FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-9-MİSTİK MERKEZ İNŞASI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-9-MİSTİK MERKEZ İNŞASI

Müslümanın istikametini tayin eden ana mevzular ve alametler şöyle sıralanabilir; itikatta tevhid, anlayışta terkip, tatbikatta vahdet…

İtikat, meselelerin meselesidir ve Müslümanın imanı tevhidedir, tevhid üzeredir. İdrak bahsinde ise meselelerin meselesi terkiptir, terkip marifetiyle bir taraftan tecrit ve tenzih güzergahına yükseliriz diğer taraftan parça fikirlerden ve parça fikirlerin savruluşundan kurtularak bütünlüğe, vahdete, tevhide ulaşırız. Tatbikatta ise esas olan mesele Müslümana husumet tevcih etmemektir, Müslümanlar arası husumeti izale ve vahdeti temin etmektir. Müslümanlar sadece Müslümanlara hasım olan Müslümanlık iddiasında bulunanlara karşı husumet beslerler ki onlar fitnenin ta kendisidir.

İslami ölçüleri istismar etmek, onları Müslümanlara karşı kullanmak, manevi karargah inşasının alameti değil, “mistik merkez” inşasının delilidir. İstikamet bellidir, itikatta tevhid, anlayışta terkip, tatbikatta vahdettir. İslam’ın hiçbir ölçü ve düsturu bu istikametin dışında bir yol arayışının mazereti, delili, gerekçesi olamaz. Herhangi bir kişi, ne kadar İslam’dan bahsederse bahsetsin, bu istikameti şaşırmışsa, bu istikametin dışına çıkmışsa, bu istikameti umursamaz hale gelmişse, İslami ölçüleri istismar ederek “mistik merkez” inşa etme çabasına girmiştir. Bunu bilerek yapıyorsa “hain”, bilmeden yapıyorsa ahmak ve gafildir.

İtikatta tevhide yönelmeyen, yönelişinde küçücük bir zafiyet olan şirke düşmüş veya düşme tehlikesiyle sarmaş dolaş olmuştur. Anlayışta terkip maharetine sahip olmayanlar, toplayamazlar aksine dağıtırlar, cem edemezler aksine savururlar, nizami bir çerçeveye ulaşamazlar aksine zihni ve fiili kaosa sebep olurlar. Niyetleri saf ve samimi olsa bile, beyanları ve halleri İslam’ın maksadına muhalif neticeleri doğurur. Tatbikatta vahdeti gözetmeyenler, cemiyet ve ümmet inşa edemezler aksine cemiyet ve ümmetin bünyesine sirayet etmiş birer fitnedirler veya fitne istidadı taşırlar.

*
Fethullah Gülen, “Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli eserinde İslami meselelerin en kıymetlilerini ve giriftlerini mevzu edinmiştir. Bu meselelerin aynı zamanda tasavvuf bahisleri olduğu dikkate alınırsa, manevi karargah inşa etmek için uygun bir (haşa) malzeme niteliği taşıdığı anlaşılır. Kıymetli meseleleri kitabına almakla, o meselelerdeki kıymeti iktisap etme çabasına girmiştir. Eserdeki meselelerin “tevhid mevzuları” olduğu dikkate alınırsa, itikatta tevhide yöneldiği, hatta o meselelerle ilgili müktesebatın tevhide aykırı olan veya görünen kısımlarını tashih(!) ettiği hatırlanırsa, itikat ve tevhid bahsini önemsediği görüntüsü ortaya çıkar. “Görüntüsü” diyoruz zira istikametin diğer iki unsuru, şahsında ve örgütünde görünmeyince, tevhidi önemsediğini düşünmek kolay olmuyor.

Kitapta açıkça görülen tertip ve tasnif zafiyetine bakınca, terkip maharetinin ve gayretinin olmadığı anlaşılıyor. Terkip kaygısı, istikamet endişesinin mütemmim cüzüdür zira terkip yoksa dağınık halde bulunan mevzuların çok çeşitli yollarla istismar edilmesi imkanı mevcuttur. “Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli dört ciltlik eserin özellikle son iki cildindeki mevzuların terkip dışı olduğunu ifade edelim, onlar umumiyetle tecrit ve tenzih mevzularıdır. Hususen tenzih mevzularında terkip değil de tertip ve meratip gayreti esastır ve mühimdir. Zaten tecrit ve tenzih mevzularında tertip ve meratibe riayet etmeyen veya bunu yapamayan kişi, anlayışta, fikirde, ilimde terkip hamlesini gerçekleştiremez. Tenzih mevzularındaki tertip ve meratip, fikir ve ilimdeki terkibin hem kaynağıdır hem de bunların güzergah ufkundadır. Tenzih meselelerinde tertip olmayınca, diğer meselelerde terkip imkansıza hale geliyor ki, Fethullah Gülen’in hayatında terkip bahsi ve cehdi pek görünmüyor.

Fethullah Gülen, itikatta tevhide yöneldiği görüntüsünü maharetle veriyor ama anlayışta terkip istidadını gösteremiyor, tatbikattaki vahdet meselesine gelince tamamen istikametten ayrılıyor. Müslümanlarla değil, gayrimüslimlerle vahdet içine girdiği, bunu da hiç dert etmediği, hatta bu husustaki tenkitlere dönüp bakmadığı biliniyor. Türkiye’de Müslümanlarla hiçbir yakınlık kurmadığı, hiçbir meselede beraber hareket etmediği, hiçbir Müslüman cemaat ve hareketi umursamadığı herkesin malumudur. Ne yazık ki bundan ibaret değil, yurt dışında da hiçbir İslami hareketle beraberlik kurduğu, onlara yardım ettiği bilinmiyor. İsrail’e olan muhabbetinin binde birini, örgütünün dışındaki tek bir Müslümana yönelttiğine şahit olan yok.

*
İstikametin ana unsuru olan bu üç mevzu ve alamet yoksa istikametten bahsetmek muhaldir. İstikamet yoksa “Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli eserindeki “tevhid” ilgisi nedir? Can yakıcı soru işte bu…

Tevhid, terkip ve vahdet çizelgesi yoksa, tevhitten bahsetmek, manevi karargah (merkez) kurmak için değil, “mistik merkez” kurmak içindir. Kıymetli meselelerle ilgilenerek itibar kazanmak, girift meselelerle ilgilenerek, istikameti bulandırmak, tertip ve terkipten uzak durarak istismar için uygun vasat hazırlamak… Evet, itiraf etmek gerekir ki zekice bir manevra…

Anlayıştaki terkip zafiyetini ve tatbikattaki ihanetini perdelemek için tasavvuf meseleleri (tevhid) ile ilgilenmiş, girift meselelerde avladığı insanları muhtelif isimlerle zikredilen (mesela mürşid, insan-ı kamil, kutup, gavs gibi) büyük adam olduğuna ve her hal ve beyanının “anlaşılmaz” derinlikte hikmet ihtiva ettiğine inandırmıştır. İslami meselelerden hareketle “manevi karargah” kurduğu vehmini üreterek, asında bir mistik merkez (veya mistik şahsiyet) inşa etmiştir.

*
Mistik şahsiyet, doğu kültüründe insanüstü bir varlıktır. Pagan batı kültüründe doğrudan insan gibi tanrılar, insan-tanrılar, yarı insan yarı tanrılar vardır, birbirine tam tekabül etmese de kadim doğu kültüründe de mistik şahsiyetler mevcuttur. Doğu kültüründeki mistik şahsiyetler, yer yer tanrılaştırılmıştır ama tanrılaştırılmayanlar da, bir şekilde insanüstü özellikler kazandırılmıştır.

Fethullah Gülen, bir İslam ülkede yaşadığı için muhatapları Müslümandır. Müslümanlara İslam’dan başka bir kıymet sunamayacağı, İslam’dan başka bir mevzu anlatamayacağı, İslam’dan başka bir meşruiyet kaynağı bulamayacağı için, İslam’ın en mühim, en derin, en girift meseleleriyle ilgilenmiş, oradan bir itibar ve statü (manevi makam) devşirmek için uğraşmıştır. Ne var ki sadece tatbikattaki ihanetlerine bakıldığında, yapmak istediği tek işin mistik merkez ve şahsiyet inşasından başka bir şey olmadığı görülmüştür.

Manevi şahsiyet ile mistik şahsiyet arasındaki farkın anlaşılması şart. En derin sadakatle bağlanılan bir manevi şahsiyet bile, Müslümanlara karşı İsrail ile işbirliği yaptığında, çevresinde bir tane mürid kalmaz. Ama bir mistik şahsiyet, İslam’a apaçık aykırı olan bir beyanda bulunduğu ve fiili gerçekleştirdiği halde çevresindeki insanlar ondan şüphelenmezler, ondan ayrılmazlar, onunla yollarını ayırmazlar. Mistik şahsiyet, bağlı olduğu temel ölçüleri ihlal edebilir, onları değiştirebilir, yeni ölçüler koyabilir ama manevi şahsiyet, bağlı olduğu temel ölçülere riayette en dikkatli, en sadık, en halis insandır. Bu tiplerin (mistik şahsiyetin) İslam tarihinde ve günümüzde en yaygın misali, Şia akımıdır ve Şia’nın ruhban sınıfıdır. Dinin temel esaslarını değiştirebilme salahiyeti olduğuna inanılan ruhban sınıf, manevi şahsiyet değil, tam aksine mistik şahsiyettir. Fethullah Gülen, dinin esaslarında reform yapan (dinler arası diyalog, Yahudi ve Hıristiyanların cennete gitmesi ila ahir), tatbikatta ise tamamen ihanet eden bir şahsiyettir. Buna rağmen çevresindeki insanların en küçük tereddüt ve şüphe duymaması, manevi şahsiyet değil, mistik şahsiyetle karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.

Mistik şahsiyet inşasında “Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli eseri merkezi bir mahiyet ve kıymet taşıyor. Diğer eserleri mistik şahsiyet inşasında olsa olsa boşluk dolduran hafriyat kadar ehemmiyet arzeder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir