın kalbine iman yerleştirmek, yani hidayet etmek imkansızdır, ancak ve sadece vesile olunabilir. Netice olarak, suni şekilde kalp temelli insan iç alemi inşa etmek mümkün değildir. İnsan kendi kalbini açmak ve kapatmak ihtiyarına sahiptir, bir insanın kalbine zorla girilemez. Buna mukabil zihni evreni suni şekilde inşa etmek kabildir çünkü bir insanın zihni evrenine rızası dışında girmek mümkündür.

Yalan söyleyebilme imkanı zihni evrende bulunur, kalbi evrende yalan söylemek imkansızdır. Zihni evren nefsin tasallutu altındadır ve aklın faaliyet alanıdır. Akıl nefse bağlı olarak meydana gelir, nefsin tezkiyesine ve keskin zekaya sahip olan insanda akl-ı selimin inşası mümkündür ve akl-ı selim ruha bağlanır. Nefs nispeten de olsa tezkiye edildiğinde iman da güçleneceği için ruhun yolu açılır ve akıl, kendisinden doğduğu (zuhur ettiği) ruha ulaşır ve onun özellikleriyle bezenerek kuru aklın ötesine geçer. Akl-ı Selim, ruh ile münasebetini iman vasıtasıyla kurduğu için, yalan da söyleyemez, bu sebeple takiyye sözkonusu olmaz.

Nefs yalanı dert edinmez, sadece menfaatini, arzularını takip eder. Arzu ve iştihasını yalan ile gerçekleştirecekse, yalan söylemekten kaçınmaz. Zaten nefs ruhun en kalın perdesidir, ruh ise hakikatin temsilcisidir. Küfür, hakikatin üstünü örtmektir, nefs tabiatı gereği ruhu perdelemekle küfrün temsilcisi haline gelir. Bu sebeple küfür nefse, iman ruha ait bir hususiyet ve temayüldür. Mümin olduğunu söyleyen bir insanın takiyye yapması, nefsini ne kadar zapt altına alırsa alsın, zihni evrenden aşağı inemediğini, nefsin seviyesinde yaşadığını, aklı aşıp akl-ı selime çıkamadığını gösterir. Takiyye, bilgi üzerindeki en derin ve en alçakça manipülasyondur, istismardır.

Meselenin sırrı, zihni evren ile kalbi evren (ruh) arasındaki irtibatı koparmak, nefs ile ruh arasındaki güzergahın ortasına karargah kurmak ve insanın kendi ruhuna ulaşmasına mani olmaktır. Bu yapıldığında zihni evrenler inşa edilebilmekte, dolayısıyla robot insanlar yetiştirilebilmektedir.

*
Suni zihin inşasında ön şart, zihnin ruh ile irtibatını kesecek bir itimat merkezinin kurulmasıdır. Mutlak itimat (ve tabii ki itaat) merkezi kurulduğunda, kişinin merkezi kendi dışına taşınmış olur, böylece ruha ihtiyaç duymaz hale gelir. Suni zihni evren inşası, merkezi dışarıda insan imal etmektir, merkezi dışarıda olan insan artık kendisi olmaktan çıkar ve bir robot haline gelir.

Suni zihin inşası, “ölmeden önce ölmek”tir. Ölüm ruhun kabzedilmesi, bedenden kalıcı olarak ayrılmasıdır. Ölmeden önce ölmenin ise iki yolu var, birisi rahmani diğeri şeytani yol… Rahmani yol, nefsin tezkiyesi, kalbin tasfiyesi ile birlikte ruhi hayata geçiştir, buradaki temel mesele nefsin tezkiye edilerek insanın “varlık”tan yani dünyadan arınmasıdır. Şeytani yol ise, ruha ulaşan yolun tıkanması, nefsin de zapt altına alınması, böylece insanın iç alemindeki iki “merkez”in yok edilmesi ve dışarıdan bir merkeze bağlanmasıdır. Ölmeden önce ölenler, ya rahmani yolda istikrar kesbederler veya şeytani yolda… Nefsini zayıflatıp ruhunu güçlendiren tasavvuf, “ölmeden önce ölenleri” rahmani yolun yolcusu yapar, nefsini zayıflatıp ruhu ile irtibatını kesen Fethullah Gülen ise şeytani yolun yolcusu yapıyor. Suni zihni evren inşası, insanların ruhsuzlaştırılmasıdır. Ruhsuzlaşan insan, sureta insandır ve insanın hakikati olan ruhtan uzaklaşmıştır.

İnsanın hakikati olan ruhtan uzaklaşmak, topyekun varlığın “hakikat”ine asla ulaşılamayacağını gösterir. Çünkü insan kendi hakikatini keşfetmeden varlığın hakikatini keşfedemez, kendi hakikatinin peşine düşmeden “hakikat”i arayamaz, kendi hakikatini bulmadan “hakikati” bulma imkanını elde edemez. Hakikate giden yol insanın kalbinden geçer ki, rehberi ruhtur, ruhunu kaybeden insan hakikatini kaybetmiştir, hakikatini kaybeden ise insan olmaktan çıkmış, tabiaten (sureta) insan haline gelmiştir. Hakikate muhatap olmak ise münhasıran insana ait kılınmıştır, insanda hakikate muhatap olacak unsur ise bizatihi ruhtur.

*
Keskin (yüksek) zekalarda suni zihin inşa edilemez. Akıl inşa edilebilir, bu sebeple istenilen şekilde inşası kabildir. Suni zihin inşa edildiğinde, o evrende aynı zamanda bir akıl inşa edilmiştir ki, suni zihnin taşıdığı tüm hususiyetlere sahiptir. Oysa zeka doğuştan ne durumdaysa ölüme kadar o haldedir ve inşa edilmesi, geliştirilmesi, geriletilmesi sözkonusu değildir. Bu sebeple zeka muhakkak soru sorar. Ne var ki ortalama bir zeka, suni zihin inşası ile perdelenebilmekte veya sorabileceği sorular güçlü ve derin olmadığı için suni zihni evren içinde cevaplanabilmektedir. Yüksek zekalar ise hem baskı altına alınamazlar hem de basit cevaplarla ikna edilemezler.

Yüksek zeka sahibi insanlar çocukluktan beri suni zihin inşasına tabi tutulsalar bile, keskin zeka bir müddet sonra o suni evreni yıkıyor. Yüksek zeka, ruhuna ulaşana kadar tatmin olmayan, ruhuna ulaşacak yolu da bulamadığında sahibini öldüren (intihar eden) bir özelliğe sahiptir. Batılı filozofların çoğunluğunun çıldırması ve intihar etmesinin sebebi, içine doğdukları kültürel evrende ruha ulaşma yolunun olmamasıdır.

Fethullah Gülen’in suni zihin inşa ettiğinin en sağlam delili, yüksek zeka sahibi insanlara uygulanamamasıdır. Kadrolarının içinde deha ve yüksek zeka sahibi kimsenin bulunmaması dikkat çekicidir. On binlerce insana ulaşmış bir örgüt, en yaygın olduğu eğitim alanındaki müesseseleriyle ulaştığı ve seçtiği yüksek zekalı öğrencileri elinde tutamamakta, eğitim sürecinin farklı safhalarında bünyeden ayrılmaktadır. Bir fikir ve hareket, belli seviyenin üstündeki insanlara hitap ve onları ikna ederek saflarına katamıyor, istihdam edemiyorsa orada ciddi bir sıkıntı var demektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir