FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-5-FİKİR KABIZLIĞI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-5-FİKİR KABIZLIĞI

Fethullah Gülen bir konuda çok mahir, fikir ile dil ve üslubu öyle bir harmanlamış ki, birbirinden tefrik etmek fevkalade zor. Zaten tabiatı gereği fikir ile dil ve üslup birbirine nüfuz etmiş halde bulunur ve zaten tabiatı gereği bunların birbirinden tefriki zordur. Bu sebeple bazı fikir ve ilim adamları hak etmedikleri şöhrete sahip olmuşlardır. Fethullah Gülen, meselenin tabiatındaki zorluğu iyice girifleştirmiş, dil ve üslubunun içinde fikri arayıp bulmayı çetin bir mesele haline getirmiştir.

İslam’ın on dört asırlık müktesebatından ulaşabildiklerini almış, onları kendi dil ve üslubuyla ifade etmiş, kadimden beri müzakere edilen meseleleri kendi fikriymiş gibi ifade etmiştir. Müktesebata vakıf olanların farkedip, hırsızlık (intihal) ile ithamından korunmak için sık sık nakil üslubuna müracaat etmiş, nakil yaptığını gizlememiş ama her konuyla ilgili kendi fikri varmış gibi davranmaktan da kaçınmamıştır. Oysa “Kalbin zümrüt tepeleri” isimli dört ciltlik kitapta, dört adet orijinal fikir yoktur. Çok büyük bir iddia gibi görünen bu beyan, müktesebata aşina olan ve dil ile üslubu muhtevadan ayırabilenlerce anlaşılabilecek bir özelliktir.

Mesela kitabın üçüncü cildinde “Ruh” bahsini ele almış, mevzua elli beş sayfa (sayfa 137-192 arası) ayırmış, eski Yunan’dan yakın tarih filozoflara, İslam kelamcılarından tasavvuf havzasına kadar ruh ile ilgili kimlerin neler söylediğini nakletmiş, meselenin sonlarına doğru kendine ait şu fikri beyan edebilmiştir;

“Evet, her zaman nefsani arzuların frenlenmesi; gönlün marifet, muhabbet ve aşk u şevkle şahlanması ve diyanetin hayata hayat olması ölçüsünde ruh, adeta bir ahiret üveyki ve bir melek haline gelir. Aksine, hayatın beden ve cismani arzulara bağlı yaşanması nisbetinde de ruh zaafa uğrar, kalb renk atar, his-şuur kirlenir ve sır da sesini duyuramaz olur. Sözün özü; hemen her zaman nefsaniliğin güç ve hakimiyeti, ruhaniliğin felç olmasını; ruhun kıvamını koruması da nefsin teslimiyet ve tezkiyesini netice vermiştir/vermektedir. (Cilt-3, sayfa-182)

Bu paragraf, meseleye dair hiçbir fikri olmayan bir insanın, buna rağmen bir şeyler söylemek zorunda kalmasından kaynaklanan, dil ve üslup hakimiyeti de iyi olduğu için, muhtevasız bir şeyler söyleme maharetinden ibaret bir metintir. Zaten başka bir şey beklemiyoruz ama bu tür ifadelerin, dil ve üsluptan ibaret bir metin olduğunu anlamayan, dil ve üsluba nüfuz edemediği için bunları fikir zanneden insanlar nezdinde kıymetli olduğunu bildiğimiz için, bu çalışmayı yapma ihtiyacı hissettik.

Fethullah Gülen’in, ruh gibi “müphem alana” mahkum edilmiş bir bahiste ciddi fikirler beyan etmesini tabii ki beklemiyoruz. Ruhun tabiatı ve mahiyeti hakkında kelam etmek, müphem alanda sabitlenmiş ve ne tamamen “malum” ne de tamamen “meçhul” alanda bırakılmış bahsi izah etmek Fethullah Gülen gibi nakilcilerin işi değil. Fakat nakilci olduğunu itiraf etmeyen, imal-i fikirde bulunduğu zannını uyandıran, bu zannı inşa etmek için fevkalade bir gayret sarfeden Fethullah Gülen, kendine ait fikir beyan etme zaruretiyle kıvranmakta ama fikir ve ilim adamları için turnusol kağıdı mahiyetinde olan ruh gibi mevzularda bocalamaktadır.

Ruh meselesinin müphemlikle sarmalandığını, hakkında çok az şey “bildirildiğini”, mahiyetine dönük kesin bilgi olmadığını biliyoruz. Fethullah Gülen de biliyor, yaklaşık elli beş sayfalık kısımda bu noktayı sıklıkla tekrarlıyor ve bazılarının bu hususa dikkat etmediği için ana mecradan saptığını söylüyor. Buraya kadar güzel, mesele de tam olarak burada düğümleniyor. Ruh gibi bir mevzu, tabiatı ve mahiyeti cihetiyle değil, tesirleri ve tezahürleri cihetiyle tetkik edilir. Fethullah Gülen, meseleyi sadece naklettiği, vakıf olmadığı için, ruhun nasıl tetkik edileceğini de bilmiyor ve tetkik edilebilir sahaya dair tek bir kelam etmiyor. Nakletmekle o kadar meşgul ki, meseleye vukufiyetini gösterecek tek bir cümle kurmaktan aciz zira meseleye vakıf değil.

Ruh meselesinin, fikir ve ilim adamları için seviye ve derinlik gösteren merkez mevzulardan biri olduğunu bildiği için, dört ciltlik kitabında en fazla sayfayı ona tahsis etmiştir. Gerçekten ruh ile ilgili bir şey söylemeyen insanların fikir ve ilim adamı olduğu iddiası komiktir. Fikir ve ilim, “malum alanda” değil, müphem ve meçhul alanda terakki eder. Meçhul alan, keşif ve terakki sahasıdır ve “mutlak meçhul” alanın sınırına kadar ilim ve fikrin fetih sahasıdır. Müphem alan ise, meçhul alanda keşfedilen ama tertip ve izaha muhtaç mevzuların mayalandığı, harmanlandığı, tahlil ve terkibe tabi tutulduğu, oradan da malum alana nakledildiği sahadır. Ruh, hakikati meçhul alanda tutulan, tezahür ve tesirlerini malum alanda gerçekleştiren, bu hüviyeti de daim kılındığı için müphem alana hapsedilen bir varlıktır. Malum alandaki tesir ve tezahürleri tetkik edilebilen, meçhul alandaki hakikatine kadar ulaşılamayan, müphem alanda “anlar gibi” olabileceğimiz bir varlık…

Fethullah Gülen, en fazla sayfa tahsis ettiği ruh bahsinde tek cümle kurmadan, kendinden öncekileri hesaba çeken, bu ameliyeyi de yer yer doğru şekilde yapan, tetkik edilebilir sahada ise hiçbir şey söylemeyen bir yaklaşım içinde. Bununla beraber ruh hakkında çok şey söylediği zannı uyandırmıştır.

Fikir hırsızlığı, sadece başkalarının fikirlerini çalmak ve kendi fikriymiş gibi pazarlamakla olmaz. Bir konuda fikir sahibi olmayan kişinin, fikri olduğu kanaatini oluşturacak her teşebbüs fikir hırsızlığıdır. Fethullah Gülen, başkalarının fikirlerini de çalmıştır ama esas fikir hırsızlığını, “fikri olduğu zannı” uyandırarak yapmıştır. Ruh bahsinde net şekilde görüleceği üzere, kendinden öncekilerin bir kısmı için doğru şeyler söylememekle itham ederken, kendisi hiçbir şey söylememekte, bunu da ustaca gizlemektedir.

Ruh hakkında “selef”in yolunun takip edilmesini tavsiye etmektedir ki bu noktada haklıdır. Lakin ruh meselesi o kadar mühim ve müessirdir ki, tesir ve tezahürlerini tetkik etmek şarttır. Zira ruhun tesirlerini, tezahürlerini ve istidatlarını tetkik etmediğimiz takdirde, hayatın hiçbir sahasını tanzim edemeyiz, hiçbir meselesini izah edemeyiz, hiçbir problemi de çözemeyiz. Çünkü biz materyalist değil, ruhçuyuz.

*
Hürriyet gibi girift bir mevzuda ancak üç sayfa doldurabilmiş, onların da bir kısmını nakletmiştir. Oysa hürriyet, hayatın her sahasında lazım bir mefhumdur ki, hukuk, ahlak ve edep çerçevesinde her meseleyle ilgilidir, öyle ki iktisattan siyasete, idareden devlete, cemiyetten ferde hayatın her sahasında her dem lazım olan, kanunu ona göre yaptığımız, ahlaki ölçüyü ona göre ayarladığımız, edep tavrını ona nispet ettiğimiz bir merkezi mevzudur. Hürriyeti idrak ve izah edemediğimizde, imanı, iradeyi, kaderi, hesabı (cezayı) izah etme imkanımız kalmaz.

Bu kadar girift ve hayatın tamamına şamil olan bir bahis hakkında fikri olmayan bir insanın, “Seyr-ü süluk”, “Fenafillah”, “Arş”, “Akl-ı Evvel”, “Hakikat-i Muhammediye” gibi bahisleri anladığını düşünmek, Fethullah Gülen’in fikir hilesine yakalanmaktır.

Fethullah Gülen, hürriyet bahsine şu paragrafla giriyor;
“Meşru her isteğin, herhangi bir engelle karşılaşmaması gerçekleştirilmesi.. veya herhangi bir baskı, mahkumiyet, boyunduruk altında bulunmama hali.. ya da seçme, seçilme ve hareket serbestisi şeklinde yorumlanan hürriyet, ister düşünce tarihi, ister hukuk açısından üzerinde en çok yazı yazılan ve söz söylenen bir mefhum.” (İkinci cilt, sayfa 14)

Lügat manalarını zikrettiği bu paragrafın sonunda, “…üzerinde en çok yazı yazılan ve söz söylenen bir mefhum” diyor ama nakillerle birlikte üç sayfadan fazla bir şey söyleyemiyor. Şu paragraf da kendine ait olan ve meseleye ne kadar sığı baktığını gösteren tespit;

“Hürriyet; insan vicdanının önemli bir rüknü sayılan iradenin en esaslı rengi, en ehemmiyetli fakültesi ve en hayati bir buudu olarak Allah’ın insanoğluna en müstesna ihsanlarından biridir. Bu büyük ve müstesna ihsan, İslam literatüründe, ferdin kendi haklarına sahip olması şeklinde tarif edilmiştir ki; vuzuhu biraz da aksinin kavranılmasına bağlıdır.” (İkinci cilt, sayfa 14)

Sürekli meselelerin çevresinde dolanıyor, meselenin kendine ait bir şey söylemiyor, söyleyemiyor. Ama ustaca manevralarla çok şey söylediği hissini uyandırıyor. Kendinin zirve eseri olan Kalbin zümrüt tepeleri, en yoğun, derin ve şümullü fikir imal ettiği zannedilen çalışmasıdır ve bu eserdeki mühim meselelere bakışındaki sığlık dikkatli gözlerden kaçmıyor. Ruhla ilgili hiçbir şey söyleyemeyen birisinin hürriyet ile ilgili bir şey söylemesi zaten beklenmez.

*
Okursa katkısı olsun diye hürriyet bahsiyle ilgili kısa bir izah yapalım.
Ruh, baki tabiatının neticesi olarak fani olana karşı kesintisiz bir mücadele içindedir. Hayat, baki olan ruhun, fani olana karşı bedeni kaim ve daim kılmak için her dem gerçekleştirdiği “hayat hamlesinin” tezahürü ve neticesidir. İrade, nihai tahlilde, fani olana karşı ruhun hayat hamlesinin akılla mezcedilerek şekillenmesidir. İman, muhtevası Allah ve Resulü tarafından tayin ve tanzim edilmiş “mana nizamı”nın, ruhun tabiatındaki temayülüne “istikamet” olarak zerkedilmesidir. Bunların mücmel ifadesi olarak hürriyet; ruhun, baki hüviyetinin fani aleme karşı izhar ve ikame ettiği iman muhtevalı hayat hamlesinin, fikir ve fiil alemindeki serbestliğidir. Bu izahlar aynı zamanda İslam’ın insan telakkisini de çerçevelemektedir.

*
Bu bahsi, ruh ve hürriyet meselesiyle sınırlı tutmak gerekmez. Fikir veya ilim adamları için “ölçü” sayılan çok sayıda konu var, zaman, mekan, varoluş ila ahir… Ne var ki Fethullah Gülen’in fikir kabızlığını göstermek için kitabındaki tüm mevzuları tetkik etmek lüzumsuzdur. İki temel mevzu üzerinden meseleyi anlatamıyorsak zaten anlatma imkanımız yok demektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir